Selvinaz Abla | Karamandan.com - Karaman Haber

Selvinaz Abla | Karamandan.com - Karaman Haber

18 Şubat 2020 Salı
Selvinaz Abla

Telefonun öbür ucundaki ses yine her zamanki gibi yorgun ve kesik kesik geliyordu; "Salih bey kardeşim hala gelen giden olmadı, gelmeyecekler mi yoksa?!"

Kanser hastası çocuklar için bir giyim firmasından giysi hediye çekleri almıştı, bayram harçlıklarını da unutmayıp her ikisini de üzerinde onları alacak olan çocukların isimlerini yazdığı bir zarfa yerleştirmişti.

Onları almaları için ekip arkadaşlarımızı bekliyordu evinde.

Selvinaz abla elli sekiz yaşında, evli, iki çocuk annesiydi. Üniversite okumuş, mezun olduktan sonra bir süre İstanbul'da bir ilkokulda görev yapmış. Evlendikten sonra bugün bir resmî kurumun üst düzey yöneticisi olan kocasının isteğiyle mesleğinden istifa edip ev hanımı olmuş.

Çevresinde çok sevilen, takdir gören, 'hayırsever' biri olarak tanınmış. Ve bu itibar kaybetmemek için ömrü boyunca herkesi memnun etmeye çalışmış.

Konya Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesine bir çocuk hastayı kemoterapi alması için götürdüğümde tanışmıştık Selvinaz ablayla.

Çocuk Onkoloji servisinde tedavi gören kanser hastası çocuklara çeşitli hediyeler getirip onları tek tek çocuklara dağıtmış. Biz serviste hastamızın kaydını yaptırırken o tatlı tebessümü ile bir anda yanımızda bitivermişti.

"Al bakalım tatlı kız, bu da senin kısmetinmiş." demişti elindeki bez bebeği hasta kızımıza uzatırken.

Onunla son görüşmemiz kendi evinde oldu. Meram'da lüks bir villada yaşıyordu. 

O gün, Çocuk Onkoloji servisi önünde ayaküstü karşılıklı sorularla, cevaplarla başlayan tanışıklığımızın üzerinden bir yıla yakın zaman geçmişti.

Bir keresinde; "Karamanı çok merak ediyorum, orada Mevlanamızın annesinin türbesi var." demişti.

Davet etmiştim. Eşim ve benim kendisini misafir etmekten onur duyacağımızı söylemiştim.

Sık sık kanser hastası dostlarımıza verilmek üzere yardımlarda bulunurdu. İlgilendiğimiz tüm hastaların durumlarını en ince ayrıntılarına kadar sorar, onların yaşları ve cinsiyetlerine göre hediyeler hazırlar, bayramlarda o hastaların harçlıklarını da gönderir ve asla tanınmak istemezdi.

Vefaatından on gün kadar önce yine Konya'ya bir çocuk hasta götürdüğümde kendisini ziyaret etmek için evine gitmiştim. Uzun uzun sohbet etmiştik kendisiyle.

Dertliydi Selvinaz abla. Anlatırken zaman zaman gözleri doluyor, içleniyor, yutkuma yutkuna anlatıyor anlatıyordu.

Çocukken 'iyi kalpli bir birey olmanın, kendisi için bir beklenti içinde olmamak ama başkalarını her zaman memnun etmek' manasına geldiğini bir felsefe edinmiş kendisine.

Kırgınlık, kızgınlık, kin tutma duygusunu hiç dışa vurmamış, hep içine atmış. Zaten evde tek öfkelenme yetkisine sahip olan birey babasıymış.

Çocukların kızmaya, tepki vermeye hiç hakları yokmuş, hele kız çocuklarının asla böyle bir hakları yokmuş baba evinde.

Selvinaz Abla bu nedenle kendisini hep derslere vermiş, kitaplar okumaya vermiş. Yaşıtlarına göre oldukça kiloluymuş o yıllarda ve bu yüzden kendisini hep değersiz görmüş.

