Siyasi partilerde bağlılık, sadakat ve Çatışma | Karamandan.com - | Karaman Haber

Siyasi partilerde bağlılık, sadakat ve Çatışma | Karamandan.com - | Karaman Haber

21 Ekim 2019 Pazartesi
Siyasi partilerde bağlılık, sadakat ve Çatışma

Siyasi Örgütlerde Örgütsel Bağlılık Örgütsel Sadakat ve Örgütsel Çatışma.

Bütün kurumsal yapılarda olduğu gibi siyasi yapılarda da en önemli konulardan birisi kurumsal bağlılık ve sadakat konusudur. Özellikle ideolojik bir tabana dayanan siyasi oluşumların en temel unsuru “dava” olarak ifade edilen ve verilen mücadelenin “idealde ulaşılmaya çalışılan ana hedefi” şeklinde tarif edilebilecek olan ve zamanla başka unsurlarla da genişleyen vazgeçilmezlerinin olduğu bilinmektedir.  

İdeolojik tabanlı siyasi örgütlerin bütün organizasyonlarını da içine alarak, öncelikle ana çekirdek kadrodan başlayarak, halkayı dışarı doğru genişlettikçe esnekliği yumuşatmakla beraber kurum felsefesi ve kurum kültürü olarak kurumsal bağlılık ve sadakat konusuna önem verdikleri düşünülmektedir. Ayrıca ideolojik yapıların mensuplarının tabandaki bağlılık ve sadakat seviyesi yüksek mensuplarının özellikle bağlılığı yüksek ve sadık tabanda kitle partilerininkine kıyasla bilgi düzeyleri ile sorgulama ve tartışma kabiliyetlerinin daha gelişmiş olduğu düşünülmektedir. Bu noktadan hareketle, ideolojik yapılarda bakış açılarından kaynaklanan farklılaşmaların ve ayrışmaların da oldukça fazla görüldüğü bu durumun yapı içerisinde bir dizi çatışmalara yol açtığı bilinmektedir. Yaşanan bu gruplaşma ve çatışma durumu ise kurumsal bağlılık ve sadakat konularının özellikle ideolojik siyasi yapılarda ne denli önemli olduğunu ortaya çıkarmaktadır.

Yine ideolojik tabanlı siyasi organizasyonlarda bağlılık ve sadakat olgusunun söz konusu organizasyon bünyesindeki farklı kurumsal kimliği olan yapılara, hatta kişinin bu organizasyonlara mensubiyet bilincine göre de değişebildiği düşünülmektedir. Örneğin siyasi organizasyon içerisindeki siyasi partide olan esneklik derecesi ile organizasyon içerisindeki daha iç kurumlar olan gençlik örgütü veya başka yapılanmalardaki esneklik derecelerinin aynı olmadığı söylenebilir. Ayrıca siyasi organizasyonunun içerisinde yer alan değişik kurumların mensuplarının da ayrıca ilgili kurumların içerisindeki örgütsel bağlılık ve sadakat seviyelerindeki farklılığın da çeşitli çatışmalara sebep olabileceği düşünülmektedir.

Örgütsel Bağlılık ve Örgütsel Sadakat 

Örgütsel bağlılık en kısa tarifiyle “bilinçli bir taraf tutma davranışı” olarak tanımlanmaktadır. Başka bir tanımda ise örgütsel bağlılık “bireyin örgütsel amaçları gerçekleştirmek için çaba sarf ettiği bir süreç” olarak tariflenmektedir. Yine örgütsel bağlılık “bireyin davranışları aracılığıyla faaliyetlerine ve örgüte olan ilgisini güçlendiren inançlarına bağlanması” olarak ifade edilmiştir. Ayrıca örgüte karşı bir psikolojik bağlanma olarak da tarifine rastlamak mümkündür. Genel olarak yapılan tanımlar dikkate alındığında örgütsel bağlılığın kişinin örgüt için kendi isteğiyle çalışmasını sağlayan olumlu bir davranış olduğu söylenebilir.

Örgütsel bağlılığının sınıflandırılmaları incelendiğinde ise bir çalışmada ahlaki bağlılık, hesapçı bağlılık ve yabancılaştırıcı bağlılık olarak üç grup görülürken bir başka çalışmada ise devama yönelik bağlılık, uyum bağlılığı ve kontrol bağlılığı şeklinde sınıflandırıldığı da görülmektedir. Ayrıca ilgili çalışmalar incelendiğinde örgütsel bağlılıkla ilgili pek çok farklı sınıflandırma göze çarpmaktadır. 

