Toplumsal dönüşüm mü, Siyasal dönüşüm mü? | Karamandan.com - Karaman Haber

Toplumsal dönüşüm mü, Siyasal dönüşüm mü? | Karamandan.com - Karaman Haber

09 Ağustos 2020 Pazar
Toplumsal dönüşüm mü, Siyasal dönüşüm mü?

Mübarek Ramazan ayının sonuna yaklaşırken, 63' üncü Hükümeti kurma görevi Sayın DAVUTOĞLU’na verildi. Memlekette nasıl bir koalisyon kurulur/kurulacak, hangisi hayırlı/hangisi şerli olacak tartışmaları sürerken, bazı medya organlarında artık bu ülkede İslamcılık var/yok tartışması gündeme taşınırken, Uygur Türklerine yapılanlar tartışılırken, Tayland Hükümeti eleştirilirken, Boko Haram örgütünün cinayetleri sıralanırken, Suriye’de İŞİD/DEAŞ/DAEŞ uygulamaları, PYD-ESED-İŞİD işbirliği kazanı kaynatılırken… Bir şeyler sürekli gözlerden, düşünce ufkumuzdan uzaklaştırılıyor. Hatta tamamen unutmamız için her şey yapılıyor desem mübalağa olmaz.

Küreselleşmiş dünyada bana ne!cilik döneminin bittiği, neme lazım, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışının artık çok yanlış sonuçlar doğuracak kadar etkisinin olduğu bir küçük YER oldu DÜNYA.

Adını; özgürlük ve demokrasi, serbestlik ve yaşam kalitesi, çağdaşlık ve medeniyet(!), hak ve özgürlük vs., vs. koydukları bir anlayışın, insanlık tarihinin gelecek dönemlerinde nelere mal olduğunu, vaziyet böyle giderse şahitlik edecekler göreceklerdir.

Bu anlayışın insanlar arasında yerleşmesini isteyen ve bunun için yıllardır mücadele eden güruh, bugün geldiği noktadaki memnuniyetinin keyfini çıkarmakla meşgul. Bu uğraş ve memnuniyetten en çok etkilenenler başta Müslümanlar ve mazlum halklar/milletler olmakla birlikte, -geçmişte helvadan put yapıp acıkınca helvadan putlarını yiyenler gibi- kendi varlık sebepleri olarak gördükleri halkları da bu memnuniyetten müslümanlar ve mazlumlar kadar etkilenmiştir/etkilenmektedir.

Düşünme ve akletme gücü tamamen veya büyük oranda elinden alınan toplumların, özgürlük mücadelesi yapamayacakları ve özgürlüğü; -katiline aşık olan maktül- şeklinde anlayacaklarını çok iyi bilen bu düşünce üreticileri bu anlayışı toplumları kontrol etme ve yönetme konusunda en önemli silah olarak kullanmışlardır. Kullanmaya da devam etmektedirler.

Bu gün başta müslüman toplumlar olmak üzere, bütün toplumların sanal bir put üretmesi ve bu putun yüceltilmesi, yüceltildikçe kendilerinin alçaldığı bir duygu dünyasının insanları sarıp sarmalaması bu insanları öyle mutlu ediyor ki anlatamam.

Allah düşüncesinin insanların zihin dünyalarından tamamen çıkartılmak istenmesi yada etkisiz eleman olarak algılatılması, insanların kendi içlerinde sahte bir cennet ve cennetin belki de dünyada oluşturulduğu ve ölümden sonrasında böyle bir hayatın olmayacağı evhamına kapılmasına hatta hayat tarzı olarak benimsenmesine neden oldu.

Bundan dolayı bu gün özellikle müslüman toplumları oluşturan fertler özü ve sözü doğru olmaktan uzaklaştılar. Görüntüleri ve düşündükleri farklı olmaya başladı. Mevlana’nın “ya göründüğün gibi ol, ya olduğun gibi görün” olarak ifade ettiği ahlaksızlık örneğini sergilemeye hatta daha ileri giderek yaşam biçimi olarak benimsemeye başladılar.

Kalplerine henüz tevhid inancı, Allah’ın birliği, ilah ve rabblık konusunda tek olduğu düşüncesi yerleşmediği halde, geleneksel anlayıştan mütevellit bazı islami kuralların/emirlerin yerine getirilmesi bu anlayışın bizi getirdiği noktadır.

Bu gün bir toplumun bozulması veya bozulmadan ayakta kalması, o toplumdaki ANA! Düşüncesinin ölüp/ölmemesine bağlıdır. Batılı ülkelerde çocuk doğurma yerine köpek beslemenin temel mantalitesi budur.

Analık düşüncesinin öldürülmesi iki şekilde cereyan etmektedir. 1.si: Analık unsurunun baş aktörü kadındır. Kadınlık öldürülerek bu yapılmaktadır. Yani kadın çalışma hayatının tamamen içerisine çekilerek çocuk yetiştirmekten uzaklaştırılmaktadır. 2.si: Doğurganlığı elinden alınmakta ve erkekle her konuda yarıştırılmakta ve yukarda da değindiğimiz gibi çocuk sevme pisikozu yerini başka sevmelere terk etmektedir.

Bu günlerde dikkat ediyorum, çarşı pazarda dolaşan insanlara öyle bir haleti ruhiye içerisindeler ki, varlık sebepleri sadece kendileri ve kendi akıl ve becerileri ya da diğer meziyetleri. Oysa ki, Müslümanlar; şunu müslüman olmakla kesin kabul etmişlerdir ki, varlık sebepleri ve bu dünyada yapıp ettiklerinin tek sahibi/yaratıcısı ALLAH’tır. Allah izin verdiği sürece vardırlar, Allah izin verdiği sürece konuşabilirler, Allah izin verdiği sürece bir şeyler üretebilirler. Allah,sız bir yaprak bile kımıldamaz.

Mübarek ramazan ayının son demlerine doğru yürürken bir çok insanın oruç tuttuğunu fakat sadece bununla yetindiğini gözlemliyoruz. Ağzından küfür eksik olmadığını, işçisine-çalışanına haksızlık ettiğini, hakaret ettiğini, kadınların nerdeyse çıplak dolaştıklarını, Allah’ın evlerinizde erkelerinize karşı süslenin emrini yanlış anlayıp, tam tersi süslenerek sokağa fırladıklarını, alış-veriş yaparken hak ve adaletten öte daha çok nasıl kazanırız hesabını yaptıklarını.

O Allah ki; adil, ilah, rabb, vedud ama intikam sahibi de, cennet ve cehennemi var, hesap görücü, hem de hesap görenlerin en hayırlısı. O zaman bu müstağnilik niye? Niye hiç kimse Allah’ın hitabını üstüne alınmaz, alınmaz da kendi kafasına göre bir din yaşama gayreti içerisine girer. Yoksa Allah yanlış mı yapmıştır HAŞA! Bu nedenle midir, yeniden insanoğlu kendine göre düzenlemiştir dini ritüelleri. Benim dinim yani, Benim dinim! ENE…

Okunma : 4039