Şart Olan Eğitim | Karamandan.com - | Karaman Haber

Şart Olan Eğitim | Karamandan.com - | Karaman Haber

18 Temmuz 2019 Perşembe
Şart Olan Eğitim

“Ordunun günahları kendileri için düşmanlarından daha tehlikelidir” dedi, Hz. Ömer.

Toplumumuz psikolojik yönden problemli bir kazazededir! Bu problemden dolayı toplumumuz ifrat ve tefritten kurtulamıyor. Dengeyi sağlamaktan bihaber olan toplumumuz devamlı uç noktalarda yaşayarak ayakta durmaya çalışıyor. 70’lerin 80’lerin talebeleri gaddar eğitimcilerden, aynı dönemlerin vatandaşları gaddar memurlardan çok çekmiştir. Sık sık ihtilallerin olduğu bu dönemlerde kamu personellerinin krallığı vardı, halkın ve talebenin hiç değeri yoktu. “Her birimiz içinde bulunduğumuz şartların mahsulüyüz. Bazen kibir yaralarımızda saklanır. Güç insanı bozar ve mutlak güç de mutlak bir biçimde bozar” dedi, Kemal SAYAR. Şimdi ise devran değişti… Vatandaşlar ve talebeler krallığını ilan etmiş halde; kamu personelleri ezilen tarafta. Bir intikamdır gidiyor… Peki, kazanan kim? Kazanan yok, kaybedense herkes! 

“Bizler yalnızca kötü başlayanlar değiliz, kötü başlamış olanların da torunlarıyız. Bizler dedelerimizin yanılgılarını devraldık” dedi, Üstad İsmet ÖZEL.

Eğitim ana karnında başlayan, aile hayatında devam eden, okul hayatında farklı alanlarda uzmanlaşmış hocalar tarafından takviye alan ve mezara kadar süren bir ameliyedir. Eğitim sadece kişilerin hayatı ile sınırlı olmayıp nesiller arası devam eden kültürün gelişmesini sağlayan manevi bir güçtür. Toplumu bir vücut kabul edersek eğitimde o vücudun hafızasıdır. “Bir insan başka bir insan aracılığıyla insanlaşır” diyor, bir Afrika atasözü.

Ön yargılar, ezberler, genel kanaatler, doğru bildiğimiz yanlışlar, yanlış bildiğimiz doğrular, egolar, kibirler… Bu ve buna benzer kötü hasletlerimiz gelişmemiz ve doğruyu bulmamız için önümüzdeki en büyük engeldir. Bu engeli aşmak için zihnimizi arındırmamız gerekirken ayaklarımızı güçlendirmeye, vücudumuza kanat takıp uçmaya çalışıyoruz. Bilmiyoruz ki bu engeller maddi değil! 

Maddi anlamda olsun manevi anlamda olsun; bir yapı meydana getirirken sıfırdan bir şey üretmek hatalı şekilde üretilmiş bir şeyi tadil etmekten her zaman daha kolaydır. Biz ise kolayı seçip düzgün bir şey üretmek yerine hep zora talip oluyoruz. “Ben sizin kaybettiğiniz paraya değil, harcadığınız zamana üzülüyorum” dedi, Eflatun.

Yapılan onca yeniliğe rağmen, yapılan onca değişikliğe rağmen, değişen onca bakana rağmen ülkemizin çözülemeyen sorunu olan eğitim sistemi kangren hale gelmiştir. Toplumun inşasında; ekonomiden, sanayiden, teknolojiden ve hatta askeriden daha mühim olan bu alan her geçen gün daha da geriye gidiyor. Toplumumuzun lokomotif gücü olan eğitim sisteminin geriye gitmesi ile diğer sahalarda da geriye gitmesek bile yerimizde sayarak yine gerilerde kalıyoruz. Yerimizde sayarak sadece geride kalmıyoruz aynı zamanda da ayak tabanlarımız şişip su topluyor ve yerimizde de sayamaz oluyoruz. Bir süre sonra da saymayı unutuyoruz.  

“Büyük bir ülküsü yok insanın. Küçük, gündelik işi, ihtiyaçları, onları karşılayan araçları, monoton, makine düzeninde bir yaşayışı var. Kendi ve nihayet yakın çevresini aşmayan bir dünyası ve çok silik gayeleri… Bütün beşeriyeti kucaklayan ülküden yoksun. Eti ve kemiği aşan endişeleri yok. Acıları, hüzünleri, sevinçleri, mutlulukları basit, kişisel, geçici, ölümlü. Ölümsüzlüğe yabancı. Ölüme de yabancı” dedi, Üstad Mehmet Akif İNAN; Allah rahmet etsin.

