Türkiye`nin En Önemli Sorunu: Siyaset Kurumu. | Karamandan.com - | Karaman Haber

Türkiye`nin En Önemli Sorunu: Siyaset Kurumu. | Karamandan.com - | Karaman Haber

17 Aralık 2018 Pazartesi
Türkiye`nin En Önemli Sorunu: Siyaset Kurumu.

Aslında bu soruya verilecek  o kadar çok diğer yanıtlar var ki! .

İşsizlik, 

Gelecek kaygısı, 

Eğitim, 

Terör, 

Geç gelen ve kaplumbağa hızında işleyen adalet,

Taraflaştırılmış ve baskı altına alınmış yargı, 

Son yıllarda kadınlara karşı artan şiddet, 

Gelir dağılımındaki eşitsizlik, 

Sürekli gelen zamlar ile yaşam pahalılığı, 

Yatırımlardaki azalış, 

Üretim toplumundan tüketim toplumuna geçiş,

Kutuplaşma kendinden olanı dışlama,

Yolsuzlukla mücadeledeki yetersizlik,

Kamudaki bürokratik engeller, 

vd. sürüp gider...

Kısacası sorunlar yumağı haline gelmiş bir Türkiye ve bizlere çözüldü denilen ama halen çözülmeyi bekleyen sorunlar.

Peki bu sorunlar niye önlem alınmadı da bu kadar içinden çıkılmaz bir duruma gelindi? 
Hem tüm bunların sorumlusu, çözüm bulmak yerine soruna sorun katarak bu durumlara getiren 'Siyasiler' değil midir?
Eğer Türkiye'de sorunların çözümü için yetki verilen siyasetçiler, kendi cepleri ile partilerinin çıkarlarını gözetmek yerine yurttaşlarının vede ülkelerinin çıkarlarını gözetmiş olsalardı bugün şuankinden çok daha iyi yerlerde olunmaz mıydı?

Türkiye'de siyasetçilere duyulan güven sıfırın da altında desek abartmamış olmayız çünkü istifaya zorlananları gördük ama kendiliğinden istifa eden siyasetçileri hiç  göremedik.

Şu bir gerçek;

"Türkiye geri kalmis değil, bilinçli bir şekilde geri bırakılmış bir ülkedir."  Ve bunda AtaTürk'ten sonra günümüze kadar gelen tüm devlet yöneticilerinin payı vardır.

Şöyle.

Her seçilen hükümet, her atanan bakan kendi düşüncesine göre bu ülkenin 'Eğitim Düzenini' şekillendirmek istediği için, ayrıca geçmişte 'Köy Enstitüleri' tarafından uygulanan 'iş için iş içinde eğitim' türünden uygulamalı eğitim değilde ezbercilik dayatıldığı için, bugün eğitim kurumlarımızda bilimsel buluşlar yapılamıyor, uluslararası sıralamada en sonlarda sürünüyoruz.

"Yurdumuzun dağlarında, kırlarında, bayırlarında en uç köşelerinde kendi başına açıp solan çiçek bırakmayacağız" diyordu MEB ilk bakanlarından vede Köy Enstitüleri'nin kurucularından Hasan Ali Yucel.

Günümüzde görebiliyor musunuz artık ülkesinin çıkarlarını kendi partisinin çıkarlarından üstün tutan, yeri geldiğinde siyasi geleceğini hiçe sayıp partisi ile genel başkanıyla ters düşen bir siyasetçi?

İstiyorlar ki; okuyup araştırmayan, sorup sorgulamayan, eleştirmeyen söylenen her şeye kanan koyun gibi bir toplum olalım.

Bakın, bu ülke Nato'ya girdiğinden bu yana hep dışardan yönetiliyor. Ülkeyi yönetecek olanlar dışardan ayarlanarak, dışardan beslenen basın kuruluşları yoluyla pohpohlanarak  bizlere seçtiriliyor.

Bu ülke, beceriksiz vede çıkarcı siyasetçiler yüzünden 90'lı yıllarda zamlarla yatırılıp zamla kaldırılırken, mali buhrandan çıkarılıp mali buhranlara sokuldu. 

Günümüzde 2000'lerden sonra ise 'Özelleştime' adı altında ülkeye katma değer sağlayan kuruluşlar satılarak tümüyle dışarı bağımlı hale getirildi.

Sonuçta bu;

"Bu ülkenin parası kimin cebine gidiyorsa geleceği de o cebin içinde" demek değilde nedir? 


Turkiyede siyasiler bizlerin gazını almak için hep söylerler; Türkiye'nin coğrafi üstünlüğü vardır, üç kıtanın birleştiği yerdir, genç ve dinamik nüfus yapısı vardır falan diye. 

İyide coğrafi üstünlük varsa, İskandinav ülkelerine gitseniz günboyu donar titrersiniz, hava bir türlü kararmaz, hiçbir ticaret yolunun üzerinde de değiller ama  çalışkan vede dürüst siyasetçiler sayesinde kişi başı yıllık 50 bin doların üzerinde gelir düzeyini yakalamışlar.
Türkiyenin genç ve dinamik nüfus yapısının bir üstünlük olduğunu söylerler, nüfusu adam akıllı eğitemedikten sonra işsizler ordusunu şişirmekten başka bir işe yarıyor mu? 

Sanıyoruzki dünya bizim etrafımızda dönüyor, herkez bize imreniyor, herkez bize hayran. 

Biraz gerçekçi olalım. Ayaklarımız yere bassın.

Bakın terör yüzünden gözümüzden sakındığımız çocuklarımız yıllardır toprağa düşüyor bu ülkede, beceriksiz vede dışa bağımlı siyasiler yüzünden.

Bilinçli seçmen, el pençe durmak yerine yetki verdiklerinden hesap sorar.

Gerçekleri görelim artık. 

Ağır sanayiniz yoksa ne kalkınabilirsiniz nede sözü geçen bir ülke. 

Ufacık Hollanda'nın Yurt dışı Satışı Türkiye'yi dörde katlamışsa, "Diğer ülkeler imreniyor" deyimi kendi kendinizi avutmaktan başka bir şey değildir.

Çocuklarımıza iyi bir eğitim vermeden ülkemizin geleceğini güvence altına alamayız.

Siyasetin amacı ülkeye hizmet etmek, yurttaşlarının yasam kıstaslarını yükselterek, ülke sorunlarına çözüm bulmaktır.

Oyüzden düşünürlere göre güçlü bir devlet olmak için:

Konfüçyus`a göre devlet liyakata önem vermelidir.

Platon`a göre devlet adaletli olmalıdır.

Farabi`ye göre faziletli, İbni Haldun`a göre akıllı, 

Montesquie`ye gore devlet 'Güçler Ayrılığını' benimsemeli,

Rosseau`ya göre devlet özgürlük ve eşitlik haklarını koruyan/toplumsal sözleşmeye uymalı,

Kant`a göre yasalara uymalı,

Marks`a göre paylaşımcı olmalıdır.  

Son olarak, kalıcı bir çözüm isteniyorsa, seçmenler siyasilerin sözlerine değil yaptıklarına/eylemlerine bakmalıdır.

Çünkü demokrasiler yukarıdakilerin aşağıdakileri değil aşağıdakilerin yukarıdakileri denetlediği, hesap sorduğu bir düzendir. 

Onların karşısında ezilip bükülmeyelim aksine hesap soralım.

Kalın Sağıcakla.

Okunma : 1279