Mesuliyet bağlamında yol ve yolculuk | Karamandan.com - | Karaman Haber

Mesuliyet bağlamında yol ve yolculuk | Karamandan.com - | Karaman Haber

15 Kasım 2019 Cuma
Mesuliyet bağlamında yol ve yolculuk

Allah insanı sonsuz kudretiyle yaratmayı murad ettiği zaman, onu muhatab almış, teklifte bulunmuş, insanda ; “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?”(A’raf,172) sualine “Evet Rabbimizsin.” Cevabını vererek mutablığını ikrar etmiş ve mükellef kılınmıştır. Böylece onunla yaratıcı arasında manevi bir bağ oluşmuş ve bir akit gerçekleşmiştir. Adem ve Havva ilahi kader gereği yasak olanı eyleyerek, mükellef olmanın bedelinin ödeneceği ve her mükellef ferdin belli bir kader yolculuğuna revan olacağı dünya’ya gönderilmiştir.

İnsanın en büyük mükellefiyeti ise yeryüzünde Allah’ın halifesi olabilmeyi başarmasıdır. Nitekim Allah insanı yaratacağını buyurduğu zaman onu halife olarak vasıflandırmıştır. Halife olabilmek ise en geniş anlamıyla dünya hayatında Asl’ına uygun yaşayabilmek, kul olabilme yetisini kaybetmemektir. Her insan ferdi dünya hayatına veda vakti geldiği zaman, bu imtihanı verip veremediği veyahut hangi ölçüde verebildiği hususunda hesap vermek üzere gözlerini kapayacaktır.

İnsan, yaşamına Âkil ve Bâliğ olduğunda başlar. Ondan öncesi cennetin manevi zırhını kuşanmış bir vaziyette, dünyada cennetten bir parça olmak dışında bir anlam ifade etmez. Bir insanın ortalama yaşam bidayeti onbeştir. Onbeşinden itibaren artık her insan ferdinin yaratıcı ile manevi bağı oluşmuşve mükellef kılınarak, yeryüzünde imtihanı başlamıştır. Bu andan itibaren oluşan bağın insana vermiş olduğu bir de heybe vardır. Bu heybe tamamen boş ve kullanım insiyatifi insanın iradesine bırakılmıştır. İnsan artık sırtında heybe, ruhunda bağ ile yolculuğuna, yaşam imtihanına başlamıştır.

Yol insanın takdiri, onun kaderidir. Ezeli ilim sahibi olan yaratıcı, mahlukatına yol çizmiş ve ona yolculuğu öğretmiştir. Bilmediğini bildiren de O’dur. Âkil ve Bâliğ olan insan bu yola revan olur. Kaderdeki bu yol adeta dağa doğru olan, dağın eteklerinde başlayan yoldur. Her insanın yolu aynıdır.(Dağadır, dağ yönünedir.) Ancak her birinin yolculuğu farklıdır.(Kiminin patikası fazla, kiminin engebesi vs.) Günün sonunda belirleyici olanda zaten yol değil yolculuktur. Dağa doğru olan bu yolculukta her insan teki heybesine bir “şeyler” yükler. Heybe her bir adımda adım adım dolar ve adımlar atıldıkça zirveye yakınlık artar. Yaş ilerlemeye devam eder. Kırk yaşına gelindiğinde artık zirveye çıkılmıştır. Dağ alttadır.

Dağın zirvesi; kaderin en belirleyici doruk noktası. Ortalama kırk yaş bir insanın bedensel ve zihinsel olarak en olgun çağıdır. Tecrübî birikim olarak da kemalin noktasıdır. Hz. Peygambere kırk yaşında Resullük verilmesinin nedeni de budur.(Elbette tek neden bu değildir.) Şayet ölüm gerçeği gelip insanı uyandırmadıysa yol ve yolculuk bu yaştan itibaren de devam eder. Ancak bu seferki güzergah zirveden eteklere doğrudur. Bu irtifa kaybı sırasında insanın yol azığı ise heybesinde kırk yaşına kadar biriktirdikleridir. İşte heybenin önemi ve değeri de kırkından sonra ortaya çıkar. İnsan o heybeye iyi,güzel ve doğru olanı koymuşsa, o yaşından sonra da iyi,güzel ve doğru olanı harcar. Şayet heybede biriktirilenler çirkin, kötü ve yanlış olanlar ise iniş de bu biriktirilenlerle olacaktır. Ellisine, altmışına gelmiş kişilerin huylarından vazgeç(e)memelerinin sebebi de işte budur. İstisnaları bir kenara bırakacak olursak zirveye çıkarken heybeye katılanlar insanın kaybının ve kazancının nedenidir.

Altmış üç yaşına gelindiğinde ise yol nihayete ermiştir ve insan sona gelmiştir. Allah Resulünün vefatı buna en belirgin örnektir. Ancak bu, altmış üç yaşından sonra da yaşayan insanların sorumluluktan muaf tutuldukları anlamına gelmez. Onlar -şayet iman etmişlerse- şairinde ifade ettiği gibi koşu bittikten sonra da koşan atlardır. 

Şimdiye değin söylediklerimizi hülasa edecek olursak; her insan muhatab kabul edilmiş ve mesul tutulmuştur. Âkil ve Bâliğ olmakla mesuliyet başlar ve bu andan itibaren manevi bağa manevi bir heybe de eklenir. Kırk yaşına kadar, dağ yolculuğunda heybenin ne ile doldurulduğu kişinin akıbetini belirler.(Dağın Allahın yüklemek istediği sorumluluğu kaldıramaması ve onun Allah tarafından sorumluluk ile zikredilmesi bizim için mühimdir. O kaçmıştır ve yol olmuştur, asıl mesul olacak olana).  Kırktan sonra iniş başlar ve altmış üç yaşına kadar bu iniş devam eder. Tüm bu süreçte insanın kul olarak yaratıldığı hâl üzere kalıp-kalmama başarısı onun hilafet sorumluluğundaki ödevinin durumunu gösterecektir. Kul olarak kalmışsa şayet altmış üçten sonra da yaşamaya devam ediyorsa o dağın eteklerini ne pahasına olursa olsun terketmez ve koşmaya devam eder. Tıpkı koşu bittikten sonra da koşan atlar gibi.

Şimdi şu soruyu sorma vakti: Heybem nelerle dolu? Yolum nelere gebe?

FATİH GİLİK     
                              
 

Okunma : 1079