Tatlıcı Baba | Karamandan.com - | Karaman Haber

Tatlıcı Baba | Karamandan.com - | Karaman Haber

24 Mart 2019 Pazar
Tatlıcı Baba

“Baklava yiyen kız waffle yiyen kızı döver” diye yazmış arabasının camına, muzibin biri.

Sofra kültürümüzün önemli lezzetlerinden olan tatlılar temelde iki gruba ayrılır: Şerbetli tatlılar ve sütlü tatlılar…

Hemen hemen herkesin sevdiği ama kilo alma korkusu ve diyabet başta olmak üzere bazı hastalıklardan dolayı uzak durulan o tatlı tatlar. Özellikle de “tehlikeli üç beyaz” olarak nitelenen malzemelerden ikisini yoğun şekilde içinde barındıran şerbetli tatlılar. Yemekten önce mi yoksa yemekten sonra mı yenmesi gerektiği konusunda ciddi tartışmalar sürerken kimseyi üzmemek adına her iki zamanda da yenmesi gerektiğine inanmaktayız. 

Şerbetli tatlılar hamur işi ürün olup genelde fıstık, ceviz, fındık, kaymak ve peynir ile zenginleştirilip lezzetlendirilmektedir. Şerbetli bu tatlıların sütlü tatlılara göre daha ağır olduğu genel kaidedir. 

Şerbetli tatlılar sınıfında olmayan lakin kadim kültürümünüz mühim tatlılarından olan sütlaç, zerde, keşkül, kazandibi, kaymaklı un helvası ve çam fıstıklı irmik helvası önemli lezzetlerimizdendir. 

Şerbetli tatlıları genelde; oturmasını, kalkmasını, konuşmasını, edep ve erkânı bilen beyefendiler tercih ederler. Hanımefendiler içinde ise şerbetli tatlıları tercih edenler şu tiplerdir: Doğum günü, sevgililer günü, evlilik yıl dönümü gibi özel günlerin gereksiz olduğunu düşünen ve bundan dolayı eşine hiç sorun çıkarmayanlar… Ayrıca evlendikten birkaç sene sonra düğünde yapılan birçok masrafın gereksiz olduğunu düşünen, alınan birçok eşyanın fuzuli olduğunu anlayıp “şimdiki aklım olsaydı böyle davranmazdım” diyen hatta kına gecesi ile adı “bindallı” olan kıyafet konusunda eleştirel düşünmeye başlayan hanımefendiler de tercihlerini şerbetli tatlılardan yana kullanırlar. Ve bu hanımefendiler şerbetli tatlıların en sadık müşterileridir. 

Kadim kültürümüzden olmayan sütlü tatlı türlerinin müşterileri ise şunlardır: Yemesi kolay olduğu için bebekler, dişleri dökülmüş ihtiyarlar, çikolatalı çeşitleri olduğundan dolayı çocuklar, özel günler kavramına inanıp o günlerin hatırlanmasından çok mutlu olan kızlar… Ayrıca üzerine giydiği kısa ve dar pantolonuyla milletin içinde diz çökerek tek taş yüzükle evlilik teklifinde bulunan, ayakkabısını çorapsız giymiş oğlan çocuklarının tercihleri de bu yönde gelişir ya da gelişmek zorunda kalır. En azından bir süreliğine…