Üniversiteyi çok iyi bir derece ile kazanmış ve bölüm birincisi olarak bitirmiş. Fakat bu da kendisini değerli hissetmesine yardımcı olmamış.

Ama çevresinde hep uyumlu ve iyi kalpli bir insan olarak tanınmış. Bu halini devam ettirebilmek için hep kendinden vermiş. -İyi kalpli insan olarak tanınmak onun biraz da olsa kendisini iyi hissetmesine sebep oluyormuş. Ne kadar fedakar olursa o kadar sevileceğini düşünmüş, çocukluğunda yaşayamadığı sevgi boşluğunu doldurabilmek için-

Evlendikten sonra da bu durum devam etmiş. Çalıştığı kurumda hep yükselme hırsına kapılan kocası, ne kendisi ne de çocuklarla ilgilenememiş. Selvinaz abla, ise iyi bir eş olabilmek, evin düzenini sağlamak için hep bir çaba içinde olmuş.

Yalnızlığını ve kimsesizligini yenebilmek, sevgisizliğini gidermek için iki çocuk dünyaya getirmiş. Sonra 'iyi kalpli bir insan' oldugu için bir hayır kurumunda gönüllü olmuş. -Yani Selvinaz abla ömrü boyunca hep bir var olma çabası içinde yaşamış, takdire ve ihtiyaç duyulmaya ihtiyaç duymuş hep, ama içindeki sevgi boşluğu bir türlü kapanmamış-

Herkes ondan bir fedakarlık bekler olmuş ama kimse onun mutlu olması için hiçbir şey yapmamış. Kimsenin aklına, onun da bir ihtiyacı, sıkıntısı olabileceği gelmemiş. Herkes sanmışki Selvinaz güçlü kadın, herkese yetişir.

Sonra bir gün kansere yakalandığını öğrenmiş Selvinaz abla. Kanser olduğunu öğrendiği günlerde bunu kabullenmek çok zor olmuş. Günlerce ağlamış, uykusuz kalmış.

Sonra, "benden artık hiç kimse bir şey beklemeyecek, onlar bana hizmet edecek, ilgi gösterecek." diye düşünmüş. -Bu şekilde diğer insanlar tarafından sevilip sevilmediğini de anlamanın acı bir yolunu tercih etmiş. Aslında böyle düşünerek kendi kendine en büyük kötülüğü de yapmış-

Sonra ne olmuş biliyormusunuz? Kocası onu doktor doktor gezdirdiği, yurtdışındaki hastanelere götürdüğü için çevresinde büyük bir ilgi ve takdir görmüş. "Keşke" demişti Selvinaz abla, "o tedavi dönemimde bana gösterdiği ilginin yüzde birini sağlıklı olduğum dönemde gösterseydi."

Selvinaz abla kanseri iki kez yenmiş biz tanışmadan önceki yıllarda. Yurtdışı tedavisinden sonra iki kez daha kansere yakalanmış. 

Üçüncü ve son yakalandığı kanser hastalığında zayıf ve yorgun düşen bedeni artık mücadele edemedi hastalıkla.

O gün yanından ayrılırken Selvinaz ablaya Dale Carnegie'nin 'Üzüntüyü Bırak Yaşamaya Bak' kitabını hediye ettim.

Gözleri dolu dolu kitabı aldı. "Umarım okur bitiririm." dedi.

Kanser tüm bedenine yayılmıştı.

Kitabı okunamayacağının o da farkındaydı.

Geçtiğimiz yıl bugün vefat etti Selvinaz abla.
Cenazesindeydim.
Yine böyle karlı ve soğuk bir gündü.

Selvinaz Abla herkese karşı iyi kalpli, merhametli olmuştu.

Bir kendisi hariç.

Hayra doğru İnşaallah...

Salih Cengiz

Okunma : 577