Sevr Dağı Tırmanışı | Karamandan.com - | Karaman Haber

Sevr Dağı Tırmanışı | Karamandan.com - | Karaman Haber

23 Mayıs 2019 Perşembe
Sevr Dağı Tırmanışı

Umre Hatıraları.

Sevr dağında âlemlere rahmet olarak gönderilen son peygamberin yar-i ğarı – mağara arkadaşı hazreti Ebubekir’le beraber kaldıkları bu mekân büyük tecelliyatın zuhura geldiği yerdir. 

Hz Ebubekir’in; takipçiler parmaklarının ucuna bassalar bizi göreceklerdi, dediği bu mağarada Ayetlerde ‘sekine’ denen ruh huzuru temin edilerek “bütün güçlerin Allaha ait” olduğu şuuruyla korku ve ürkü iki misafirin kalbinden atılmıştır.

Hafi zikri esas alan bütün tarikatların birinci halkası olan hazreti Ebubekir (R.A) burada manevi bir bağla rasülüllaha (sav)  bağlanmış ve ebediyyen sürecek Sıddıkiyet makamını ihraz etmiştir.

Sevr’e nasıl gelindi bir ayetle özetleyelim;

“Hani kâfirler seni tutuklamak veya öldürmek, ya da (Mekke’den) çıkarmak için tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kuruyorlar. Allah da tuzak kuruyordu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.” (Enfal 30) 

Âyetteki “Allah’ın tuzak kurması” ifadesi mecazî olup, “Allah’ın, kurulan tuzağı bozması” veya “tuzak kuranları cezalandırması” anlamını ifade eder. Müşrikler, Hz.Peygamber’in Medine’ye hicret edeceğini öğrenince, ona engel olmak için bir çare bulmak üzere, Dâru’n-Nedve’de toplandılar. Zira hicretin gerçekleşmesi hâlinde Müslümanlığın önü alınamayacak, pek çok menfaatleri bu sebeple yok olacaktı. Toplantıda, Hz. Peygamber’in hapsedilmesi, sürgün edilmesi ve öldürülmesi yönünde teklifler getirildi. Öldürmek kesin çözümdü. Ama Haşimoğulları’nın problem çıkarmasından çekiniyorlardı. Ebu Cehil, şöyle bir çözüm teklif etti: “Her kabileden bir genç seçelim, ellerine birer kılıç verelim, hepsi birden hücum edip onu öldürsünler. Böyle yaparsak, Haşimoğulları bütün kabileleri karşısına alıp bir hak dava edemez.” Bu görüş kabul edilince, Cebrail durumu Hz. Peygamber’e haber vermişti. Hz. Peygamber, kendi yatağına Hz. Ali’yi yatırarak Hz. Ebubekir’le birlikte Mekke’den çıkmış ve hicreti gerçekleştirmişti. (DİB Meali) 

İşte bu meşum karardan sonra iki dost en büyük dostun tensibiyle geceleyin sarp ve dik Sevr dağının zirvesindeki bu mağaraya gelmişlerdi. 
Aslında bu dağ ile Mekke arasında bir dağ daha vardır. Bunu açıkça müşahede ettik. Sevr dağından Kâbe görünmemektedir. Peygamber efendimiz, evinin bulunduğu Haşimi – Ebu Talip mahallesinden çıkmış ve bir dağı atlayarak Sevr’e tırmanmışlardır. Bundan amacın düşmanı şaşırtmak olduğu açıktır. 

Tırmanış Sırasında Gördüklerim / Yaşadıklarım

Mekke-i mükerremede isteğe bağlı gidilen yerlerden birisidir Sevr dağı.

Burası peygamber efendimizin (sav) Medine-i münevvereye hicretleri sırasında hazreti Ebubekir radıyellahü anh ile beraber dört gün kaldıkları mekandır.

Sevr dağının dibinde şu anda “Cebel Sevr” mahallesi vardır. Otobüslerimizle seksen kişi buraya geldiğimizde şirket yetkilileri herkesten sorumluluk kabul etmeyeceklerine dair birer “onam belgesi” imzalattılar. Zira burası son derece sarp ve dik bir dağdır ve dikine rakımı 500 metredir. zaman zaman kalp rahatsızlığı olanlarda ölüm vakaları da görüldüğünü beyan ettiler. 

Çok terleyeceğimiz ve gündüz daha zor olacağı beyanıyla akşam saat sekizde buraya geldik. Rehberlerimiz yanımıza bol su ve ter bezi almamızı tavsiye ettiler. 

Sevr dağı zeminden huni şeklinde yükselen ve tepesi adeta bir nokta kadar küçülen bir dağdır.

Kimse bize aşağıda mağaranın en tepedeki taşın altı olduğunu söylememişti aksi durumda çok kişi başlamadan geriye dönerdi. Çünkü tırmandıkça yorgunluk ve ter basıyordu.  Yukarıdan dönüşte olanlara sorduğumuzda onlar az kaldı diyorlardı. Oysa yüce peygamberimizin kaldığı mağara en tepedeydi. 

