Müslüman İslam’dan Korkar mı? | Karamandan.com - Karaman Haber

Müslüman İslam’dan Korkar mı? | Karamandan.com - Karaman Haber

09 Temmuz 2020 Perşembe
Müslüman İslam’dan Korkar mı?

20. yüz yıl İslamo – fobia tabirinin sözlüklerimizde yer aldığı bir zaman dilimidir.

İslam’ın en büyük hamisi ve kalesi durumundaki Osmanlı İmparatorluğunun 20. yüz yılın ilk çeyreğinde yıkılışından sonra Müslümanların İslam özlemi çekmemelerini sağlamak için İslamo-fobi uygulamaları seri bir biçimde başlatılmıştır.

Bu uygulamanın alanı da şüphesin atmış parçaya ayrılan İslam dünyasındaki Müslümanlardır. Uygulama neticesinde Müslüman ülkelerde yaşayan Müslümanlar üzerindeki deneyler başarıyla sonuçlanmış ve artık Müslümanların kayda değer bir kısmı İslam’dan korkar hale getirilmiştir. 

Bu yüz yılın en büyük özelliği, alamet-i farikası İslam’dan korku çeken Müslümanlara sahip olmasıdır. Yani açıkçası asıl İslamo-fobi İslam ülkelerinde yaşanıyor.

Ancak Müslümanlar Osmanlının yıkılışıyla üzerlerine çöken sekulerizm, laiklik ve cehalet zincirlerini kırmak üzereler. Bu nedenle yüz yılın başında batı medeniyeti hayranlığını başa alarak İslam’ı yani mensubu olduğu dinin medeniyetini ikinci caddeye iten tüm dünya Müslümanlarının okumuşları İslam’ı Allah’la kul arasında sadece manevi bir bağ olarak algıladıklarından korku çekmeye başladılar. Onların başlıca kıvırma cümleleri şunlardır: İslam kalple alakalıdır, İslam dünya işlerine karışmamalıdır, İslam ayrı şeriat ayrıdır, İslam hukuku bu çağda uygulanamaz, namaz kılanlara kılma diyen mi var? ve benzeri nice laflar.

20. yüz yılla beraber bütün İslam ülkelerinde halkla idare arasında bir kopukluk başlamış bu kopukluk aydınlarla halk arasında zirve yapmıştır. Hulasa bu yüz yılda laikliği savunan kesimlerde İslam korkusu başlamıştır ve hiç bitmemiştir. Müslüman aydınlara düşen önce bu yanı başımızdaki kardeşlerimizin bu korkuyu yenmelerini sağlamaktır. 

Müslüman devletlerdeki İslamo-fobi batıdakinden daha müzmindir, zira burada bazı Müslümanlar bazı Müslümanlardan korkmaktadırlar.  

Uzak değil bundan 100 yıl önce parası olan zenginler okuyarak adam oluyorlar ve içinden çıktıkları topluma tepeden bakıyorlardı. Onlar ilericiydiler anaları babaları ve komşuları ise halk sürüsü ve yığınıydı. Onlar bir şeyden anlamayan ayak takımlarıydı. 

Şimdi durum farklı: Müslümanlar uyandılar, çocuklarını sonuna kadar okutuyorlar. Onları hem dindar hem de aydın olarak yetiştirerek soru soran, inisiyatif alan ve en yüksek makamları ihraz edecek kalifiye bir eleman olarak yetiştiriyorlar.  İşte bu durum aristokrat, İslam’ı sadece ahirete hasreden Müslümanların İslam korkusu çekmeye başlamalarına neden oldu. 

Hâlbuki Müslümanların korkmasına gerek yok, çünkü “Müslüman, elinden ve dilinden kimseye zarar gelmeyendir”. 

Şundan kesinlikle emin olun ki İslam ülkelerindeki İslam korkusu yaşayan Müslümanların korkusunu bertaraf etmeden yabancıların İslam korkusunu hafifletemeyiz. 

İslam’ın içinden çıkarak ve ya öyle algılanarak suça bulaşan insanların ve örgütlerin bu mübarek dinin imajını zedelediği son yıllarda tebliğe farklı bir boyut katmamız gerektiği gerçeğini de ön plana çıkarmıştır. İslamo-fobi (İslam korkusu) çeken tüm Müslümanlara ve insanlara İslam’ın kurtarıcı ve müjdeci taraflarını anımsatarak onu tanımayanlara tanıtmalıyız. 