Örgütsel sadakat incelendiğinde ilgili alan yazında yine pek çok tanım karşımıza çıkmaktadır. Öncelikle sadakatin tanımı üzerinde durulacak olursa sadakat en genel anlamda samimi ve sağlam dostluk, içten bağlılık, his ve duygularında sağlamlık, ihanet etmeme, hakikate uygunluk olarak tarif edilmektedir. 

Sadakat bir kişinin bir “davaya” pratikte, istekli ve tam olarak bağlanması şeklinde ifade edilmektedir. Burada dava ile tarif edilen, bir kuruma veya organizasyona, ideal bir olaya ya da ideal bir amaca bağlanmadır.

Bir başka tanımda ise sadakat “içten bağlılık, sağlam ve güçlü dostluk” olarak ifade edilmektedir. Yine bir başka tanımda sadakat kavramı ‘geleneksel olarak bir ülkeye, bir nedene ya da bir bireye coşkulu bir şekilde bağlılığı tanımlamak için kullanılan bir sözcük’ olarak tanımlanmaktadır.

Örgütsel sadakat kavramı en genel anlamda “duygusal adanmışlık” olarak ifade edilmektedir. Ayrıca örgütsel sadakat lidere mutlak güven içeren çeşitli inançları kapsarken, lideri takip etmeye yönelik istekliliği de ifade etmiştir. 

Bir diğer tanımda örgütsel sadakat kişilerin çıkarlarından öte bağlı bulunduğu örgütün çıkarlarını artırmayı ve bu çıkarlara aidiyet göstermeyi içeren üye davranışları olarak ifade edilmektedir. 

Örgütsel sadakat, öncelikle örgütü, örgüt dışındaki diğer bireylere karşı övmeyi ve dışarıdan gelen tehditlere karşı korumayı ve savunmayı gerektirmektedir. Ayrıca bunun yanında “normal olmayan koşullar altında dahi örgüte bağlı kalmayı” kapsadığı da düşünülmektedir.  Yine örgütsel sadakatin, örgütün genel başarısı için fazladan zaman ve gayret etme, iyi niyet gösterme, örgüt içerisinde işbirliği ve takım ruhunu artırıcı faydalar da sağladığı önerilebilir.

Ayrıca örgüt sadakati kapsamında kurumlarda mensuplar, içinde bulundukları ekip, grup veya topluluğu teşvik eder ve korurlar. Bu durum genel faydayı içeren işlere ilave olarak söz konusu ekip veya grubun gayret sarf etmeye gönüllü olmasını sağlayacak bir etki ortaya koyar. Öte yandan, aynı durumun gruplar arasında çatışmaya yol açacak olumsuz bir sonuç üretebileceği de dikkate alınmalıdır. Çünkü zaman zaman pratikte grupların önceliklerinin birbirlerinden hatta “dava”nın ve diğer bağlılık unsurları olarak görülebilecek “lider”in, organizasyonun ana omurgasını ifade eden “teşkilat”ın ve diğer pek çok örgütsel bağlılık ve sadakat gerektirecek unsurun önüne geçebildiği görülmektedir. Özellikle ideolojik tabanlı siyasi kurumlarda zaman zaman yaşanan bu durumun ise çatışmalara sebep olduğu düşünülmektedir. Kurumlara zarar veren bu çatışma durumundan kurumları kurtarmanın öncelikli koşulunun ise örgütsel sadakatin oluşturulması, sadakatin aranacağı unsurların açık bir şekilde tespit edilmesinin ve bu konunun bütün alt gruplar tarafından da kabulünün sağlanması gerekliliği olarak ifade edilebilir.

Örgütsel Çatışma

Çatışma, bireylerin yaşamının her anında varlığını gösteren bir durum olarak görülmektedir. İş ve aile hayatında, sosyal ilişkilerde, bireyin kendi iç dünyasında çatışma ile karşı karşıya kalınması muhtemeldir. Çatışma, sadece psikoloji ve yönetim biliminin değil aynı zamanda antropoloji, sosyoloji, ekonomi, siyaset vb. birçok bilim dalının da konusu olan önemli bir alandır.

Türk Dil Kurumuna göre çatışma, aynı anda ortaya çıkan birbirine karşıt ya da eşit derecede çekici dilek ve isteklerin bireyde yarattığı ruhsal durum, birbirleriyle uyuşmayan dilek, istek ya da ereklerin yarışmasından ortaya çıkan üzücü ya da kıvanç vermekten uzak bilinç durumu, görüş ve kanıların aykırılığından doğan karşıtlık olarak tanımlanmaktadır.

