Seçim Üzerine... | Karamandan.com - Karaman Haber

Seçim Üzerine... | Karamandan.com - Karaman Haber

19 Ocak 2020 Pazar
Seçim Üzerine...

SEÇİM-HDP’NİN BELİRLEYİCİ ROLÜ-EKONOMİ-ANLAYIŞ SEVİYEMİZ ÜZERİNE

Çok ilgilenmediğim halde, aktualiteden kopmuş bir yazar hayal edilemeyeceğine göre, olası seçim sonuçları üzerine bir deneme de ben karalamak istedim. Doğrudan konuya giriyorum:
      
Bu dönem seçim sonrasını etkileyecek en büyük değişken HDP'nin baraja takılıp takılmayacağı hususudur... İşin garibi; her iki durumda da ülkeyi gerilimli günlerin beklediğini öngörebiliriz. Bakınız:

1. ihtimal:
HDP baraja takılır... AKP, HDP vekillerinin tamamına yakınını kendi hanesine kaydeder. Çünkü HDP' nin seçim bölgesinde CHP ve MHP' nin esamisi okunmuyor. Bu sayede AKP işaret ettiği yeni anayasayı kendisi yapma imtiyazına erer. Sayın cumhurbaşkanının dayatmacı zihniyeti dikkate alındığında cüretkarlığının tırmanacağı varsayımı altında, mecliste siyasi temsil imkanlarını yitirmiş kürt hareketinin nüfuzunu korumak namına agresifleşmesi beklenebilir.

2. ihtimal:
HDP barajı aşar... AKP den 30-40 vekil çalar.AKP mecliste aritmetik üstünlüğü kaybeder.Ülke yıllar sonra ilk kez koalisyon hükümetine mecbur kalır.Mevcut şartlardaki siyasi kutuplaşma, eski dönemlerin aksine, uzlaşmacı yaklaşımları zorlaştırdığı için, 2 yıldan daha kısa sürede halkın önüne tekrar sandık konulması ihtimali belirir...Ve her seçim, ayrı bir belirsizlik demektir.Çünkü ülkemizde devlet politikası fikri oturmamıştır.Yine de Muz Cumhuriyetlerinden daha hallice olduğumuzu teslim ederim.

SONUÇ:
Sermaye koku almakta son derece mahirdir.Ve spekülatif şartlara bayılır.Doların yükselmesini dünya konjonktürüne bağlayan Ekonomi Bakanımız gerçeği çarpıtmasa, dolar üzerinden değil, döviz sepeti üzerinden konuşmayı seçerdi.Ama dinleyicisi bu halde de çoktur.Farketmiyor…Sepet an itibarı ile (29 Nisan) 2.80 ve bu kur seviyesi TC Ekonomisini tehdit edici mahiyettedir.Riskin büyük kısmı da, kısa ve orta vadeli döviz borcu kabarık özel şirketlerindir…Ekonomi bilmeyen bir cahilin ‘’Bize ne şirketlerin borcundan’’ demesini anlarım.Ama o da şunu anlamalı:Şirketler bu dövizi piyasadan çekmeye başlayınca piyasaların döviz ihtiyacı şiddetlenecektir.Kur yükselişinin doğuracağı enflasyon o cahili sadece  fakirleştirmekle kalmaz; işyerlerinin kapanıp onun işsiz kalmasıyla sonuçlanır ki, olmayan geliriyle kredi borçlarını ödeyemez…Cümleyi böyle kurmak ekonomi cahili için daha açıklayıcı oluyor.Bağışlayın…Ekonomiyle siyasetin ayrılmaz bütün oluşunu  Marx okuyanlar biraz yanlış olsa da herkesten iyi bilirler.Tavsiye ediyorum… Siyasi krizler, finansal hareketlerin reel ekonomik hareketlere kıyasla yılda ortalama 50 kat daha hareketli olduğu günümüz global dünyasında, ekonomik krizlerin de başlıca sebebini oluşturur.Ekonomik krizlerin akabinde de ülkenin siyasi yapısında köklü değişikler olması mukadderdir. KURALDIR: Her ekonomik kriz o anki siyasi iktidarın başını yer. Çünkü halkın aklı gözündedir.