İnsan kaynağının, genç nüfusun, tesis ve binanın yeteri kadar olduğu bu zamanda eğitim sisteminin ileri noktalara varamaması bizlere bir şeyler anlatması lazım! Sadece mevcut halin bir şeyler anlatması yetmez bizlerinde bir şeyler anlaması lazım! Mevcut sistemin kendi kıstaslarına göre bile başarı seviyesi yerlerdeyken; her şehre üniversite, her ilçeye MYO açılırken ortaya çıkan kontrolsüzlük, nitelikli kadro açığı ve nitelikli öğrenci bulamama bu yaramızın çürümesini sağlıyor. Nitelik olarak istediğimiz seviyeyi yakalayamayınca bizler de bu açığı çok fazla okullaşarak nicelikle kapatmaya çalışıyoruz. Hedefi; nefesimizi tutarak ve iyi nişan alarak tek okla vurmak yerine sadaktaki tüm okları rasgele atıp şans eseri hedefi tutturmaya çalışıyoruz. Çok öğrenci okutarak sürümden kazanmaya çalışıyoruz. “İnsanların çoğu ömürleri boyunca yeteneklerinin ne olduğunu bilmeden yaşıyorlar” dedi, Ken ROBİNSON. Öğrencilerimizin kendilerini fark etmesini sağlayamıyoruz. Öğrencilerin kendi istedikleri alanlarda gelişmesini sağlamak yerine bizim istediğimiz alanlarda gelişmesini istiyoruz. Öğrencilerimizin önüne konulan setler ile kaderinin başarısızlık olduğuna inandırılıp bıkkın nesillerin çoğalmasını sağlıyoruz. “Hayata hep çoktan seçmeli sorularla hazırlanıyoruz. Onlara bedenleriyle düşünmeyi öğretelim! Onlara soru sormayı, mevcut olana dair sorgulama yapmayı, farklı ve daha zengin biçimlerde düşünebilmeyi öğretelim! Onlara nasıl öğrenebileceklerini öğretelim.” dedi, Kemal SAYAR. 

“Bilgi, yığma malumat seviyesinde kaldığı takdirde insanı yormaktan başka işe yaramaz. Bilginin insan için anlamlı hale gelmesi ancak o bilginin yaşama meselesi olarak o insanla bağlantılı hale gelmesiyle mümkün olur. Yani bir bilgiye sahip olan kişi o bilgi ile hayatının akışına yön vermeyi başarmışsa, dünyasını o bilgiyle kurabilmişse o insan taşıdığı bilgiyi özümsemiş sayılır. Modern toplum içinde aldığımız resmi ve gayr-i resmi eğitim insanın özüne yönelmeyi değil, kabuğunu korumayı gözetiyor. Cehaletten kurtulmanın yolu bazı şeylerin cahili olmaktan geçer” dedi, Üstad İsmet ÖZEL.

Öğretmenlik hizmeti her gün yüzlerce öğrenciye hitap edip saatlerce ders anlatmakla sınırlı değil! Kısıtlı teknik imkânlar içinde, eğitimcilik görevi dışında kopyala-yapıştır şeklinde düzenlenen onlarca evrakları hazırlama telaşında, sadece çocuklarla değil velilerle de ilgilenip; görevlerini ifa eden öğretmenlerin görevi ve çilesi bunlarla bitmiyor. İntikam kültüründen dolayı, gördüğü yokluktan dolayı, ebeveynlerinden yeteri kadar şefkat göremediğinden dolayı; şimdinin velileri çocuk yetiştirmiyorlar! Genel olarak küçük pamuk prensesler ve küçük beyzadeler toplumumuzun yeni nesillerini oluşturuyor. Efendimizin (sav) beyanına göre kıyametin alametlerinden olan ‘kendi efendimizi doğuruyoruz’ ve eğitimcilerinde efendisi olmasını istiyoruz. Ben zorluk çektim evladım çekmesin diyoruz. Bizi güçlü kılan şeyin çektiğimiz zorluklar ve yokluklar olduğunu bilmiyoruz. Hayat karşısında zayıf, zorluk karşısında kolaycı, yokluk karşısında anında pes edip yok olan gölge nesiller yetiştiriyoruz. İyilik yaptığımızı zannediyoruz ama hem kendimize, hem ülkemize hem de neslimize kötülük yapıyoruz. “Bir kişinin şahsiyetini oluşturan üç temel vardır. Bunlardan birincisi sorun çözme stili, ikincisi iletişim tarzı, üçüncüsüyse düşünce biçimidir” dedi, Nevzat TARHAN.

“Öğretmende üç sıfat toplandığı takdirde bu sıfatlar sayesinde öğrencisine vereceği ilimlerin nimeti tamam olur. O sıfatlar şunlardır: Sabır, tevazu ve güzel ahlak… Bir öğrenci, aşağıdaki üç sıfata sahip olduğu zaman, kendisine ilim vermek hoca için kolaylaşır ve öğreticinin ondan beklediği nimet tamamlanmış olur. O sıfatlar: Akıl, istikamet ve güzelce dersini dinleyip anlamaktır” dedi, İmam-ı Gazali Hazretleri.

Toplumumuzun olumsuz bir yönü de devamlı günah keçisi bulmaya çalışmasıdır. Yeni neslin olumsuz hallerini ilk eğitim camiasına fatura ediyoruz. Eğitimcilerin elinde sihirli değnek olduğu zannına kapılıyoruz ve bu sihirli değneği kullanmadığını düşünerek bu insanları suçluyoruz. Kendi görevlerimizi de onlara yaptırmaya çalışıyoruz. İhmal ettiğimiz çocukların ihmalkâr davranmasını onlardan biliyoruz. Çocuklarımıza maddi anlamda güzellikler vermeye çalışırken manevi anlamda güzellikler veremiyoruz. Güzelliğin bakımsız kalınca çabuk gittiğini bilmiyoruz. Gülün kısa sürede solduğunu ve dikeninin sene boyunca yerinde durabildiğini göremiyoruz. “Çocuklarımıza nasıl bir dünya bıraktığımız kadar, dünyaya nasıl çocuklar bıraktığımız da önemli” dedi, Kemal SAYAR.    

Bir günah keçisi bulmaya ihtiyacımız varsa herkes kendine baksın! 

Bu günah hepimizin…

Şadan Sezgin

Okunma : 1473