MUHASEBE | Karamandan.com - Karaman Haber

MUHASEBE | Karamandan.com - Karaman Haber

05 Nisan 2020 Pazar
MUHASEBE

İslam alemi iki yüzyıldan fazla bir süredir Batı’dan darbeler alıyor. Bu darbelerin en büyüğü imparatorluk çapındaki siyasi yıkım idi. Münevverlerin çoğu  önce batıcılığın cazibesine kapıldı, peşinden imparatorluk ulus-devlet süreciyle çalkalandı. Kendisini bir arada tutan bütün değerleri çağdaşlaşmanın yalancı vaatlerine kurban ederek, kolonyalizmin kucağına düştü. Kolonyalizmin kendisine “bahşettiği” toprak parçalarını vatan diye sahiplendi ve her millet kendi vatanı(!) için aynı dine inandığı kardeşlerine arka döndü.  Bu darbe İslam alemini yaklaşık altı asır aynı çatı altında tutan, her türlü asimile faaliyetlerine karşı koruyan, birliğin en güzel örneğini sergileyen son büyük Müslüman devleti Osmanlı’nın yıkılmasına sebeb oldu. 

Sömürgeleştirdiklerine özgürlük verenler, kendi kendini sömürgeleştiren aydınların marifetiyle islam dünyasına zihinsel prangaları vurdular ve ruhlarını sömürgeleştirmenin yolunu kolay kıldılar. Böylece farkında olarak veya olmayarak müslümanlar “kendi kendini sömürgeleştirme” marifetine(!) eriştiler. Mazisini düşman görerek istikbalini inşa edecekleri zannına kapılanlar, istikbalini inşa edenlerin, mazisine düşman olan güruhtan olduğunu gör(e)meyecek kadar kör, idrak ed(e)meyecek kadar basiretsiz kılındılar.  Osmanlı’nın yıkılma sürecinde ise bu toprakların temeline ve kodlarına oldukça yabancı Türkçülük ve Batıcılık akımına sığınarak ve sözde çözümü bu iki akım vasıtasıyla bulacaklarına sanarak darbenin başarısını daha da artırdılar. Yapılan yenilikler ve elde edileceği varsayılan kazanımlar bu sakat fikirler çerçevesinde gerçekleştirildi ve sonucu çok kısa bir zaman sonra İslam alemine olumsuz bir şekilde tesir etti. 

Bu coğrafya zor bir coğrafyadır ve bu coğrafyanın insanı tarih boyunca en ağır imtihanlara tabi tutulmuş, en ağır darbeleri yaşamış, siyasi, sosyal, ekonomik her türlü krizin şahika noktasına şahitlik etmiştir. Ancak karşılaşılan her krizden daha da güçlenerek çıkmış, yine dünya politikasında, ekonomisinde en güçlü sözün sahibi olmuştur. Bugün yaşanılan son büyük darbenin ardından hala yeterince söz sahibi olamamanın ve istikbale daha güvenilir bakamamanın temelinde, yanlış atılan adımlar vardır. Yeni devleti kurarken ulus-devlet modeline mağlup olunması ve ümmet anlayışından uzak kalınarak bu toprakların koduna, yapısına sırt çevirecek değişimlere yönelinmesi bu adımların mecrasını belirlemiştir. Bugün hala gündemde yeni bir darbe söylentileri dolaşıyor ve bu darbeye destek verecek kişilerinde bu topraklar da var olduğu biliniyor ve bu darbenin başarılı olacağı endişesi taşınılıyorsa, bütün bunların nedenlerinin çoğu yirminci yüzyılın başındaki siyasi ve toplumsal hamlelerde aranmalıdır. 

İslam alemi bütüncül bir medeniyet perspektifini ima eder. Dolayısıyla Mısırdaki Müslüman ile Anadoludaki Müslümanın; Malezyadaki inanan ile Iraktaki müminin dünya’ya bakışı ve yorumlayışı aynıdır. Hayata yüklediği anlam ve değeri ayrı düşünmek Müslümanlar için imkansızdır. Neticede İslam aleminin beyni olarak nitelendireceğimiz Türkiye’nin hali hazırdaki hamleleri, siyasi, ekonomik ve toplumsal adımları diğer coğrafyadaki Müslümanları da etkileyecektir. Bugün yapılması gereken bu coğrafyanın, bu toprakların temeline eğilinip, o temelin üstüne istikbali inşa etmektir. Kim, nasıl inkar ederse etsin bu coğrafyanın temelinde İslam vardır. Binlerce yıllık birikim İslam temelinin üstünde var olmuş ve asra hitap etmiştir. Müslümanlar olarak maziyi unutmadan ve ders alarak istikbali inşa etme ödevini üzerimize almış kimseler olduğumuzu unutmamalıyız. Ancak yarını inşa etmenin bugünden geçtiği bilincine de sahip olmalıyız. Çünkü Müslümanca düşünmek, yaşamak, yarınlara bir ufuk sunabilmek bugün tercih ettiğimiz hayat tarzından ayrı düşünülemez. Bugünkü Müslümanlığımız yarının nasılını belirleyecektir. Bu bilinç dahilinde hamleler yapıldığı müddetçe son büyük darbenin izlerini taşıyan bugünkü korkuyu da yok etme bahtiyarlığı yaratıcı tarafından bu topraklara bahşedilecektir. Unutulmasın ki Müslüman coğrafya Moğollar ve Haçlılar gibi iki büyük yıkımı yaşadıktan sonra dahi en güçlü medeniyeti kurmuşlardır.  Mazideki İslam’ın ve Müslümanların durumuna dair kaleme almış olduğum şu şiir, yazılanlar çerçevesinde bir kez daha okunmalıdır; 

AYS  

Dağlara kafa tutacak kadar cesurdun 
Meydanlarda senin sözlerin yankılanırdı
Hiç olmadığı kadar hürdün ve korkusuzdun
Seni gören Asr-ı saadeti hatırlardı. 

Tutsaklık lügatlerinde yoktu insanlığın 
Martılar denizleri hiç olmadığı kadar süslüyordu 
Mert bir yüreğe sahipti o kadınların  
Kadınların Fatihleri, Selimleri emziriyordu. 

Tekbirlerin yedi kat semadan yankılanıyordu 
Dalgalar sahile daha güçlü yöneliyorlar 
Güneş her sabah senin için doğuyordu 
Senden bir remzdir gökteki yıldızlar. 
   
Ruhumuz yokluğun mahzeninde hapistir
Kuyularımız senden gelecek muştuya hasret 
Beldelerimiz asırlarca tarumar edilmiştir 
Senin geleceğine inanmamızdandır bu metanet. 

İstanbul seninle yüce bir şehir 
Şam, Bağdat, Kahire seninle canlı 
Kudüs senden doğan bir yiğittir
Mekke, Medine seninle yaşamalı.

İste sen, ateş saçan sahralardan geçelim 
İste sen, deryaları yaracak kuvvete bürünelim 
İste sen, beldelere fethin sancağını dikelim
Yeter ki iste sen, yaşarken ölelim. 
       
Sana binlerce diyâr getirelim istikbalden 
Yeter mahzunluğun, diril öldüğün yerden 
Kanayan yaralarımıza merhem ol göklerden
Karanlığın korkusu çıksın yeter ki sinelerden.

Artık gel, sevgililerin en nazlısı 
Gel, er meydanının korkusuz savaşçısı 
Gel, yanık yüreklerin tesellisi, yiğitlerin bacısı
Gel, insanlığa açılan saadet kapısı. 

FATİH GİLİK   

Okunma : 867