Namazmatik | Karamandan.com - Karaman Haber

Namazmatik | Karamandan.com - Karaman Haber

09 Ağustos 2020 Pazar
Namazmatik

“Bugünün gündemi, dünün demidir. Trajedimiz devam ediyor ama hikâyesini anlatan yok” dedi, İbrahim PAŞALI.

Kuşatılıyoruz!..

İyi niyet gibi gözüken art niyetlerle, hizmet adı altında menfaatlerle, kolaylık adına tembellikle, bilmek adına şuursuzlukla, ibadet adına ihlassızlıkla…

Düşmanlıktan öte hainlikle, yalandan öte iftirayla, müşriklikten öte münafıklıkla da bizleri kuşatmaya devam ediyorlar.

Yanlış anlayışlar içinde boğuşurken, zihinsel çatışmaların arasında kalıp edepsizlik çizgisini görünmez hale getirmek için emin adımlarla yürüyoruz. Yerde gördüğümüz ekmek parçasına nimet olduğu için hürmet edip duvarın üstüne koyarken akşam yemeğinde bulgur pilavının yanında yiyeceğimiz başka bir nimet olan kuru soğanı yumruklayan insanlar olarak ortaya çıkan zihin çatışmamız kebap ustalarının bonfile eti tokatlayıp balık ustalarının orkinos balığına değişik hareketler yaptığı ortamda edep çizgimizin nasıl kaybolduğunu sosyal paylaşım ortamlarında daha net görüyoruz; dünyayı da şahitlendirerek.

Laçkalığın, samimiyetsizliğin, edeb sınırlarını kaldırmanın sonucu olarak ahlaksızlığın topluma hâkim hale gelen ahlak olmasıyla her şey tersine döndü.

İnsanların ters yöne dönen ahlak anlayışını, güneş ters yönden doğmadan evvel acilen düzeltmeleri gerekiyor. En büyük düşmanın nefs, en büyük ayartıcının menfaat, en tatlı şeyin maddiyat olduğunu anlayıp hayatımızda hiçbir değeri kalmayan manevi değerlerimizi asıl yerine çıkarıp gerçek değerine gönüllerimizi vererek kavuşturmalıyız.

Bizler nefislerimize uyarak sahte değerlerin peşinden koşup, gerçek düşmanlarını tanıyamayan zavallılar olduk…

Bizler maddiyatı putlaştırıp, zorlaştırdığımız hayatın içinde aciz köleler olduk…

Bizler dinin içini boşaltıp, bomboş hale gelen değerlerin mantıksızlığını iddia eden ruh hastaları olduk…

Bizler kendi kendimizin katili olup, necis eller vasıtasıyla gömülmeyi bekler olduk…

Bizler dostunu bilemeyen, düşmanını tanıyamayan, zararı göremeyen, faydayı anlayamayan ferasetsiz insanlar olduk…

“İslam’a karşı yapılan saldırıları durdurmak zehirli ve yıkıcı saldırıları önlemek de cihaddır” dedi, Ahmet ŞİMŞİRGİL.

Son zamanlarda çıkan ‘deizm’ furyasını tehlike olarak görüp ondan daha eski olan tehlikelere ve adı konulmayan deizmlere karşı tedbirli olamadık.

Tevhid inancını terk eden insanların deizme kaydığını ve bunun tehlike olduğunu beyan edenler; deizmden daha tehlikeli olan ve deizmden daha çok taraftarı olan menfaatperestliği hiç gündeme almadık. Menfaatin diğer batıl inançlar gibi yanlışta olsa bir çizgisi olmayıp doğrularının her zaman değişmesiyle yanlışlarının da her zaman değişebilen oynak bir zeminde; durmadan ve ahlaksızca oynadığını göremedik. Deizmde inanç bozukluğunu konu edinirken menfaatçiliğin de bir çeşit inanç bozukluğu olduğunu anlamak bu kadar zor olmamalı. Allah bize sadece Ebu Bekir gibi dost değil, Ebu Cehil gibi de düşman versin!

“Hayatta birçok şeye tanrı kadar değer vermesine rağmen, çok tanrılı bir hayat sürdüğünü fark etmeyenler de, tebessümü ve ciddi olarak uyarılmayı hak ediyorlar” dedi, İbrahim PAŞALI.

Vücutlarında takati kalmayan ihtiyarların, bedensel yönden engelli insanların dinin direği olan namaz görevini icra edebilmeleri için yeni bir alet icad edilmiş. Her ne kadar yeni bir icad olsa da birçok eksikliği olan bu alet ağır malzemesi, farklı bedenler için koltuk ayarının olmaması, bağsur hastalarının konforu için koltuk ısıtma sisteminin konulmaması, secde yerine konulan tahtanın yanına teknolojik ürünlerden wifisi olan dokunmatik ekranlı aletin eklenmemesi ve namaz sonrası tesbihat için abaküse benzer boncukların yerleştirilmemesi de en büyük noksanlıklarıdır.

Kendi koyduğumuz ölçüleri menfaat çizgileriyle belirleyip, samimiyetsizlikle şekillendirip, ihlastan uzak şekilde şekle önem vererek yaptığımız ibadetler ile kendimizi rahatlatırken rahat bir geleceğe doğru yol aldığımız konusunda tereddüt de kalıyor muyuz? Herkesin geleceği olmayan bu dünyada herkesin gideceği olacağının farkında mıyız?

“Her şeyin ölçüsünü, her şeyin ölçüsünü koyana sorma alışkanlığımız yeniden kazanmalıyız. Teslimiyet dediğimiz şey de bu değil mi zaten?” dedi, Gökhan ÖZCAN abimiz.

Menfaat piyasasının icadlarıyla tahribata uğrayan değerlerimiz, camilerimize ve evlerimize bu icadların konulması tehlikesi değerlerimizin tahrif edilme hızını da artıracaktır. Garip şekilde gelen bu din garip şekilde giderken yolculuğuna; hüzünlü şekilde gitmeye devam edecektir.

Yazıya noktayı İlhami ÇİÇEK koysun: “Bu hüznün mesnevisi yazılmadı”.

Şadan Sezgin

Düzenleme : 27 Kasım 2019 11:57 Okunma : 3199