Modernitenin Unutturduğu İnsan | Karamandan.com - Karaman Haber

Modernitenin Unutturduğu İnsan | Karamandan.com - Karaman Haber

14 Ağustos 2020 Cuma
Modernitenin Unutturduğu İnsan

Modern insan kendi varlığına ilişkin bir anlamlandırma çabası içine girmeyerek, varlık sorusunu gözardı etti. Böylece h.ç olmadığı kadar yabancılaştı ve sekülerleşti. İnsani ilişkiler giderek yerini nesnelerle ilişkiye bıraktı. Var olan ilişkiler sahici ve yalın değil. Her şey metalaştırılmış durumda. İnsanın kendisini en net bir biçimde belirttiği sanat dahi alınıp satılan meta haline getirildi. İşin ilginç yanı hiç kimse bundan şikayetçi ve muzdarip değil. Şairin veciz ifadesiyle yara nasıl ölüye rahatsızlık vermiyorsa, zillete alışana da artık zillet hafif gelir. 

Modernite Kuzey Avrupa da teşekkül etmesine rağmen küreselleşmeninde etkisiyle islam coğrafyasını da içine alan geniş bir coğrafyaya hakim oldu. Müslümanlar modernitenin birer ferdi haline geldiler. Bunun nedeni hususunda şu soruyu sormak yerinde olacaktır; “Biz neyi yapmamız gerekirken yapmadık yahut neyi yapmamamız gerektiği halde yaptık?” 

Dünya yeni bir düzene girerken batı bu düzenin teşekkülünde kendi sancılarından sonra yeni bir çocuk dünyaya getirdi ve bu çocuk bu düzenin ta kendisi oldu. Henüz sabii iken doğu çocuktur diyerek dikkate almayarak kendi varlık sorunsalını arka plana itme gafletine kapıldı. Asırlardır “varlık sorunu” buhranı nedir bilmeyen, “Kendini bilen Rabbini bilir; Rabbini bilen kendini bilir” özdeyişinin muhtevasını idrak ederek dünya düşüncesinin mihenk taşı olan doğu; yeni doğan çocuğun ebeveynine (Batının o günkü zihni ve ideolojik tarafına) isyan etmesi karşısında cılız birkaç ses çıkarmaktan öteye geçemedi. Gün geçtikçe büyüyen bu çocuk zaman içerisinde birçok “izm”in abiliğini yaptı ve doğunun karşısında ciddi bir güç oluşturdu. Doğu bu yeni durum karşısında haekete geçme gerekliliğinin farkına geç de olsa vardı. Bunun neticesinde bu çocuğun doğduğu topraklara münevverlerini gönderdi. Tanımak için, anlamak için. Ancak ya tamamen çocuğun esiri olarak (batılılaşarak) ya da “Sadece batının Teknolojisini alalım” anlayışının hatasına düşerek evlerine döndüler. İşte asıl mikrobu da buradan kaptı, doğu. Henüz hastalanmamış, birkaç basit tedavi ile direncini sağlayabilecek vücudun yanlış teşhis ile yatağa düştüğü gibi doğu da yanlış teşhis ile yatağa düştü ve bunu fırsat bilen çocuk büyüdükçe büyüdü. Asırlara hükmeden ve hakim olan bütün ideolojilerin menbaı olarak fikir, sanat, ilim ve birçok alanda liderlik ederek istikbale örneklik teşkil eden doğu, henüz doğumu yüz elli yıl öncesine dayanan bu çocuğun, temeli dayanıksız görkemli yapısından ürktü. Fikri düşüncesini batının düşüncesiyle donattı. Kendini batının düşünce dünyasıyla aradı. Münevverleri küreselleşmenin de etkisiyle batı’nın her an bir yenisi zuhur eden “izm”lerine kendilerini kaptırdı. Zamanla kaybolan ebeveynini (doğuyu) o “izm”lerin şeytani kandilleri ile aradı. Ve aradıkça kayboldu, aradıkça bulamadı. Debelendi durdu. Varlık sorunu işte o zaman doğdu. Ve artık hayata biz gibi değil onlar gibi bakılır oldu. 

 “Biz neyi yapmamız gerektiği halde yapmadık yahut neyi yapmamamız gerektiği halde yaptık” sorusunun cevabı yukarıdaki paragraf ile düşünülecek olursa tam anlamıyla şu cevabı veririz:    Kendi kavramlarımız ile kendimizin varlık sorununa eğilip bu soruna bakmak ve çözümünü sağlamak yerine başkaların kavramı ile kendimize baktık ve baktıkça başkalarına benzeyerek kendimizi bulacağımızı sağladık. 

Bu düzene karşı kendi kavramlarımız ile bizim varlık sorunumuza eğilen ve bize ait olan ile bizi arayan, cıkış yolunun, kurtuluş meşalesinin yeniden, çocuk karşısında (batı) fikri, siyasi, sosyal, içtimai savaş veren Sezai Karakoç, İsmet Özel, Cemil Meriç, Abdurrahman Aslan, Nuri Pakdil, Rasim Özenören, Ali Şeriati, Seyyid Kutub, Mustafa Kutlu gibi çok değerli fikir adamlarımız, yeni bir dil inşa ederek varlık sorununa sahih bir yoldan eğilme cesaretini göstererek, bu sorunu bütün yapısıyla hisseden her doğu gencine örnek olmuştur.  

Modernite zincirinin metalaştırdığı insan ve insan ilişkileri bu münevverlerin önderliğinde kırılabileceğini yakın tarih bize göstermiştir. İnsanın insan ile olması gereken ilişkisini varlığa atfeden modernitenin etkisi bu anlayış ile yok edilebilir. 

Unutmayalım, çocuk hala büyümedi ve sahip olduğu bütün “izm”leri yerle yeksan edecek ve günümüz fikri altyapısının oluşmasını sağlayacak düşünce, varlık sorununu çözmekten başlar. Bu sorunu, sorunu doğru yerde arama gayretinde olan “biz”den kimselerin inşa etmiş oldukları dile hakim olmak, onları anlama cehdini göstermek ile giderebiliriz. Aksi halde modernitenin meşum kıskacı bizi boğmaya devam edecektir. Metalaşan dünya değil, insana yakışan dünyayı inşa etmek “var” olduğumuzun bedahet derecesinde göstergesi olacaktır, biiznillah. 

FATİH GİLİK 
    

Okunma : 1216