Karamandan.com

Karamandan.com

13 Aralık 2019 Cuma
Muammer Baran'ın Oğlu Sefil Durumda Yardım Belkiyor
Karamanlı yazar Hasan Baran düştüğü zor durumu anlattı; "Aç kaldım.
Kategori : Köşe Yazıları
19 Temmuz 2019 14:05
 
Muammer Baran'ın Oğlu Sefil Durumda Yardım Belkiyor

Karamanlı yazar Hasan Baran düştüğü zor durumu anlattı; "Aç kaldım. Ne akrabam var, ne komşum var, ne nazım sözüm geçen biri var. "

Karamanlı Muammer Baran'ın oğlu Hasan Baran sitem dolu bir yazı kaleme aldı. Haftalardır benim imdat çığlıklarıma kayıtsız kalan Karaman Belediyesi'nden, yardım kuruluşlarından, ağalardan, beylerden, patronlardan hiç bir şekilde, hiç bir şey beklemiyorum ve istemiyorum artık. " diyen baran "Artık sadece Karaman'ın iyi insanlarına güveniyorum" dedi.

Kefil oldum aç kaldım

Düştüğü zor durumu anlatan yazar; "Durumum gayet iyiydi ve ben sadece yazıyordum. Ta ki iyi niyetimden safiyetimden birine inanıp güvenip kefil olana kadar. O da bırakıp kaçtı. Malıma her şeyime tedbir koyuldu, beş parasız kaldım. Böylece karanlık bir kuyuya düşmüş oldum. Yerleşim yerinden uzakta olduğu için evim beş altı ayda bir elektrikçi geliyordu. Altı aylık elektrik parası geldi, karanlıkta kalma, suyum bahçede kuyudan elektrikli motorla çıktığı için, elektriksiz susuz da kalma durumuna düştüm. Bilgisayarımda kayıtlı olan romanlarımı yazamaz hale, telefonumu gidip uzaktaki benzin istasyonunda şarj etme durumuna düştüm. Aç kaldım. Ne akrabam var, ne komşum var, ne nazım sözüm geçen biri var. Kimsesiz, çaresiz kaldım. Denizde gemisi batan kazazede gibi çırpınmaya bir hayatta kalma yolu aramaya başladım. O zamana kadar ben hiçbir zaman hiç kimseden bir şey istememiştim. Zaten isteyecek de kimsem yoktu." ifadelerini kullandı.

İşte Baran'ın sitem dolu yazısı;

Bendeniz Muammer Baran’ın oğlu Karamanlı yazar Hasan Baran, ömrüm okumakla yazmakla geçti efendim. Başka hiçbir şeye heveslenmedim. Ben küçükken, zengin baba sülalem bana sahip çıkmadığı için, İzmir Bornova’da bir gecekonduya göçüp giden fakir anneannem yanında götürüp baktı bana. Bu yüzden Karaman’dan uzak büyüdüm. Fakat doğduğum memleketimde geçen çocukluğumda beynime haritasını çizdim Karaman’ın. Karaman’a her gelişimde ise babam Muammer Baran, beni kendisinden uzak tuttu, oğlu olduğumu bile belli etmedi etrafına, ‘Deli Muammer’in oğlu’ diyerek beni aşağılamasınlar diye…

Fakat her yalnız kalışımızda öğütlerle, bilgilerle donattı beni. Yedi yüz yıllık Dikbasan Camisi’nin önünü beton bloklarla kapatmalarına üzüntüsünü anlatırdı. Oraya bir iş hanı yapmışlardı. ‘Yazık değil mi? Bunu insanlar nasıl kabullendi? Soylu bir kültürden, güzellikten, kutsallıktan bu kadar mı koptu insanlar? Tek düşünceleri, dertleri, hedefleri yalnızca para mı oldu? Manevi değerleri betonlara mı gömdüler?’ diye anlatırdı. Daha buna benzer bir sürü şey söyleyerek Topucak mahallesine, Cumhuriyet ilkokulunun karşısındaki Araboğlu Camii’nin önüne gelirdik. Kapısının iki yanındaki helvacı küreği kabartmasını bana gösterirdi babam.

Bu caminin asıl isminin Arapzade olduğunu ve Arapzade isimli bir helvacı tarafından yaptırıldığını, Karamanoğlu beyliği devrinin en görkemli camilerinden olduğunu anlatır ve girişteki küreklerin hikâyesini, çatıda biriken suların akması için yapılan olukta bitkisel süs ve bir ejder başı ile birleştirilmesini anlatırdı. Babam bana gösterdiğinde ejderha başlı su olukları çoktu, oysa şimdi bir tane kalmış.

