Sorma Ne Haldeyim | Karamandan.com - Karaman Haber

Sorma Ne Haldeyim | Karamandan.com - Karaman Haber

03 Aralık 2020 Perşembe
Sorma Ne Haldeyim

Bu günlerde ruh halim, beste ve güftesi Sezen Aksu’ya ait “Gün Ağarınca Boynum Bükülür, Dalarım Uzaklara Gönlüm Sıkılır” diye başlayan Uşşak şarkıdaki gibi.

“Sorma ne haldeyim,
Sorma kederdeyim,
Sorma yangınlardayım
Zaman zaman.
Sorma utanırım,
Sorma söyleyemem,
Sorma nöbetlerdeyim,
Başım duman.”

Evden çıkamamaktan değil bu ruh halim. Bir gezide değilsem, bir yerde bulunma zorunluluğum yoksa, evden çıkmazdım. Evcimenim, evinde rahat edenlerdenim. Yanımda kitaplar olsun, günlerce kıpırdamadan oturabilirim.

Kederlerde olma nedenim, koronadan ölenler arasında sevdiğim insanların bulunmasıdır. Tanıdıklarım arasında koronadan tedavi görenlerin olmasıdır. Dünyada yaşanan genel hoşnutsuzluktur.

Koronadan ilk ölüm haberini aldığım kişi, çocukluk arkadaşım Mustafa’nın eniştesi, yeğenim Yahya Gülşen’in kayınpederi, Kılbasan’ın eski belediye başkanlarından dayımın torunu İbrahim Baykara’nın amcası  İsmail Baykara oldu.

Kılbasan’ın ilk terzilerinden olan ve köyümün en nezaketli kişisi olarak gördüğüm İsmail abi, umre dönüşü karantinaya alındığı Konya’da vefat etti. Hollanda’da yaşayan kızı, damadı ve torunları cenazesine bile gelemediler.

İsmail Baykara’ya, son görüşmemiz olacağını bilmediğim ziyaret sırasında “Abi sen asil bir insansın, nezaketlisin. Seni hep böyle hatırlıyorum” diyerek iltifat etmiştim. İyi ki söylemişim, içimde kalırdı.

Gerçekten öyleydi. Eşi daha naiftir. Yeğenim Yahya’nın beni Hollanda’da misafir ettiği günlerde, iki güzel kızının ve oğlunun saygılı, kibar hallerini görünce, “Çocuklar dedelerine ve anneannelerine çekmiş olmalı” demiştim.
Allah rahmet eylesin. Yakınlarına başsağlığı dilerim.

Selman Orman:
Dobralığın ve Güleryüzün Simgesi

Koronadan İstanbul’da hayatını kaybeden bir başka yakınım Selman Orman oldu. Selman, Karaman’dan çok erken ayrılsa da onu tanımayan çok az kişi vardır. Bir ayağı Karaman’da olanlardandı.

Selman’ın babası, diş doktoru Bayram Orman’dı. Genç yaşta vefat eden Bayram Orman, gerçek bir hayırseverdi, yoksul babasıydı. Karaman’da herkesin tanıdığı, hürmet ettiği, sevip saydığı bir insandı.

Selman’ı en çok güzel gülüşüyle hatırlayacağım. Suratının asık olduğu halini hiç görmedim. Yüksek sesle konuşur, kahkahayla gülerdi. Arkadaşlarının en uzun boylusu, en kilolusuydu. En belirgin özelliği ise dobralığıydı. Buna rağmen kimseyi kırmadı, kırıldıysa da bunu belli etmedi.
Bazı insanlar kendi içlerine çöker, kendini deşer. Selman sanki böyleydi.

Selman, kardeşim Şaban’ın dostuydu. Dostluklarını hiç  lekelemediler. Selman’la tanış olmamız, kardeşim nedeniyledir.

Selman, Ankara’da Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde okudu. Yukarı Ayrancı’daki öğrenci evlerine birkaç kez uğramıştım. Ev arkadaşlarından biri Aziz’di, geçen yıl rahmetli oldu. Aziz, tiyatro okudu, Devlet Tiyatroları’na girdi, ordan emekli oldu.

Aziz de Erken Gitti

Selman’ın ev arkadaşlarından sadece Aziz’le irtibatım devam etti. Bilet bulamadığım her oyun için Aziz’i arardım. Bilet bulamazsa loca ayarlardı. Bende çok hakkı vardır. Zor günler geçirdi. O zor döneminde ziyaret etmiştim. Şeref Güç’le birlikte gitmiştik. Aziz, adı gibiydi. En son Karşıyaka’da amcasının cenazesinde görüşmüştük. Tekirdağ’da olduğum günlerde evinde vefat etmişti. Allah rahmet eylesin. Cenazesinde bulunamadım.  Aziz’in ailesi geçen yıl peşpeşe ölümler ve acılar yaşadı. Hepsine sabır dilerim.
Maalesef acılara ortak olunamıyor. Her acı, sahibine yapışık yaşıyor, kanser hücresi gibi. Ateş düştüğü yeri yakar. Ne kadar doğru. Tolstoy Usta ne demiş:
“Acı duyan canlıdır, başkasının acısını duyan insandır.”
İnsan önce his’tir, hissiyattır, duygudur. Duyarlılık insanı inceltir.

