Sahte Umreciler! | Karamandan.com - Karaman Haber

Sahte Umreciler! | Karamandan.com - Karaman Haber

30 Mayıs 2020 Cumartesi
Sahte Umreciler!

Bugün bir haber düştü önüme…

Teyit edeyim dedim yüzlerce kaynak var, yani doğru…

Google'a "17000 bin sahte umre kart" yaz bir sürü kaynak var.

Haber şu;

"2017 yılında 17000 kişi sahte 'Diyanet umre kart' ile kutsal topraklara gitmiş."

Diyanet işleri başkanlığı verilerine göre, 2017 yılı umre döneminde 325.000 kişi 'Diyanet umre kartı' alarak umreye gitmiş. Suudi Arabistan Haç bakanlığının resmi kayıtlarına göre ise 2017'de Türkiye'den bu ülkeye giden kişi sayısı 342.000 kişi. Bu verilere göre, 17.000 kişi 'Diyanet umre kartı' olmadan seyahat etmiş. 

Türkçe meali;

Sahte kart ve kaçak yollardan giriş yapmış. 

Haç umre seyahat acenteleri derneği Başkanı Mehmet Uzuner, 17.000 açıkla Diyanet'in en az 3 milyon lira gelirden olduğunu, 170.000 lira da vergi kaçağı oluştuğunu söylüyor.

Vergi kaçırmışlar, devleti zarara uğratmışlar.

Bu yazıyı kutsal topraklara gidenler için değil de, Seyşellere tatile giden ahali için yazsaydım keşke. 

Be Müslüman nereye gidip ve nerden geliyorsun biliyor musun?

Umreye gidiş amacın ne?

Umreden dönüşte "burada karantina diye bir şey yok. Ahır burası ahır!" diye ile "Polisin yüzüne tükürende" bu 17000 kişi. Aynı zihniyet çünkü!

Sahtekarlık ve hırsızlık yapan cinayete de teşebbüs eder. Her türlü melaneti yapar…

Bunlar sabah kalktığında gerçek yüzünü mü görüyor, sahte yüzünü mü? Merak ettim!

Sahte hakikat olur mu?

Demek ki oluyor!

Zehirli ideolojiler ve propagandalar insan beynini tarumar edebiliyor. Bunun sonucunda ise 'sahte hakikat' ortaya çıkabiliyor. Maalesef böyle bir bakiyemiz var.

Bir insanı eğip bükebilmenin en etkili yolu aklını, zihnini eğip bükebilmektir. Bunun şartı ve yolu da "gerçekten koparmak" "gerçek bilgiden koparmak," gerçekliği eğip bükebilmekten geçmektedir. Ana mekanizması sahte hakikat yaratıcılığı ve bunun çeşitli kanallardan telkinidir.

Burada en kritik soru İslam toplumun zihninin nasıl ele geçirildiğidir. 

İslam toplumu niye yatkın bu telkinlere?

Zihin ele geçirme mekanizmalarına niye açık?

Cevabı çok kolay!

Akıl, ahlak ve adalet müesses nizamını çalıştıramamadan kaynaklı mütevellit bir sorun ile karşı karşıya.

Bu kadar işte cevabı!

Gerçek var mı yok mu?

Hakikat nedir?

Şer-i hükümlerde hakikat nedir?

Gerçek ve hakikat böyle tümden göreceli veya tümden kanaatlere bağlı bir şey olmadığı halde; buna rağmen "kanaatler," söylemler gerçeğin yerine nasıl geçebiliyor, ana sorunlardan biri budur. Bu soruyu kendine sorup cevabını arasa zaten bu yazıyı yazmazdım.

Sonuç olarak;

Üç 'A' diye sürekli yazdığım akıl, ahlak ve adaletin gerçeklikliğini ve hakikatini toplumdan koparırsanız gerçek dışı hep gerçekmiş gibi (“sanki-var”, “sanki-öyle”) gibi “sahte gerçeklik ve sahte hakikat” ile yaşar gider.

Umre için sahtekarlıkta yapar, devleti de dolandırır.

Çünkü;

Zihni kendinden alınmış ve geriye biyolojik bir posa var!

Beyni iğdiş edilmiş öküzler gibi istediğiniz boyunduruğa bağlayıp istediğiniz yere sürebilirsiniz, bir torba samanı gösterip binlerce eşeği nereye sürerseniz, tavşanı gösterip tazıyı nereye sürerseniz oraya götürebilirsiniz. Aynı durum!

Bir insana, bir topluma yapılabilecek en büyük kötülüklerden birisi onu “cahil” ve "gerçeği çalınmış" birisi yapmak. Hemen hemen tüm İslam toplumu “gerçeği çalınmış” halde yaşıyor. 

O halde soru gelip şuraya dayanıyor: Sorun; zihnin aklın ele geçirilmesi ise zihnin, aklın kurtarılması nasıl sağlanacak? 

Bunun da bilindik en gerçekçi yanıtı gerçek hakikat. Bilgi olmadan akıl işleyemez, bir yargı vermek için illa da adalet olacak, özne-yüklem ilişkisi içinde ahlak olacak. Zihnin aklın kurtuluşunun, özgürlüğünün yolu her şeyden önce "gerçek bilgi" ve "doğru akıl yürütmeden" geçmektedir. Bunlar yoksa sahte ve sahtekâr bir toplum oluşur.

Kendi ahlakını yaratan, minimum insanlıkla maksimum fayda sağlayan bir yaşam biçimi oluşturur ve tüm katmanları yayılır.

İslam dininde, dini emirler, yasaklar ölçüler ve normlar "öteki dünya mutluluğu" için gereklidir.

İslam dininde temel dini inançlar ve buyruklar, ahlaki değer yargılarının temelini oluşturur. Ahlaki değerleri ise akıl ve adalet besler. Ahlakı kavi olanın dini de kavi olur…

Vesselam!

Yaşar Kiraz

Okunma : 1610