Ne zaman o ejderha başlarına baksam, büyük yapılı, müthiş görünüşlü, uzun ve geniş gövdeli, kocaman başlı, parıldayan gözlü ve çok dişli büyük ağızlı, leopar renginde, pullarla kaplı, büyük bir ejderha belirirdi gözümün önünde. Eski Türk topluluklarının inanışına göre yer ejderi bahar dönümünde yerin altından çıkıyor, gökyüzüne yükseliyor, bulutların arasına karışıyordu. Böylece yağmur yağmasını sağlayarak bereket ve dirimin oluşmasına katkıda bulunuyordu. Çok uzun zamandır o ejder yer altından çıkıp gökte bulutlara karışmamıştı anlaşılan, Karaman bereket ve dirimden uzaklaşmıştı. Kalp atışlarını sarıp sarmalayan alev sönmüştü.

Şehirleri de, kültürleri de, tarihleri de geliştiren, zenginleştiren insanlardı. Böylesine bilinçsiz, korkunç yıkımlara uğrayan bir şehir ne bereket ve dirim iletebilirdi gelecek kuşaklara. Karaman’ın harcında Selçukluların, Karaman Beyliğinin, Osmanlının alın teri, göz nuru var. İşte bu birikim, bu şehri var eden kültür yok edilmişti. Karaman şehrinin kültürü, mimarî dokusu, insaniyeti hırpalanmıştı. Tüm bunlara rağmen benim gözümde Karaman o çocukluğumdaki Karaman kadar güzel ve sevimliydi ve Karaman insanı bana çok yakın ve iyiydi.

Babam hakkın rahmetine kavuşunca, bana Çeltek Mahallesindeki bahçe miras olarak kaldı. Karaman da kalırsam herkes beni tanır, insanlarla kaynaşırım yazamam, ıssız bir yere gidip yerleşeyim o çocukluğumda aklımda kalan güzel Karamanı ve o güzel Karamanlıları yazayım, babamın hayatını yazayım, dünya aleme tanıtayım diye sanatçı duyarlılığıyla hareket edip Ayvalık’a uzak, bir dağın yamacında, ıssız bir köyün başında bir ev yaptırıp, bir odasına kitap, bahçesine çiçek doldurup, gece gündüz Karaman’ı her şeyiyle yazmaya başladım. Ve başka kitapların yanısıra, dört yıl uğraşarak TELKADIN isimli romanımı yazdım. Edebiyat dünyasında tüm yazar ve eleştirmenlerin Dünya Edebiyatı’nda klasikler arasına girebilecek bir edebiyat şaheseri olarak bahsettikleri bu kitabım kısa zamanda tükendi ve ikinci baskıyı yapmak istediler, ama ben eksikler görerek, Karadağ’daki yılkı atlarını, eski Karaman terzilerini, Simitçi Kör Niyazi’yi, Karaman çarşılarını ve esnaflarını da romanıma katmak istediğim için üç yıl daha gece gündüz uğraşıp birinci baskıyı daha da zenginleştirip TELKADIN romanımın ikinci baskısına izin verdim.

Karaman’ı çevre köyleri kasabaları ve insanları ile anlatan yeni bir Karaman romanı yazmaya bunun yanı sıra babamın hayatını da yazmaya başladım. Durumum gayet iyiydi ve ben sadece yazıyordum. Ta ki iyi niyetimden safiyetimden birine inanıp güvenip kefil olana kadar. O da bırakıp kaçtı. Malıma her şeyime tedbir koyuldu, beş parasız kaldım. Böylece karanlık bir kuyuya düşmüş oldum. Yerleşim yerinden uzakta olduğu için evim beş altı ayda bir elektrikçi geliyordu. Altı aylık elektrik parası geldi, karanlıkta kalma, suyum bahçede kuyudan elektrikli motorla çıktığı için, elektriksiz susuz da kalma durumuna düştüm. Bilgisayarımda kayıtlı olan romanlarımı yazamaz hale, telefonumu gidip uzaktaki benzin istasyonunda şarj etme durumuna düştüm. Aç kaldım. Ne akrabam var, ne komşum var, ne nazım sözüm geçen biri var. Kimsesiz, çaresiz kaldım. Denizde gemisi batan kazazede gibi çırpınmaya bir hayatta kalma yolu aramaya başladım. O zamana kadar ben hiçbir zaman hiç kimseden bir şey istememiştim. Zaten isteyecek de kimsem yoktu.

