PKK terör örgütü müdür? | Karamandan.com - Karaman Haber

PKK terör örgütü müdür? | Karamandan.com - Karaman Haber

19 Ocak 2020 Pazar
PKK terör örgütü müdür?

Gelin üç yıl önce sabah gazetesinde yazıldığında davaya konu olmadığı halde bugün Diyarbakır Barosu Başkanı'nı yargı önüne taşıyan güncel tartışmayı teorik temele bağlayalım...

Öncelikle...isimlendirmek davası...Kelime dediğimiz şeyler, bir mananın kendisi değil, suretleridir; adeta resimleri, imajları...Ama öylesine imajlardır ki, ismi olmayan bir soyutlamayı zihnen kavramak imkansızdır...Velev ki bu mümkün olsun, bu kez de anlaşılan manayı dışardaki kişilere aktarmak imkansızdır...Bunun yanısıra,  bir manayı temsilen lügatten bir kelime seçmek, eşya ve hadisenin kendi mahiyetiyle ilgili olduğu kadar, ona yaklaşan şuurun muhtevasıyla da ilgilidir...Örneğin, sadece hadisenin bizatihi kendisi bakımından fetih ile işgal kavramları arasında anlamlı bir farktan bahsedilemez.Bir beldenin dışarıdan gelen askeri bir kuvvet tarafından ele geçirilmesi kastedilirken, ele geçirme eylemi tasvip ediliyorsa fetih, edilmiyorsa işgal tabiri kullanılır.

Aynı şekilde, vatan hainliği ile kahramanlık da böyledir...Tabi burada, güçlü gücü eline geçirebildiğine göre haklıdır şeklinde ifade edilen, meşruiyetin kaynağını güç ile açıklayan faydacı bir yaklaşıma atıfta bulunulmaktadır...Örneğin darbeye teşebbüs eden Talat Aydemir idam edilirken, Kenan Paşa'nın yargılanmak bir tarafa cumhurbaşkanı olması gibi...Her ikisi de asker idi...Her ikisi de hükümeti devirmek istedi...İlki beceremediği için asıldı; diğeri muvaffak olduğu için koltuğa kuruldu...

Konumuza gelince:Direnişçi olmak ile terörist olmak arasında net bir ayrım gösterilemez.Her ikisinde de, yasadan aldığı güç ile kendisini meşru ilan eden devlet kolluğuna karşı silah kullanan muhaliflerden sözedilmektedir.Ama bizler, mesela en az TC devleti kadar yasal zemin taşıyan İsrail devletine isyan eden Filistinlileri direnişçi olarak adlandırırken, örneğin kendi ülkemizin askerlerine saldıran hareketleri terörizmle anmaya eğilimliyizdir...Buradaki çelişki akli sebeplerden değil, tamamen subjektif-duygusal faktörlerden kaynaklanmaktadır...

Örnek üzerinden açıklayalım:Varlık sahasındaki her devletin şu veya bu biçimdeki esaslara göre düzenlenmiş yasaları vardır.Bütün yasalar, devletin zeminini oluşturan bu esaslardan geçit bulur.Yani devletin meşruiyetinin dayanağı bu temel yasalardır.Buna, Anayasa diyoruz...Buraya kadar sorun yok...Asıl sorun, anayasa meşruiyetini neye borçludur sorusuyla beraber karşımıza çıkıyor ki; bu soruya verilen hiçbir cevap hukuk zeminine sığamaz.Çünkü anayasa demek, yasanın varlık sebebini kendi kendisiyle izah etmek gibi bir abesliktir...Sorarlar..Herşeyin bir varlık sebebi var iken, Allah'ın varlık sebebi nedir?..Allah denilen varlık, varoluşu için herhangi bir dış kuvvete ihtiyaç duymadığı için Allah'tır...Ya inanır ve varlığını kabul edersin, yahut red...Hal böyleyken, aynı durum anayasalar için de geçerlidir.Şu farkla ki; mevcut anayasayı kabul etmemek, dünyanın herhangi bir ülkesindeki en büyük hukuki suçu teşkil eder...Çünkü bir devletin varlık sebebi, anayasayla açıklanır.Ama öylesine bir anayasa ki, meşruyeti tartışılamıyor.Mesela bizdekini ele alalım...Bunu şüphesiz tarihin bir evresinde gücü elinde bulundurmuş bir zümre yazdı...Aynı zümre, geleceğe dönük olarak diyor ki, filanca maddeler değiştilemeyeceği gibi, değiştirilmesi teklif dahi edilemez...Niye?...Ben öyle istedim keyfiliğinden başka izahı yok...İyi de, muhalfarz, bu coğrafyada yaşayan insanların tamamı  günün birinde deseler ki...Mesela biz artık ayyıldızlı bayrak yerine dolunaylı bayrak isteriz.Yasal olarak bunu değiştirmek mümkün olamaz...Ancak ve ancak fiili bir durum yaratılarak önce bayrak yeniden tanımlanır, ardından anayasa çiğnenerek bizzat anayasanın kendisi değiştirilebilir...Bu gerçekleştiği anda, işlenmiş olan suç, o dakikada suç olmaktan çıkmıştır.Çünkü suç denilen şey bir fiilin; hatta çoğu zaman malesef bir inanış, hissediş veya vicdani kanaatin yasalarla men edilmesinden ibarettir...Yasaklanmamış herşey serbesttir...Dinde de, hukukta da...O yüzden günahlar kutsal kitaplarda tek tek zikredilirken, az sayıdaki günahlara nazaran adeta sonsuz sayıdaki mübahlar tek tek sayılmamıştır.