Çatışma bir çalışmada bir örgütte kaynakların birden fazla kişi ya da grup arasında bölüşülmesi ile yine bu kişi ya da gruplar arasında statü amaç, değer ya da uyuşmazlıklar olarak tanımlanmaktadır. Bir diğer çalışmada ise çatışma; çeşitli kaynaklar, güç, statü, inançlar, çıkarlar ve isteklere sahip olmak için gösterilen çekişme olarak görülen toplumsal bir süreç olarak tarif edilebilir.

Çatışma iki veya daha fazla kişi veya grubun hedefler, istekler, amaçlar veya güdüler sürecinin temelde bir birine uyumlu olmaması şeklinde tanımlanır. 

Örgütsel çatışma, örgüt içerisinde iki veya daha fazla kişi ya da grup arasında kaynakların dağılımı ya da yapılacak aktivitelerin dağılımı ile yine bu kişi veya gruplar arasındaki statü, amaç, değer ya da algı farklılıklarından kaynaklanan anlaşmazlık veya uyuşmazlık olarak tanımlanır. Bir diğer tanımda ise iki veya daha fazla birey, grup ya da örgüt arasında çeşitli nedenlerle ve çeşitli derecelerde gelişen bir süreç olarak ifade edilmektedir.

Örgütsel çatışmayla ilgili yaklaşımlar üç grupta toplanmıştır. Bunlar geleneksel, davranışsal ve etkileşimci yaklaşımlardır. 

Geleneksel yaklaşıma göre çatışma ortadan kaldırılması gereken zararlı bir durumdur. Çatışmanın ortadan kalkması için görevlerin, sorumlulukların, metotların, kuralların ve yetki ilişkilerinin açık olarak tanımlanması ve gerçekçi bir kurum yapısı geliştirilmesi gerekmektedir.

Davranışçı yaklaşıma göre çatışma bireyler ve gruplar arası farklılıklardan ortaya çıkmaktadır. Çatışmanın bitirilmesi bu farklılıkların ortadan kaldırılması olduğundan, bunun mümkün olmadığını ifade edip, bireyler ve gruplar arasındaki çatışmaların bitirilmesinin aksine desteklenmesi gerektiği söylenilmektedir. Yani bu görüşe göre çatışma doğaldır. Önemli olan nokta çatışmanın doğu yönetilebilmesidir.

Etkileşimci yaklaşıma göre ise çatışma varlığını kabul edilen ve günümüzde de oldukça yoğun benimsenen bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım örgütsel çatışmanın kaçınılmaz olduğunu ve örgütün performansını arttıracağını savunur. Çatışmadan kaynaklanan zararlı pek çok durumun olabileceğinin ancak bununla birlikte yararlarının da olacağı düşünülmektedir. Özetle etkileşimci yaklaşımda, bütün çatışmaların zararlı olmadığı, belirli düzeydeki çatışmanın grupların performansını olumlu olarak etkilediği ifade edilmektedir.

Sonuç ve Değerlendirme

Siyasi organizasyonlarda özellikle de ideolojik tabanlı yapılarda örgütsel bağlılık ve sadakat konusu oldukça önemli bir konu olarak düşünülmektedir. Öncelikle ideolojik tabanlı yapıların, dava olarak nitelenen amaçları ve bu doğrultuda belirlenen hedefleri vardır. Bu hedeflere ulaşma arzusundaki kitlenin, belli bir örgüt çatısı altında bir bütün olarak hareket etmesi önemlidir. Dava üzerinde inanç ve fikir birliği içinde bulunan kitlenin tek vücut olarak hareket etmesi, içerisinde organize olduğu örgüte olan bağlılığını ve sadakatini gerekli kılmaktadır. Bu bağlamda örgütün amacına uygun olarak işleyebilmesi ve üyelerinin motivasyonu noktasında liderlik kavramı ön plana çıkmaktadır. Zira bir dava üzerinde mutabık ve bir örgüt içerisinde organize olan kitleyi hedefleri doğrultusunda bir bütün olarak hareket ettiren temel güç liderdir. Bu noktada örgütsel bağlılık ve lidere bağlılık kavramlarının kesiştiği söylenebilir. 