Bunu bir peri bacası gibi düşünürseniz zirvedeki kapak taşının altı iki arkadaşın müşrikleri atlatmak için Mekke’nin dört km güneyinde Medine’nin ters istikametinde bir yerdi.

Burada kaldıkları sürede müşriklerin izcileri taşın önüne kadar gelmişler ve iz burada bitiyor, diyerek içeriye dalmak üzereyken başkanları geriden güvercin yuvasıyla örümcek ağını göstererek “boşa yorulmayın bu ağ yırtılmamış, güvercin de yuvayı terk etmemiş” demiş ve onları vaz geçirmişti.

İşte tam bu sırada hazreti Ebubekir “görecekler ya rasülellah” derken yüce peygamberimize şu ayet-i kerime nazil oluyorum;

“Ona (Muhammed'e) yardım etmezseniz, bilin ki, inkâr edenler onu Mekke'den çıkardıklarında mağarada bulunan iki kişiden biri olarak Allah ona yardım etmişti. Arkadaşına (Ebu Bekir'e) "Üzülme, Allah bizimledir" diyordu; Allah da ona güven vermiş, görmediğiniz askerlerle onu desteklemiş, inkar edenlerin sözünü alçaltmıştı. Ancak Allah'ın sözü yücedir. Allah güçlüdür, hakimdir.” (Tevbe 40)
Eski idare lambasını bilenler için diyorum Sevr dağı aynen ona benziyor.

Tabanından herkes serbestçe harekete geçtiğimizde saat sekizdi. Zirveye vardığımızda saat tam dokuz buçuğu gösteriyordu. Yani bir saat 30 dakikada ulaşmıştık. 

Yol yok, sadece taşlar düzeltili verilmiş haldedir. Düşme ve uçurum korkusu yok, zira dediğim gibi huni biçimindedir. 

Tırmanış sırasında ay onunda gibiydi ve aydınlıktı. Yer yer eli balyozlu, kürekli, levyeli kişiler yolda çalışıyorlar ve gelenden geçenden sadaka talep ediyorlardı. Ara ara su satan birkaç büfe tarzı yer de vardı. 

Zirveye çıkıncaya kadar epey ter döktük, çok kişi geri döndü, zirveye varanlar da zaman zaman dönmeye niyetlenmişlerdi, ama varınca o manevi atmosferi soluyunca bütün gamlar tasalar ve yorgunluklar berhava oldu gitti. 

Mağara deyince büyük, derin ve yüksek bir yer olarak düşünmeyin. Burası en tepede yassı bir kayanın altıdır. Üst taraftan girilir ve alt taraftan çıkılır, on, on beş metrelik bir alandır. Rüku şeklinde giriyoruz ve ikişer kişi olarak iki rekat namaz kılıyoruz ve çıkıp yerimizi sıradakilere bırakıyoruz.

Müşrikler alt taraftan geldiklerinden üst tarafı Allah’ın takdiri akledemiyorlar. Aksi halde yüce peygamberimiz üstten gelselerdi bir araçla arkadaşıyla beraber rahatlıkla boşluğa kendilerini bırakabilirlerdi, nitekim efendimiz bunu dile getirmiştir.

Hazreti Ebubekir alttan gelen izci müşrikleri görünce rasülüllahı koruyamayacağı endişesiyle titremeye başlıyor. Ama ayette de geçtiği gibi bir sekine yani korkusuzluk ve huzur ruhu kaplıyor içlerini. 

Geri dönüşümüzde saat on bir buçuktu. Ancak bu ilk gurup olarak benim de içinde bulunduğum on, on beş kişinin dönüş zamanıydı. 
Mağaradan inişe geçtiğimde kimse yoktu, adeta dağın dibine uçmuşlardı. Hava ayla aydınlık olduğundan tek başıma taşları adımlaya adımlaya inmeye başladım. Büfeler çoktan kapanmış, çalışanlar gitmişlerdi. Sadece uzun boylu bir Hintli sadaka diye önümü kesti.
Biraz sohbet ettik, kayanın üstüne serilmiş bir halının kenarında kıvrılıp yatıyordu. Sadaka verdim, Hindistan’dan geldiğini, ailesinin orada olduğunu ve devamlı burada kaldığını söyledi. 

Aşağıdan çıkan da yoktu, saat de 12’ye doğru geliyordu, ıssız kayaların üstünden ve kimsesiz yamaçlarından indim, aşağıda mahallede otobüsler bekliyordu ama kimse yoktu. 

Yanımdan geçen bir yerliye “çay içecek bir yer var mı?” dedim. Caddeye in petrolde var, dedi.  

Petrol istasyonunda Faslıların işlettiği bir çay ocağında koca koca üç bardak çay içtim, bütün yorgunluğumu almıştı.    

Saat bir buçuğa doğru herkes toplandı ve otobüslerimizle vukuatsız otele döndük.

Mükremin Kızılca

Okunma : 701