Siyasette Üslûp Problematiği | Karamandan.com - | Karaman Haber

Siyasette Üslûp Problematiği | Karamandan.com - | Karaman Haber

25 Haziran 2019 Salı
Siyasette Üslûp Problematiği

Maho Ağa'yı hepimiz biliriz. Hani şu periyodik olarak köyden kovduğu Feyzo vardır bir de. Feyzo'nun tüm günahı özgürlük istemesi ve feodal yapılanmanın sonunu getirmek için köye taşıdığı yenilikleri hayata geçirmek istemesidir.

Maho Ağa ise Feyzo'nun köye getirmek istediği her yeniliğe bir tepki verir. Dahası parmağını köylülerin gözlerine sokarcasına uzatıp sallaya sallaya: "Köyü sataram haa!" diye tehditte bulunur.

Konumuz bu hafta Karaman, Karaman'lı siyasetçiler ve onların halkı, yani seçmenlerini adeta bir rakip olarak görmeleri ve bu tavır ile sergiledikleri üslûp sorunu. 

Karaman enteresan bir şehir. Yüzyıllara dayanan bir geçmişi, kendi değer yargıları, belli bir birikimi, geçmişe dayanan bir kültürü olan ama tüm bunlara rağmen yüzü bir türlü gülmeyen, politikacılar tarafından sadece seçim zamanları ağzına bir parmak bal sürülen talihsiz bir şehir.

Bu şehirde cazgırlar hiç eksik olmaz. Eksik olduğu hissedildiği anda mutlaka gölgesinden 30 yıldır kurtulamadığımız Konya'dan, Ankara veya İstanbul'dan bir cazgır mutlaka ithal edilir ve görev başına geçirilir.

Bu cazgırlar, efendilerinin her gün bir pot kırmalarını matah sanıp kendi eğemenlik sahaları içerisinde aynısını yapmayı kendilerine bir hak görürler de, başkalarının ses çıkarmalarına acayip bozulurlar. Ve racon keserler mukimlerine.

Böylece mevcut ses çıkarıcıları sindirmiş olurlar akıllarınca. Sindirmiş olurlar da, bu küstahlıkları onlara pahalıya malolur, oy kaybederler, seçim kaybederler, itibar kaybederler, ama hadde almazlar. Ve ne hikmetse tüm bunlara rağmen o koltuklara yine oturtulurlar. Yıllar, yıllar geçer, o koltuklar eskir ama o siyasetçiler eskidiklerinin farkına varamazlar. Hep bir adım önde ve hep gözönünde durmak isterler tüm kibirleri ve azametleriyle.

Kendilerini şehrin bitirimi, külhanbeyi sanırlar. Aslında onlar da yeri geldiğinde hadlerinin bildirileceğini bilirler ama gerek şehrin baronları, gerek yukarılarda birileri tarafından korunacaklarını bildikleri için, seçildikleri süre içinde hava basmaya devam ederler.

Türlü türlüdürler. Siyaseti ticaret bilecek kadar cin fikirlidirler, her modelleri bulunur.

Yıllardır sülük gibi yapıştıkları o koltuklarda her birimini parselledikleri kurumların ellerinden çıkma ihtimalinde nezaket, letafet, töre, nizam tanımazlar.

Bazıları, kaybetmemek adına her işi usulüne uygun yapar. 'Atıyorum' bacanağını bir birimin başına getirir, yeğenini o kurumun azası yapar, damadını başka bir kuruma gözlemci yapar, yeğenini koruma falan...

Şehrin parametrelerini artık çok iyi bildikleri için müthiş sahip çıkma rolü yaparlar. Zor zamanların çilekeş dava adamı olma rolünü çok iyi becerirler. Sanki şehri onlar kurmuş da, biz sonradan gelip sığıntı olmuşuz gibi davranırlar.

Aslında şehre bayıldıklarından falan değil, pasta tatlıdır, makam, koltuk, itibar, şan, şöhret, dalkavuklar filan...

Oysa ki birçoğunun bir ayağı dışarıdadır, olur da görevden bir şekilde uzaklaşırlarsa Ankara'dır, İstanbul'dur, İzmir'dir... arkalarına bakmadan giderler, adettendir.

Yeri gelir en yakın 'dava arkadaşlar'ıyla incir çekirdeğini doldurmayacak meseleler yüzünden ters düşerler, başarılarıyla ön planda olmak istedikleri için, başarısızlıklarının duyulmasını hiç istemezler.

Şehrin dışarı açılması en korkulu rüyalarıdır. O şehrin mukimleri başka şehirleri görüp: "Bizler de ulaşımda, sosyal yaşamda, sunulan hizmetlerde o şehirdekiler gibi olalım, onlar ne kadar güzel hayat standartlarına sahipler." denildiğinde yalanlara sarılırlar. Havaalanı derler, Hızlı Tren derler, Tıp Fakültesi derler, derler de derler. Fakat bunlar biz sığıntılar için bir ütopyadan ileri gitmez.

Bunları dile getiren biz yazarlara da ağız dolusu hakaretler ederler.

Bu nedenle, muktedir oldukları için korkuyu en iyi susturucu ve içe kapanıcı unsur olarak kullanırlar.

Bir yiğit meydana çıkıp bu olumsuzluğu dile getirdiği zaman da öfkeden deliye dönüp bar bar bağırırlar. Fakat yine de her duruma hazır taktik, proğram ve planları vardır ceplerinde.

Vatandaşla pratikte eylem birliği yapmasalar da teoride menfaat birliği yaparlar. Bu bazen 15 Temmuz kardeşliği olur, bazen teröre karşı birlik çağrısı olur, bazen 'beka' sorunu olur, bazen Cumhur İttifakı söylemi olur. Bunları her fırsatta kullanmaya çalışırlar.

Ama millet uyanınca ayak oyunları başlar. Tehdit, sindirme, hakaret, yalan, dolan iftira...

Netice olarak: Şehrin salyangoz satıcıları, inanılmaz kibir, küstahlık ve cüretle tepeden inmeci bir feodaliteyle tüm raconları kendilerinde toplarlar.

Ama yağma yoktur. 

Deniz bitmiştir ve hepsi tek tek diğerleri gibi, nasıl seçimle geldilerse, yine seçimlerle o makamlardan inecek, yeni yüzler, yeni fikirler ve yeni atılımlarla şehir ve şehrin sahipleri yollarına devam edecektir...

Hayra doğru İnşaallah.

Salih Cengiz

Düzenleme : 29 Mayıs 2019 18:02 Okunma : 2044