Selman’ın Karaman Lisesi’nden arkadaşlarının sadece isimlerini vereceğim;
Levent, Mahmut, Sami, Raziye, Hatice, Adviye, İlhan, Şaban, Ali, Seyfiali, Şenel, Fatma, Nurşen, Bülent.
Bu grup birbirini tanır, bunları da Karaman’da tanımayan azdır.

Selman’ın Ankara’daki ev arkadaşları ise, rahmetli Aziz, Osman, Kürşad, İskender ve Feridun’du.

İsimlerini verdiğim ve hatırlayamadığım tüm arkadaşlarına ve sevenlerine başsağlığı dilerim.

Selman Orman, mezuniyetinden sonra Çeşme’de ünlü bir meşrubat grubunun distribütörlüğünü yaptı. Sonra İstanbul Büyükçekmece’de Beyaz eşya ticareti ile uğraştı.

Kendisi gibi Karamanlı olan Müberra hanımla evlendi.

Selman erken emekli oldu. İstanbul-Ege arasında güzel bir emeklilik dönemi yaşadı. Hayırlı bir evlat olarak, bir eli daima annesinin üzerinde oldu.

Dirayetli Anne

Babasını erken yaşta kaybeden Selman, eğitim ve iş hayatındaki istikrarını, iki oğluna kol-kanat geren, dirayetli bir kadın olan annesi Zühal Hanıma borçludur. Bertan adında bir ağabeyi olan Selman, hayatı boyunca arkadaşlarına abilik yaptı.

Selman’ın lise öğrenciliğinde Java CZ tek silindirli motosikleti vardı. Karaman’da o dönem gençler arasında motosiklet modası yaygındı. Bugün 60 yaşın üzerinde olan birçok iş adamı, esnaf ya da emekli olmuş kişiler motosikletleriyle tanınırdı.

Selman’ın motosikleti, kontak anahtarı yerine çiviyle de çalışırdı. Bunu bilen arkadaşları, o derste iken motosikleti kaçırıp Karaman turu atarlardı. Selman, olumsuz tepki vermez, göbeğini hoplata hoplata güldüğü bile olurdu.

Süleymanhacı’da Ördek Avı

Selman’ın ördek avını anlatmamak olmaz. Rahmetli Sinan Aysan, av ve avcılık malzemeleri satardı. Bir gün, “Süleymanhacı Gölü’ne ava gidelim” dedi. Sinan, Selman ve Şaban, tüfeklerini alarak, sabah saat beşte yola çıktı. Göle geldiklerinde, buz gibi ve sisli bir hava onları karşıladı. Üç arkadaşın ilk av macerasıydı. Tecrübeleri yoktu. Bir patlama sesi duyuldu, ardından Selman’ın tok sesi yankılandı:
“Ördek vurdum, ördek!”

Hava buz gibiymiş, ne gam. Serde gençlik var. Göle düşen avın çıkarılması gerekir.

Selman, ördeğin kıyının beş metre kadar uzağına, sazlıklar arasına düştüğünü söyler. Suya girip ördeği almaya kararlıdır. Önce ayakkabılarını, sonra pantolonunu çıkarır, bağıra, çağıra sis içindeki göle yürür.

Sinan ve Şaban biraz korku, endişe ve heyecanla Selman’ın gölden çıkmasını bekler. Selman, 15-20 dakika sonra titreyerek yanlarına gelir. Onca zahmeti ve tehlikeyi göze aldığı avına bakarlar. Maalesef av ördek değil, zavallı bir karabataktır.

1980’lerde otomobil sahibi olmak şimdiki gibi kolay değildi. Çok az kişide otomobil vardı. Selman Üniversite öğrencisi ve arabası var; Mavi boncuk 06 VZ 669.
Mavi boncuğun gitmediği şehir, çekmediği yük, görmediği güzellik kalmamıştır. Selman’ı tanıyıp Mavi boncuğa binmeyen yoktur.

Bir Ayağı Karaman’daydı

Selman İstanbul Büyükçekmece’de yaşadı. İki ayda bir kez Karaman’a gelmeden yapamazdı. Yakınlarını ziyaret eder, dostlarıyla hasret giderir, Karaman lezzetlerinden tadar, keyifli keyifli, Karaman’a yeniden geleceği bir sonraki tarihi belirlerdi.

Lise dönemi grubunun son buluşmasında İlhan’ın yaptırdığı callayı, Celalettin, Nejat ve Selman iştahla yemiş, üstüne bir porsiyon katmer götürmüşlerdi.