Usta ellerden çıkan a kalite baklava, kadayıf, künefe ve bunların türevleri olan sarma, bohça, dürüm, şöbiyet, sütlü nuriye, kuşgözü, sacarası, billuriye, fıstıkzade, cennet çamuru, katmer, ekmek kadayıfı gibi tatlılar dışındaki şekerli hiçbir gıdayı tatlı hesabına almayan birisi olarak waffle yemeye davet edildim. Bu tatlının isminin “w” harfi ile başlamasından birazcık da şüphelendim. Hiç “w” harfiyle başlayan tatlı mı olur? Tatlıcıya vardığımızda masaya oturduk ve bize sayfalar dolusu menü, kodlanacak bir kâğıt ve bir tane de tükenmez kalem verdiler. Ortam o kadar süslü ve kasvetliydi ki ruhuma işkence ediliyor; bir an evvel o mekândan ayrılmak istiyordum. Menüye istemsiz şekilde göz gezdirirken tatlı çeşitlerinin ismi “çikolata aşkı, meyve aşkı” diye gidiyordu. Kodlanacak kâğıtta ise meyvelerin, çerezlerin, sosların isimleri ve isimlerin yanında da işaretlemek için kutucuklar vardı. İlave ücret karşılığında ek malzeme koydurtabiliyormuşsun tatlının üzerine. Tostlu, çikolatalı, rengârenk soslu, tropikal meyve dilimli, bonibonlu ve jelibonlu bu tatlıyı yemenin bürokratik engelini aşmak için “ben okuma yazma bilmem, çay yok mu” diyecektim garsona, bizi mekâna götüren hemen devreye girip “aşklı” çeşidin birinden sipariş verdi. Kısa süre sonra ise önümüze çocuk mamasına benzer, üzerine kürdan marifetiyle bayrağa benzer bir şey dikilmiş ve malzemeleri birbirine karışmış vaziyette bir tatlı kondu. Tatlının içinden sürpriz yumurta da çıkacağı ihtimaline karşı pürdikkat haldeydim! Fark etmem de sürpriz yumurtanın içindeki oyuncağı kapsülüyle beraber yutarım diye. Yutmak mesele değil de; kapsülün içeride açılması ve içinden çıkacak oyuncağın teferruatlı bir şey olmasıydı asıl tehlike. Gönülsüz şekilde tadına bakarken İç Anadolu insanı olarak sofrada ekmeği çok tükettiğimi hatırlayarak garsona “hamurundan biraz daha getirir misiniz” demek istedim. Lakin hem davet edenden hem de garsondan utandım. 

Daha sonra yanımıza elinde dört asgari ücret kadar fiyatı olan cep telefonu ile bir garson geldi ve fotoğrafımızı çekmek için müsaade istedi. Fotoğrafı ise işyerinin sanal ortamdaki sayfasına koyacakmış. Tabi biz müsaade etmedik. Garsonun elindeki dört kameralı, kavisli ekranlı, bir sürü çekirdekli, pahalı mı pahalı telefonu görünce aklıma E. F. SCHUMACHER’in şu sözleri geldi: “Rasgele veya bol keseden harcamak bir zorbalık eylemidir. Kendi kendini sınırlama ilkesini tanımayan her eylem, şeytan işidir”. Sanal ortam paylaşımı gibi ameller ahir zaman insanını öyle bir ifşa ediyor ki; mahşerde organlarımızın aleyhimize şahitlik etmesine gerek kalmayacak sanırım. Mahşerde organları dile gelmeyen yamulmuş bir insan görürseniz bilin ki bizim dönemde yaşayan birisi. Çağdaş veya çağdaşımız da diyebilirsiniz. Modern diye isimlendirilen bu çağda yazı kültürünü bırakıp tekrar mağara resimleri dönemi olan prehistorik döneme dönmeyi sağlayan instagramcılar bu hususta başı çekeceklerdir muhtemelen.

“Yazı medeniyettir, yüksek kültürdür. Söz yerine görselin yaygınlaşması tersine gidiştir, gerilemedir” dedi, Ömer SEVİNÇGÜL abimiz.

“Fotoğraf çekmek hayatı reddetmenin bir biçimidir, yaşantıyı fotografik olanla sınırlı tutmaktır. Güzelliği ruhumuza nakşetmek yerine zamanda donduruyoruz kamerayla; böylece bir deneyim ânı, bir gelişme imkânı sonsuza dek kaybediliyor. Kamera imgesi, yaşanmakta olan ânı bizden çalıyor. Sanal âleme dikkat ederken gerçek âleme dikkat kesilmek zor” dedi, Kemal SAYAR. 

Bunları duyan meczup ise kendi kendine şöyle mırıldandı: “Özeleştiri yapmayan, bol bol özçekim yapar”.

Waffle, supangle, profiterol, tiramisu, trileçe gibi tuhaf isimleri olan ve büyük ünlü uyumu başta olmak üzere dilbilgisi kurallarına muhalefet eden tatlı türlerine karşı özellikle de ismen bizdenmiş gibi görülen “gelin çantası” adlı tatlılarına karşı; yaşasın baklava, kadayıf, künefe ve kadlava (altı kadayıf üstü baklava olan tatlı). Ayrıca seni hiç unutmayız! Cebimizde az para olduğunda bile ulaşabildiğimiz o meşhur “halka tatlı”.

Not: 07.03.2019 tarihinde saat 14:30’da Yazar Ömer SEVİNÇGÜL’ün konferansı olacaktır. Mekân ise KMÜ Ömer HALİSDEMİR Salonu. Bekleriz! Unutmayınız!
 

Düzenleme : 06 Mart 2019 18:42 Okunma : 1511