Türkiye’nin taban ve örgütlenme gücü olarak belki de ön önemli kitlesi olarak karşımıza çıkan “Ülkücü Türk Milliyetçileri”nin de siyasi organizasyonlarının hepsinde kurum kültürü ve kurum felsefelerinin en önemli unsurlarının, örgütsel bağlılık ve örgütsel sadakat olarak dolayısıyla da lidere sadakat olarak görülebileceği düşünülmektedir.

Gerek ana kolon olarak ifade edilebilecek olan Milliyetçi Hareket Partisinin gerekse ona bağlı olarak ideolojik örgütlenmenin gençlik boyutunu organize eden Ülkü Ocaklarının ve bürokratik yapılanmayı oluşturan TÜRKAV’ın kurum kültürlerinde ve kurum felsefelerinde de örgütsel bağlılığın ve örgütsel sadakatin vazgeçilmez unsur olduğu ifade edilebilir. Bu yapılarda sadakat, kurumların geleceğinin teminatı olarak ifade edilebileceği gibi etkin bir şekilde çalışmalarının da ön şartlarından biri olarak kabul edilir. Buna dayanarak organizasyon oluşturulurken ana öğretiler oluşturulmuş ve bu öğretilerin hepsinde sadakat önemli bir noktaya konulmuştur. Ülkücü Türk milliyetçilerinin kurum felsefesi ve kurum kültürü de “Lider-Teşkilat-Doktrin” olarak ortaya konulmuş ve “dava arkadaşlarından” bu değerlere tavizsiz bağlılık ve sadakat istenmiştir.

Özellikle son yıllarda pek çok kuruma hatta topyekün ülkeye gerçekleştirilen uluslararası siyaset mühendisliğinin ürünü olarak ifade edilebilecek müdahaleler Milliyetçi Hareket Partisine de gerçekleştirilmiştir. İşte böyle özel zamanlarda Ülkücü Türk milliyetçilerinin siyasi temsilcisi Milliyetçi Hareket Partisinin diğer siyasi partilerden daha rahat bir şekilde bu saldırıları bertaraf etmesinin yegâne sebebinin ideolojik olarak bağlı ve Devlet BAHÇELİ’nin de  “dava arkadaşları” olarak tanımladığı sadık kitlenin varlığı olarak görülmektedir. 

Bu dönemlerden önce çeşitli konularda görüş ayrılıkları olduğu bilinen alt grupların, sadakat noktasında bir araya geldiğinin görülmesinin yanı sıra çeşitli gruplar arasında da sadakate ve sadık olmamaya dayanan çatışmaların yaşandığı gözlemlenmektedir. Bu çatışmaların odağına, doktrine ve teşkilata olan sadakat ile lidere olan sadakatin birbirinden ayırma çabaları yerleştirilmektedir. Ancak, çoğu zaman “doktrin” ve “teşkilat”a yönelik saldırıların da genellikle lider üzerinden gerçekleştirilmeye çalışıldığı bilinmektedir. Bu nedenle böyle zor zamanlarda hem lidere, hem doktrine hem de teşkilata bağlılık ve sadakatin birbirinden ayrılmaz nitelikte olduğunun bilincinde olan kitlenin “lider doktrin teşkilat” felsefesinden hareketle oldukça sert tepki verdiği görülür.

Öte yandan yine böyle zor zamanların ideolojik olarak bağlı olduğunu ifade eden kitlenin sadakatinin test edilmesini de sağlayan adeta turnusol kâğıdı işlevi gördüğü söylenebilir. Kitlenin davaya, örgüte ve lidere bağlılıktaki samimiyeti böyle zamanlarda kendisini daha açık bir şekilde gösterir. Kitlenin bir kısmının bu bağlılıktaki samimiyetsizliği dava ve örgüt için zafiyet olarak değerlendirilebileceğinden bu zor dönemler, örgüt için hem hesaplaşma hem de arınma açısından bir fırsat olarak görülebilir.

Siyasi organizasyonlarda bir diğer hassas nokta ise özellikle grupların kendilerine olan yakınlık ve bağlılığını davaya ve lidere olan örgütsel bağlılığın ve örgütsel sadakatin önüne geçirmesi ya da buradaki dengeyi göz ardı edebilmesi olarak söylenebilir. Bu durum ideolojik örgütlerde ciddi bir çatışma unsuru olarak görülmektedir. Hemen pek çok siyasi organizasyonda bu konunun önemi gerek literatür incelemesinde karşılaşılan çalışmalarda gerekse gözlem ve mülakatlar neticesinde görülmektedir.