Babam hep bana; “Zorda kalırsan Karaman halkı sana sahip çıkar,” derdi. Önce insanlık gururumu, yazarlık kariyerimi bir yana atıp halimi anlatmak zor geldi. Utandım kendimden. Halimi kimseye anlatmak istemedim. Ramazan’ın ilk günleri, açlıktan gözlerim kararmış, aç açına oruç tutuyorum. Açlıktan baygınlık geçireceğim. Uzandım. Halimi unutmak için Facebook sayfamın duvarına bakıyorum. Karaman’ın en büyük en ünlü süt ürünleri firmasının sahibi facebook da arkadaşım, firmasının reklamı için çok güzel bir peynir ve yanında da mayalı ekmek paylaşmış. İçim gitti, artık dayanamadım. Hiç yapmadığım bir şeyi yaptım efendim. O ünlü firmanın sahibine, “Beyzadem, keşke şimdi o paylaştığınız reklamınızdaki gibi bir tuluk peynir ile mayalı olsa da sıkıp yesem çok canım çekti,” diye yazdım, okudu ama umursamadı, yanıt bile vermedi. Açlıktan öyle perişan olmuşum ki, tekrar o firmanın reklamını koyar da benim canım çeker diye, o firmanın sahibini arkadaşlıktan çıkardım. Sonra baktım arkadaşlıktan çıkardığım halde o ünlü süt ürünlerinin sahibi beyefendi bana tekrar arkadaşlık göndermiş. “Hasan Baran sen Muammer Baran’ın oğlusun, nefsine yenilme,” diyerek hiçbir şey demeden onu tekrar arkadaşlığa aldım. Böyle bir Ramazan geçti gitti işte. Bir gün bu ömürde geçer gider. Acılar, sıkıntılar her şeyler biter. Arkamızda iyi kötü kişiliğimiz, eserlerimiz kalır efendim. Babam: “İyi insan Allaha yakındır,” derdi. Allah iyi insanlardan ve arkasında iyi eserler bırakanlardan eylesin.

***
Kurum ve kuruluşlardan, ağalardan, beylerden, patronlardan hiç bir şekilde, hiç bir şey beklemiyorum artık. 

Düşmez kalkmaz bir Allah. Bazen Allah Yusuf gibi bir kuyuya düşürür, sonra kuyudan çıkarır Mısır'a sultan yapar. Allah büyük.

Geçici bir sıkıntıya düştüm, Ramazan günü aç oruç tuttum. Bir pideye hasret kaldım. Yazmakta olduğum Karaman ve çevre köylerini, kasabalarını, eski örf ve adetlerini, insanlarını anlatan romanımı ve ayrıca babamın hayat hikayesini yazamaz hale geldim, perişan oldum, muhtaç hale geldim, hayatta ve ayakta kalmak için artık yazarlık kariyerimi, insanlık onurumu önemsemeyip, okyanusta gemisi batmış boğulmakta olan bir kazazede gibi kurtulmak için imdat çığlıkları atmaya başladım. 

Haftalardır benim imdat çığlıklarıma kayıtsız kalan Karaman Belediyesi'nden, yardım kuruluşlarından, ağalardan, beylerden, patronlardan hiç bir şekilde, hiç bir şey beklemiyorum ve istemiyorum artık. 

Ben romanlarımda, yazılarımda anlattığım Karaman'ın iyi insanlarına güveniyorum efendim. Babam Gönüller Sultanı Muammer Baran'ın beni emanet ettiği soylu Karaman şehrinin iyi insanlarına güveniyorum. O memleketim soylu Karaman şehrinin iyi insanları benim elimden tutarlar, düştüğüm yerden beni kaldırırlar. Ben onlara güveniyorum. O iyi Karamanlıların haricinde hiç kimseden hiç bir yerden çölde aç susuz kalsam bir lokma ekmek bir yudum su istemem, kabul etmem, beni bundan sonra hiç aramasınlar. 

Babam, "İyi insan Allaha yakındır,"derdi. Allaha yakın iyi insanlara selam olsun. Son sözüm budur efendim."dedi

Okunma : 22519
Foto galeri
İSABET
guney sigorta
seç
maboto
EKSPERTİZ
YARIŞMA
MEVLANA YEMEK
Gündem haberleri
Karaman’da karı-kocayı trafik kazası ayırdı  
09 Aralık 2019 Okunma: 14485 Asayiş
Karaman'da 4 kişi suçüstü yakalandı!
09 Aralık 2019 Okunma: 11489 Asayiş
Davutoğlu'nun partisi kuruldu, Karamandan iki isim kurucular arasında
12 Aralık 2019 Okunma: 10929 Siyaset
Son dört günün en çok okunan haberlerini gösterir
Ayın en çok okunan haberleri için tıklayın