O halde anlıyoruz: Ölününkine benzese bile ''ille de istikrar isterük'' çülerin rahatlarının bozulma süreci işlemeye başlamıştır... Ekonomide ‘’konjonktür’’ kavramı, ekonomik performansın döngüsel dönemin  tepe ve dip ve noktalar arasındaki seyrü seferini ifade eder.Lale devri bitmiştir.Elin ucuz dolarıyla bol kepçe hovardalık yapma zamanı geride kaldı.Amerikan Merkez Bankası doların yularını sıkıştırıyor.Farkına varmak lazım.Şimdi, bu bilgiler ile, bizim seçim sonuçlarımıza dair aşağıdaki spekülatif değerlendirmelerimizi birleştirme işini  okuyucuya havale ediyorum.

HDP'nin seçime parti olarak katılacağını açıkladığı dönemde, HDP'nin baraja takılacağına inanmakla beraber, şimdilerde barajı aşmasının daha muhtemel olduğunu öngörüyorum. Gerekçelerim şunlardır:

1-HDP'ye mesafeli duragelmiş Kürt asıllı bazı vatandaşlarımız, bu süreçte, kürt hareketinin mecliste temsil edilmemesinin doğuracağı sorunları dikkate alarak, tersinden veya düzünden bir yaklaşımla HDP 'ye oy verebilirler.Öte yandan son genel seçimden bu yana HDP'nin şahsında Kürt Hareketi’nin siyasi nüfuzunun arttığını görmemek ahmaklıktır. Hatırlayınız: Apo'ya ''Sayın'' diye hitap edilmesinin hukuki kovuşturmalara konu  olduğu günlerden yola çıktık; şimdilerde ise 1 milyon insanın fiziken katıldığı NEWROZ Töreninde bizzat devlet, haftalar öncesinde Apo’nun çok önemli açıklamalar yapacağı yönünde halkı psikolojik olarak Apo’nun sözlerini dinlemeye hazırlıyor. Apo dediğimiz, dünün bebek katiliydi; bugün ise anaların gözyaşını durduracak milli kahramanımız… Devlet Baba’nın konuya yarın ne şekilde yaklaşacağını ise bugünden şeytan bile bilemez. Ben buna ‘’omurgasızlık’’ diyorum.Sizler de hadiseye meşrebinize uygun bir isim bulsanız iyi edersiniz.Çünkü bir şey ‘’var’’ ise, o şeyin zorunlu olarak bir de lisanda karşılığı varolmalı… Aksi halde anlayış türeyemez. Zira insan, kelimelerle düşünür. Kelime yok ise düşünce de yoktur… Düşünce geliştiremeyen insanın nazarında eşya ve hadiselerdeki değişim, suya yapılmış resimler gibi kalıcılık taşımayan sürekli bir akıştan ibarettir… İster Batı Tefekkürüne bakın, isterseniz İslam Tasavvufu… İkaz etmek boynumuzun borcudur… Şimdi:

Devletin konuya yaklaşımındaki bahsi geçen bu  değişimin bölge insanı üzerinde oluşturacağı duyguları hayal edebilen beri gelsin: Sıradan insan, yani iktisatçıların homo economicus  dedikleri; siyasi ağırlık dengesinin Kürt Hareketi lehine değiştiğini rahatlıkla görecektir. Menfaati için zamane iktidarı her kim ise ona  yanaşmalık etmenin  istisnasız her devirde yaygın olduğunu bilip bunu makul karşılayan  yurdum insanı bundan çıkacak mantıki sonucu anlamakta ve buna uygun davranış kalıpları geliştirmekte zorlanmayacaktır. Bu sonuncusu da, sosyolog adayı olan sınıf arkadaşlarıma ev ödevi olsa yeridir. Siyasal Bilgiler, Psikoloji, Tarih ve Ekonomi öğrencileri için de verimli sonuçlar doğuracak bir çalışma alanıdır.Sıkışan bana müracaat edebilir.

2- HDP'nin seçim bölgelerinden vekil çıkarma gücü olmayan CHP seçmeni, HDP'nin baraja takılma ihtimali karşısında AKP'nin bir daha asla dizginlenemeyecek biçimde tamamen azmanlaşacağına kanaat getirerek, sırf AKP'ye darbe vurmak adına HDP'ye ödünç oy verebilirler… Olaya beton fikirli Kemalistler açısından bakmayı deneyiniz: ’’10 Kasım’da Atamızın anıtlarına topluca yürüme geleneğimiz bile ülke çapında yasaklandı.O Ata ki; mazi, hal ve istikbaldeki tüm dertlerin devası, en büyük öğretmen, en büyük diplomat, en büyük savaşçı, en büyük filozof, en büyük devlet adamı’’… Uzatmayalım, ben diyeyim Alaattin’in Lambasındaki sihirli dev gibi bir şey, siz deyin hırsızın her kapıyı açan maymuncuğuna denk bir alet... Öyle olmasa, 6 kelimelik ilkeler kümesi ile bir devrin tabusu olamazdı… Hoş, herkesin üzerinde ittifak edebileceği biçimde izahı bile yapılamamış malum ilkeler arasındaki tutarsızlık onların bir küme oluşturmasını da engelliyor ya, neyse… Mustafa Kemal’in bu derece horlanmasının Kemalistlerin kalbinde açtığı yaranın onları ne derece uç davranışlara yöneltebileceğini anlamak lazımdır... Empati yapıyoruz ya.

