Milletin Derdiyle Dertlenmek ve Milleti Dert Edinmek | Karamandan.com - | Karaman Haber

Milletin Derdiyle Dertlenmek ve Milleti Dert Edinmek | Karamandan.com - | Karaman Haber

25 Nisan 2019 Perşembe
Milletin Derdiyle Dertlenmek ve Milleti Dert Edinmek

“Aydın” tanımlamasının tarihsel arka planını esas itibariyle Aydınlama Çağı ile birlikte ele almak mümkün. Bununla birlikte kavram, hem metafor hem de muhteva açısından Eflatun’un “Mağara alegorisi”ne değin de uzanmakta. Türkiye’de de sık sık kullanmakta bir beis görmediğimiz bir kavram ve tanımlama aynı zamanda. 

Peki, “aydın” denildiği zaman zihninizde tezahür eden şeyler ya da kavramlar ya da yaklaşımlar neler? Yani aydın’ı nasıl tanımlarsınız? Yüksek ihtimalle, her soru sorulana karşılık, her defasında farklı noktalara temas eden cevaplarla karşılamak olası. Kimine göre de böyle olması lazım zaten. Aydın kimliği tek-tipleşmemeli!

Gelin görün ki, bu cevapların büyük bir kısmında, aydın denildiği zaman; “düşünen”, “soran”, “sorgulayan”, “itiraz eden” bir görüntünün karşımıza çıkması muhtemel. Yani deyim yerindeyse, Edward Said’in “Entelektüel” adlı kitabında çizdiği portreye de yakın bir portre. 

Buraya kadar her şey hem çok karmaşık hem de çok normal/olağan görülebilir. Fakat bu çizilmeye çalışılan çerçeve kapsamında, Türkiye özelinde çok da normal olmayan bir tablo söz konusu. 

Bu tabloyu belki de o günden bugüne en güzel özetleyen isimlerden birisi ise Cemil Meriç. Şöyle diyor Bu Ülke’de; “Her dudakta aynı rezil şikâyet: yaşanmaz bu memlekette! Neden? Efendilerimizi rahatsız eden bu toz bulutu, bu lağım kokusu, bu insan ve makine uğultusu mu? Hayır, onlar Türkiye’nin insanından şikâyetçi. İnsanından, yani kendi kendilerinden. Aynaya tahammülleri yok(…)”  

Şöyle bir düşünün; sadece geçmişe takılı kalmış, bugünü eleştirmekten başka bir niyeti olmayan ve mümkün olursa da yarını sadece kendisinin tayin etmek istediği bir bakış. Zihnindeki Berlin Duvarı’nı yıkamamış, bu milletin değerlerine, hassasiyetlerine istihza dolu tavırlarını gönderen ve gösteren bir bakış. Bu milletin dini ve milli sinir uçlarıyla oynamak isteyen, milleti görmezden gelen ve fakat demokrasi havarisi olmaktan da geri durmayan bir bakış. Kendi vatanının Doğu’sunu ve Kuzey’ini sadece “turistik” anlamda değerlendiren, ancak Batılı başkentleri “uygarlık merkezi” olarak nitelendirilen bakış. Yapmakla değil, yıkmakla da meşgul bir bakış. Eleştiri ile tahkiri ayırt edemeyen bir bakış. Ezcümle, milletin derdiyle dertlenmektense, bu aziz milleti dert olarak gören bir bakış. Nihayetinde de durup durup bu memlekette artık yaşanmayacağını vurgulayan bir bakış. Neticede ortaya çıkan tablo ise herkesin malumu.

Yanıtı ve sonucu, Meriç’in yukarıdaki cümlesinin devamı ile getirmek ise elzem: “(…) Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını “yaşanmaz”laştıranlardır.” 

****** 
Meriç, Cemil, Bu Ülke, İletişim Yayınları, İstanbul, 2004.
Said, Edward, Entelektüel, Sürgün, Marjinal, Yabancı, (çev.) Tuncay Birkan, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2015.

Samet ZENGİNOĞLU

Okunma : 1057