Mühim, pek mühim - Sekiz; “Şşş! Hadi, uyansana be oğlum!” | Karamandan.com - Karaman Haber

Mühim, pek mühim - Sekiz; “Şşş! Hadi, uyansana be oğlum!” | Karamandan.com - Karaman Haber

30 Ekim 2020 Cuma
Mühim, pek mühim - Sekiz; “Şşş! Hadi, uyansana be oğlum!”

Samet Zenginoğlu’nun “Mühim, pek mühim” adlı romanının bölümleridir. Önceki bölümleri için tıklayın…

Böyle bir uyandırma şekli olamaz. Sanki kıyamet kopmak üzereymiş de kendimi kurtarmam gerekiyormuş gibi sarsılıyorum. Son anda vurmaktan vazgeçtiğim kişinin Musa olduğunu ve bütün eklemlerimin tutulduğunu fark ediyorum.

“Ne yaptın sen? Daha yağmurlar dinmemişken bu nemli, rutubetli havada bankın üzerinde uyumak da nereden çıktı?”

Halimden ziyade, Musa’nın neden burada olduğunu merak ediyorum.

“Ne olmuş yani? Beni geç, senin meselen ne?”

“Benim meselem ne olacak? Kuduz abi seni bekliyor.”

“Haftaya dememiş miydi?”

“Biz seninle görüştüğümüzden beri bir hafta geçti zaten.”

Hayır, zaman su gibi akıyor klişesini kullanmak istemiyorum.

Birer simit ve çayla ayaküstü kahvaltımızı yapıyoruz. Sonra da Yiğit Kıraathanesi’nin yolunu tutuyoruz. Musa bir şey sormak isteyip soramama arasında ve derecesinde soluk alıp veriyor. Önümüze baka baka yürürken dayanamıyorum.

“Sor Musa, sor.”

‘Neyi? Nereden anladın? Bu ne demek şimdi?’ gibi bir takım tali yollara sapmıyor.

“Sevdalanmak nasıl anlatılır?” diyor.

Mükemmel! Hayat senaryomda bir de sevda meselesinin olması gerekiyordu. Puzzle’ın parçaları yavaş yavaş tamamlanıyor.

“Bu soruyu kendin hariç kimseye sorma!”

Ses tonumu kontrol edememiş olabilirim.

“Bu ne demek şimdi?”

“Bu, şu demek: eğer birilerinin açıklaması, tanımlaması, teşbihi ile ve hatta mısraları ile sevdanı anlatacaksan bu hırsızlıktır. Çünkü o açıklama, tanımlama, teşbih ya da şiir senin sevdiğine yazılmadı. Başkalarına yazıldı. Sevda, alıntılanabilen bir mesele değildir, aksine sübjektiftir. El’den alıntılanamaz. Bunun adı bildiğin hırsızlıktır. O, özde anlamlandırılır.”

Aslında açık konuşmam gerekirse, bu cümleyi ben de kendimden beklemiyordum. Güzel bir cümle olduğuna kanaat getiriyorum. Evet, buna inanıyorum. Keşke diyorum, bir kelime bulsam, önünde ya da arkasında yaratıcının da adı olsa ve bu adı bir kitabın adına versem ve bu cümleyi de çeşitli görsellerle süslediğim bir sayfaya yazsam, aslında birçok sayfa bu ve benzeri cümleler ile dolsa ve aynı zamanda kitabın içerisinde ultra-determinist bir yaklaşım da olsa ama bu çok da göze sokulmayan bir derecede olsa, şu ana kadar nedenini bilemeyeceğim halde birçok baskıya imza atabilirdim. Lakin halimi de yadırgamıyorum. O esnada, İran’da bir yazar, Nobel’e layık görüldüğü için vatandaşlıktan çıkarılıyor.

Bununla birlikte, bir anda konunun buraya gelmesine şaşırmıyor değilim.

Ne yapıyorum ben, biz ne yapıyoruz? Nasihat verebilecek aşamaya ben ne zaman ulaştım? Bunu kim belirledi ya da tayin etti? Pardon! ‘Sor’ diyen kimdi? Bendim.

“O halde sen kendi sevdanı anlat. Sevda nedir?”

Bu soruyu bekliyormuş gibi, soluksuz yanıtlıyorum:

“Okyanusun ortasında boğulurken, aldığın her bir nefestir.”

Bak, işte bir sayfa daha tamam!

Bu düşünceden uzaklaşmam gerekiyor.

Derin bir sessizlik hâkim oluyor şehre bu cevabın ardından. Sanki kuşlar, kim dedi bunu dercesine bize bakıyorlar. Sanki ağaçlar birkaç saniyeliğine hışırdamıyorlar. Kediler çöpten başlarını kaldırıyorlar. Büyük ihtimalle de tekmili birden gülüyor, “yahu hani bu adam klişelerden kaçıyordu” diyerek. Klişelerden kaçmanın da bir klişe olabileceği fikri midemi bulandırıyor.

Kuduz abinin mekâna giriş yapıyoruz. Girerken verdiğimiz selam, ya sağ elin kalbe götürülmesi ve aynı anda başın öne eğilmesi ile alınıyor ya da mekânda çok tanınmamış olmamız sebebiyle hayırdır bakışlarına maruz kalıyor.

“Sen burada otur” diyor Musa. Karşıdaki kapıyı iki kez tıklatıyor. Oradan her an eski bir tanıdığım çıkacakmış gibi hissediyorum.

“Evet, kimi bekliyorsunuz?”

Tabi, bu esnada programın günlük para ile alkış tutan seyircileri alkışa başlıyorlar.

Ben “hiç kimseyi” diyorum. “Keşke o kapıdan ben gelsem ve kendime sürpriz yapsam.”

Acilen reklam arasına gidiyoruz.

Ve Musa’nın iki kez tıklattığı kapı açılıyor.

Düzenleme : 19 Eylül 2020 08:58 Okunma : 1386