3- Sosyal demokrasi fikrine mensup bazı kimseler, CHP'den ziyade HDP'nin bu çizgiyi daha iyi temsil ettiğini düşünmeye başlamış olabilirler... Hani onların Türkçesiyle ifade edilirse; ‘’eşcinsellerin engellenmiş haklarının savunusu’’na indirgenmiş durumdaki Sosyal Demokrasiden bahsediyorum.İçki’nin yasaklanması ihtimaline onların penceresinden bakabiliyor musunuz? Kıyametin kopmasına sebebiyet verebilecek en büyük haksızlık bu olsa gerek…Yalçın Akdoğan’ın konuşmasında doğru bulduğum ender kısımlardan biridir…

4- HDP'nin barajı aşması halinde doğması muhtemel kaotik ortamın bir döneme damga vuran Özal'ın Anavatan'ı, Demirel'in Doğruyol'u gibi Sayın Cumhurbaşkanının Akp'sini de parçalayacağını uman bazı muhalifler,  kısırlaşmış mevcut siyasi konjonktürün kırılması konusunda HDP'yi bir araç olarak görebilirler. Mantıksız sayılmaz değil mi? Bu mantalite açısından, tekdüzelik içeren halihazırdaki bunaltıcı rutinin kırılıp kaos geçidinden filiz verecek yeni ihtimaller tablosu sempatik sayılabilir. Bu arada, Davutoğlu’nun ismini anmayışıma içerleyen yoktur  diye umuyorum… Anayasada yazar: Cumhurbaşkanı…Tarafsız… Partilere eşit mesafede… Benimkisi de atıf olmaktan çıktı.

Bunlara ek olarak, totalde, şahıslar anlamında değişken olmakla beraber, seçimlere katılmayan ຃ lik bir kesim olduğunu hatırlatırım.HDP'ye barajı aşması için lazım olan oy oranı ise sadece Ŵ.5... Bu oranı küçümsemiyorum.Yaklaşık 1 milyon oy demek... Ama bahsettiğim hususlar gözönüne alınınca, HDP'nin bu artışı yakalamasını muhtemel gördüğümü söylüyorum.

Bana gelince:Konuya şahsi yaklaşımımı belirtmeme engel göbek bağlarım olmadığına göre, çekinecek bir şeyim de yok demektir. O halde ifşa ediyorum işte:  HDP'nin barajı aşmasının ülke adına getirisinin zararından daha çok olacağına inanıyorum.

Çünkü sabit şartlar varsayımı altında... Bunu açıklamam lazım bir cümleyle: Yani ülkemizde bir türlü değişmeyen ''güçlü gücü eline geçirebildiğine göre haklıdır'' zihniyeti devam ettikçe... Hadi daha açık söyleyelim: Bakunin'in ifadesiyle ''hukukun iktidarın fahişesi’’ görünümü taşıdığı müddetçe, ben ülkemde, HİÇBİR SİYASİ YAPININ İKTİDARA TEK BAŞINA SAHİP OLMASINA HOŞ BAKMAM.

Ama bu ifademden yola çıkarak, seçimin yapılacağı Pazar günü sandığa gitme zahmetine katlanacağımı düşünenler ise aldanırlar: Çünkü ben oy kullanmam. Oyunun kuralları değişmediği müddetçe, temsili demokrasi teranesinden bir cacık olmayacağını bildiğim için, tek yapabildiğim cemiyet meydanında adeta elimde çomakla dolaşıp itleri taşlamaktan ibarettir. Sanırım en sevdiğim filozofun Sokrates olması da bu yüzden… Ama temsili demokrasiyi bırakın, doğrudan olanı bile işe yarar bir alet olsa idi, baldıranla öldürülmek herhalde Sokrates’e  düşmezdi…

Okunma : 3287