Komünizmin iflas etmesiyle batının yeni düşmanı eski müttefikleri Müslümanlar oldu ve İslamo-fobiyi icat ettiler. Şimdi savaşların rengi daha değişiktir ve “Din Savaşları” nın ikinci perdesi açılmış durumdadır. 

Şimdi bu ikinci perde eskisi gibi olmayacağı için batılılar Müslümanları mezhepsel kışkırtmalarla birbirine kırdırarak bu faslı hafif kapatmak istiyorlar. İslam ülkelerinde de İslam’dan korkanların bulunmasında batı için büyük fayda vardır. Zira bütün Müslümanlar İslam’dan korkmayan bir hale gelirlerse düşmanların hali tamamen değişecek ve onlar da bu son hak dine girmek ve destek vermek zorunda kalacaklardır. 

Dinin ilk geldiği coğrafya olarak Ortadoğu’nun bir esenlik yurdu olması gerekirken başına İslam kelimesinin de konduğu bir terör batağına sürüklenmesi İslam’ı anlayamayan Müslüman kesimlerin de İslam korkusu yaşamalarına neden olmaktadır. Oysa durum hiç de sanıldığı gibi değildir.

Terörün ana sebebi dinin ilahi öğretisine karşı anarşist bir tavır almaktır dikkat edin tüm terör öğütleri ateist, Marksist, Leninist yapıdadır.

Batılıların “İslami” dediği terör örgütleri de aynı yapıdadır ve yine batı tarafından İslamo-fobi’den dolayı uydurulan ve kendilerinin yönettiği taşeron terör örgütleridir. 

Batı bu projesini yürütürken büyük oranda İslam’dan korkan Müslümanlardan yararlanmaktadır. Bu hususta tarih örneklerle doludur. 

Son olarak başta Türkiye ve Mısır olmak üzere 2010’lu yıllarda 100 milyonlarca Müslüman iki seçenek arasında kalmışlar ve neye iman edeceklerini şaşırmışlardır. 

21. yüz yılın ilk çeyreğini yaşamakta olduğumuz şu günlerde ise bütün dünya gibi Müslümanlar da müzmin bir sarhoşluk içindedirler. Bu sarhoşluk akıllı telefonların hayatımıza girmesi ve hâkim olmasıyla doruklara çıkmıştır.

Sosyal Medya denen çerçöp ve kirli meydanda at koşturanlar gerçek ve ya sahte hesaplarla İslam’a ve Müslümanlara saldırmayı bir marifet saymaktadırlar. 

Bu tip klavye kahramanları: “Arap Müslümanlığı, Arap geleneğini İslam diye yaşamak, Emevi İslam’ı, Kur’an bize yeter, Hadisler uydurmadır, Arap sevicilik, Arapça ayet görse bile Arapça olduğu için nefret etmek, Osmanlılar Türk değildi, demek, cemaat ve tarikat düşmanlığı, tasavvuf ve maneviyat inkârcılığı” ve daha nice mide bulandıran paylaşımlarla öne çıkarlar. 

Bu arkadaşların bir diğer özelliği de yüz yıl önce moda olan ilkel tabirlerle 21. Yüz yılda da Müslümanlara hakaret etmeleridir: Yobaz, gerici, hilafetçi, Arapçı, dinci, İslamcı gibi atışlarla pırıl pırıl insanları çamura bölemeye ve itibarsızlaştırmaya yeltenirler. 

Bu gibi arkadaşların siyasi önyargıları ise akıllara ziyan derecede çağdışıdır: dindar ve dini söylemleri için bir partiye yaklaşanları yerden yere vururlar, demedik laf bırakmazlar. Bütün günahların asıl sahiplerini görmezken bir Müslüman özel ve tüzel kişisinin yaptığı günahı ve hatayı bütün Müslümanlara ve İslam’a mal ederek saldırırlar ve onu yaymaya çalışırlar. 

Bu klavye kahramanlarının bile en büyük aletleri İslam’dır biliyor musunuz? Yeri gelince “yüce dinimiz, şu ayette deniyor ki…” diye başlayan ve kendilerini kamuflaja yarayan yollara başvururlar. Oysa bunlar hutbeden sonra hatibin “falan camiye, Kur’an Kursuna, vakfa yardım” talebi anonsunu duyunca bile tahammül edemez, çılgına dönerler. 

Bu kardeşlerimizi ikaz için çok okumamız, çok yazmamız ve çok konuşmamız lazımdır.

Mükremin Kızılca

Okunma : 645