Geçen yıl üç arkadaş, Celalettin, İlhan ve Şaban 30 Ağustos tatilini fırsat bilip Ege turu yapmaya karar verdi. Son anda işi çıkan Celalettin geziye katılamadı.

İlhan ve Şaban Foça, Eski Foça, Sığacık, Seferihisar, Urla ve İzmir’den sonra Çeşme’de yazlığında olan Selman’a uğrayıp turu tamamlamak istedi.

Selman’ın evine vardıklarında dolaplar tıka basa yemek doludur. Selman’ın eşi Müberra Hanım, üç eski arkadaşın rahat etmesi ve hasret gidermelerini sağlamak için her hazırlığı yapmış, İzmir’de yaşayan kayınvalidesi Zühal Hanıma gitmiştir.

Selman’a Veda

Üç arkadaş gündüzleri Çeşme ve civarını gezer, akşamları da Müberra Hanımın hazırladığı leziz yemekler eşliğinde sohbet eder.
İlhan, Selman ve Şaban son gece sabaha kadar oturur, eski günlerden ve arkadaşlarından söz ederler. Ve bu yıl için birlikte tatil planı hazırlarlar.

Sabah, İlhan ve Şaban kahvaltıdan sonra Selman’a teşekkür ve veda ederek, Çeşme’den ayrılır.
İki arkadaş Selman’ı bir daha göremeyeceklerinden habersizdir. Tatil planları ise yerini hüzne ve kedere bırakmıştır. Kader, her plana izin vermez. Hayatın gerçeği budur.

Hiçbir Acı Tek Başına Gelmez

Selman’ın hayatını kaybettiği gün, İstanbul’da birlikte yaşadıkları kayınvalidesi de vefat eder. Müberra Hanım, hastanede koronaya karşı direnmektedir. Doktorlara göre, durumu iyiye gitmektedir. İnşaallah, hastaneden bir an önce çıkar.
İzmir’de yaşayan ve Selman için hayatını vermeye hazır anne Zühal Hanım, oğlunun ölümünden habersizdir. Selman’ın vefatını kim, nasıl söyleyecek bilen yoktur.

Korona salgını ölüm gerçeğini, şakağımıza dayanmış bir silah gibi getirip önümüze koydu. Canlar gidiyor, son görevimizi bile yapamıyoruz. Cenaze namazı kılamıyor, kabri başında dua okuyamıyoruz.

Ölenlere rahmet dileyip, onları hayırla yad etmek, hastalara şifa bulmaları için dua etmekten başka elimizden gelen yok.

Dünya Otel mi Han mı?

Geçen ay trafik kazasında eşiyle birlikte can veren Ankara Kocatepe Camisi’nin bülbül sesli müezzini İsmail Coşar, yıllar önce bir cenaze namazında “Dünya bir oteldir. Müşteriler hiçbir otelde sonsuza kadar kalmazlar. Vakti gelince oteli terk ederler. Dünya otelinin sahibi Allah’tır” demişti.
Aşık Veysel’i hatırlamıştım:
“İki kapılı bir handa
 Gidiyorum gündüz gece.”
Hiç unutmadım. İster otel olsun, ister konak, dünya kimseye kalmıyor.

Bu günlerin daha derin yaralar açmadan geçmesini çaresizce bekliyoruz.

Her nefis ölümü tadacaktır. Amenna.
Ama insanız, “ne doğan güne” ne kendimize hükmümüz geçmez.
Bir menzile yürüdüğümüzü biliyor, bu yolculuk bitmeyecek sanıyoruz.

“Gün ağarınca boynum bükülür,
Dalarım uzaklara gönlüm sıkılır,
Ah bu yangın beni öldürüyor
Yavaş yavaş.
Kor kor alevler yanıyor içimde.
Sorma ne haldeyim,
Sorma kederdeyim,
Sorma yangınlardayım,
Zaman zaman.
Sorma utanırım,
Sorma söyleyemem,
Sorma nöbetlerdeyim,
Başım duman.”

Not: Ankaralılar Vakfı’nın kurucusu ve Onursal Başkanı, Ankara’nın kanaat önderlerinden, hayırsever iş insanı Ayhan Sümer, Berat gecesi vefat etti.

Basın koordinatörlüğünü yaptığım Başkent Ankara Meclisi Ankara Kent Konseyi’nin destekçisi ve Ankara sevdalısı Ayhan Sümer, bir tevazu abidesiydi.

Ankara’nın en eski markalarından Ayhan Mağazaları’nın sahibi Ayhan Sümer, spordan sanata her etkinliğin içinde yer aldı.

Yazar Adalet Ağaoğlu ablası, Ankara Sanat Tiyatrosu’nun kurucularından sanatçı Güner Sümer kardeşidir.

Yakınlarının ve Ankaralıların başı sağ olsun. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.

Ahmet Tek

Düzenleme : 10 Nisan 2020 13:26 Okunma : 2528
Foto galeri