Anlaşılıyor ki, suçlar ve yasalarda suçlar için öngörülmüş cezalar izafi olmak bir yana özü itibarı ile tamamen keyfilik karakteri taşır.O halde, bir zümrenin keyfiliğinden geçit bularak ortaya çıkmış bir anayasaya bir başka zümrenin niçin tabi olmak zorunda kalacağının tatmin edici teorik bir açıklaması yapılamaz...Hal böyle olunca, teorik ve kendi sistematiği içinde tutarlı bir itirazdan kaynaklanan başkaldırışlara terörist veya direnişçi etiketi yapıştırmanın makul (yani akılla temellendirilmiş) bir mantığının olmadığı iddia edilebilir.Başka bir ifadeyle, Evren Paşa gibi apoletleri olup olmaması önem taşımayan bir zümre, Evren Paşa ruhiyatıyla mevcut anayasayı hedef alarak harekete geçtiği takdirde, teröristlik evresi en iyi ihtimalle anayasayı devirene dek sürebilir...Yasaların terörist kabul ettiği zümre anayasayı ve dolayısıyla da yasaları yenileme gücüne ermesi halinde, mesela eski yasalara dayanarak insanları tutuklayan, cezalandıran veya ödüllendiren kişileri, eski makamları ne olursa olsun istediği akıbete uğratabilir.Hem de yeni yasalara dayanarak...Nitekim ülkemizin yakın tarihinde bu anlatıları andıran örnekleri bulmanız için hafızalarınızı zorlamanız bile gerekmez.Bunları izlemek, aslında herşeyin bir hırsız polis oyununun oynandığı izlenimini vermiyor mu?

Aslına bakarsanız İktidar, gücü elinde bulundurmaktır.Bernard Russel izahını yapmış.Tekrar etmeyeceğim.Güç, aynı zamanda yasaların yegane kaynağıdır.Bunu da Salih Mirzabeyoğlu'ndan okursunuz.Güç ile meşruiyet siz okurlarım nazarında yumurta tavuk örneğindeki gibi birbirinin sebebi olabiliyorsa sorun yok...Örnekleyelim: Gece yarısı önünüzü kesen 5 kişi zorla sizi soyabilse ...Buradaki soyma eylemini bileşenlerine ayırdığımızda:Soyma fikri etrafında birleşen insan kümesi, soyma iradesi gösterilmesi, soymaya teşebbüs edilmesi ve soyma eylemini başarabilmek... Bu felaketiniz karşısında soyguncular hakkında beni soyabildiklerine göre haklıdırlar diyebiliyorsanız şayet, dünyadaki herhangi bir anayasayı meşru kabul etmenizde aklen  herhangi bir tutarsızlık göremem. Aksi takdirde çelişki kaçınılmazdır...Klasik mantığın inkar edemeyeceğiniz şeklini sunuyorum.Üniversitelerde ilmi metodun a-b-c' si sayılıyorsa beni suçlayamazsınız.Gidin kavganızı Aristo amcayla verin...Ya da hukuk terminolojisine bakın:Anayasaların güçten başka dayanağının olmadığını anlatsınlar size...Tarih  okuyacaksanız, zaten delile ihtiyacınız olmaz.Baştanbaşa ''güçlü'' tarafından kaleme alınmış ve ''güç'' ün ''güç'' e saygı duruşunun hikayesidir.Siyaset Bilimi'nde ise Makyevelli ile tanıştığınız anda durumu kavrarsınız...Ama yok ben mektep medreseyi tınlamaz öylesine bir pragmatistim deniyorsa, fiili durumla karşılaşınca apışıp kalmamak imkansızdır.

Sanırım anlaşıldı:Cevabım,  hiçbir cihet adına hamasete kapılmaksızın düz bir düşünce silsilesi izlemenin eseridir.

Gökhan Altunsoy

DİPNOT:(Konuya pratik manada cevap verici her iki haber de kasden  sabah gazetesinden seçilmiştir.)
Sabah Gazatesi yazarı Emre Aköz, açılımlı günlerde ''PKK terör örgütü değildir'' diye yazmıştı...Bakınız: http://www.sabah.com.tr/yazarlar/akoz/2013/01/16/bebek-katili-diyerek-baris-yapilamaz
Bugün PKK terör örgütü değildir diyen baro başkanına yakalama kararı çıktı.Bakınız: http://www.sabah.com.tr/gundem/2015/10/19/tahir-elci-hakkinda-yakalama-karari

Düzenleme : 21 Ekim 2015 12:00 Okunma : 3642