Özellikle zor zamanlarda mücadeleden kaçmayan ve ideolojik yapılanmalar için olmazsa olmaz olan sadık kitleden bu çatışmadan uzak tutulması ve çekirdek kadro olarak nitelendirilebilecek bu kitlenin iyi korunması gerektiği düşünülmektedir. Zira söz konusu bu durum olası problemli dönemlerde yaşanan çatışmaların belki de başlangıç sebeplerinden birisi olduğu söylenebilir. Hele bu çatışma unsuru olası gelecek dönemlerdeki bir takım çalışmalara hazırlık niteliği taşıyorsa bu durumun organizasyonun varlığı ve geleceği için oldukça tehlikeli bir durum ifade edilebilir.

İdeolojik siyasi örgütlerin zor dönemlerinde hemen her mecrada dengeyi güdenler, başta dava, lider, teşkilat olmak üzere örgütlerin hemen bütün özeline sistemli bir taarruz sürerken susanların, sinenlerin, hatta başta sosyal medya olmak üzere pek çok alanda destekleyenlerin, ana politikalarının “dengeyi kur, bekle gör” olarak tarif edilebileceği söylenebilir.  Bu hassas durumun ideolojik siyasi örgütlerin tabanlarında göz ardı edilemeyecek olması doğaldır. Çünkü bağlılık ve sadakat noktasında halkanın en içi olarak nitelenebilecek kitlenin hassasiyeti ortadadır. Bu hassasiyet ortadayken söz konusu bu kitleyi grup ilişkilerinden ötürü yapıya almak oldukça önemli bir konu olarak görülmektedir.

Son olarak, özellikle kitle iletişim teknolojilerinin gelişimi kişilerin mücadele alanlarını ve imkânlarını genişletmiştir. Dolayısıyla bireyler, gelişmeleri rahatlıkla takip edebilmekte, kendilerini büyük ölçüde ifade edebilmektedirler. Elbette davaya ve lidere sadakat ile teşkilat mensubiyetini yoğuran, canla başla saldırıları engellemeye çalışan ana kolon olarak nitelendirilebilecek kitlenin söz konusu dönemlerde, olayları ve tepkileri daha hassas ve daha dikkatli bir şekilde izlediği düşünülmektedir. Yine bu sadık kitlenin söz konusu hassasiyetten kaynaklı, her birini ‘dava arkadaşı’ olarak tanımladığı samimi bireylerden aynı sadakati, dikkati ve hassasiyeti beklediği söylenebilir. 

Dr. Turan Şener

Yararlanılan Kaynaklar

    ÇİÇEK, Yıldıray (2016). Susanlar, Sinenler, Pusanlar, Korkanlar, Dengeciler Asıl Şimdi Size Değişim Zamanı, (http://yildiraycicek.com/makale/5935/susanlar,_sinenler,_pusanlar,_korkanlar,_dengeciler_asil_simdi_size_degisim_zamani.html#.XU0CUegzbIU)
    ERTÜRK, Mümin. (1994). Organizasyonlarda Çatışma, Çatışma Nedenleri, Çatışmanın Yönetimi ve Erciyes Üniversitesinde Bir Anket Uygulaması. Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, (11), 121-147.
    HABERAL, Gülsüm (2014). Örgütsel Çatışma Nedenleri, Örgütsel Çatışma Yönetimi Ve Örgütsel Güven Arasındaki İlişki, Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Psikoloji Anabilim Dalı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Bolu.
    KOÇ, Emel (2002). İnsan ve Sadakat, Felsefe Dünyası, C.1, S.35, ss.49-57. 
    KOÇ, Hakan (2009). Örgütsel Bağlılık ve Sadakat İlişkisi, Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi Bahar-2009, C.8, S.28 ss.200-211.
    NALBANTOĞLU, Can, Burak. Örgütlerde Çatışma Yönetim Stilinin Belirlenmesi:Meslek Yüksekokulu Örneği. (http://www.academia.edu/download/36612457/ORGUTLERDE_CATISMA_YONETIM_STILININ_BELIRLENMESI.docx)
    SELVİ, M. S. (2007). Müşteri Sadakati, Detay Yayıncılık, Ankara.
    UYGUR, Akyay, KOÇ, Hakan (2010). Örgütsel Sadakat ve Örgütsel Bağlılık: Siyasi Partiler Açısından Bir Analiz, İşletme Araştırmaları Dergisi S. 2/4, ss.79-94
    www.tdk.gov.tr 

 

Düzenleme : 01 Ekim 2019 15:37 Okunma : 1228
Foto galeri