Karamandan.com

Karamandan.com

20 Ağustos 2019 Salı
Kremalı Bisküvi Arkadaşlığı Kendine Ait Parası
Bak 1980 li yıllarda aslında eskilerden kime sorsan bilir bu hikayeyi.
Kategori : Köşe Yazıları
29 Nisan 2019 14:43
 
Kremalı Bisküvi Arkadaşlığı Kendine Ait Parası

Bak 1980 li yıllarda aslında eskilerden kime sorsan bilir bu hikayeyi.  Sanırım yeni nesiller için bir daha tekrarlamakta da fayda var. Ve şunları söyledi: Eskiden evlerde dip bucak oturulurdu. Kadınlar saklanırdı evlerinden dışarı çıkmazlardı. Kıyafetler sadece bayramlarda alınırdı. Kadının kendisine ait parası olmazdı.

Peki kadınların dışarı çıkmalarına çalışmalarına kim ikna etti? Kim kadınları bir araya topladı? Şehir dışından da kimse gelmemişti. Her şey şehrin içinde her biri birbirlerini de ikna ederek. Sanki birbirlerine gizli birer kokulu mektup salmış gibi. Şehir dışındakiler dahi köylerinden çıkıp gelmişlerdi.

Kızlar kadınlar elli yıl önce evlerinden çıkmak için bu çabayı göstermemiş olsalardı sanırım şimdi o çabayı bizim harcamamız gerekecekti. Kadın kız kısmına yapılan kısıtlamaları kabul edip otursalardı şimdi belki bisküvi de bu kadar hızlı yol kat edemeyecekti. Üstelik kendimiz de bu kadar çabuk uyanamaz meseleyi anlayamaz  çalışmanın ve acemiliğin verdiği şaşkıncılığı üzerimizden atamazdık. Onların temsil ettiği elli atmış yıllık bir süreç sanırım bizi işimize daha hevesli ve işimizi kabul edilebilir gösteriyor. O uzun mücadele güçlü zorluklar.

Yıllarca çalışıp çabalayan iki yakasını bir araya getirmekte zorlanan bir ev alabilmek içinde elinden geleni yapan kadınları da düşündükçe kendi cinsimizin cefakarlığı ve vefakarlığı karşısında nelere katlandıklarını da gördükçe, biz de onlar gibi sabretmek katlanmak yerine bazen kızma bağırma öfke ve isyana kapıldık. Baktık ki bizim de elimizden bisküviden başka tutacak bir iş, başka birileri de yok. Tekrar geçmişimizde annelerimiz ne yapıyorsa biz de onu yaptık. Katlandık. Bazılarımız uzun uzun gözlerinin üzerlerine sürme çekiyorlardı pudralanıyorlardı öyle de katlanıyorlardı.   Bazıları mağazaların vitrinlerini seyrediyor onu alabilme gücünü bulana dek sabrediyorlardı.

Bazıları gösteriş olsun diye havalı takınmak için dışarıdaki hayatlarında bol bol resimler çekinip kendilerini fotoğraflıyorlardı.  Sanki çok para harcıyormuş bol bol zamanı varmış da bol bol geziyormuş gibi. Neşeli ve çalışkan sabretmekten de zevk alırmış gibi. Çünkü yorgunluğunun çok azı belirmişti yüzünde. Üstelik gösterişsiz bir kadın. Otuzlu yaşlarda iş kıyafetine bürünmüş bir kadın ama işi onun elinden tutmuş o da kıyafetine kürkü gibi sarılmış oturuyor fotoğrafladığı yüzünde kendinden emin güvenli bir kadının yüz ifadesi var. Eğer ki bu kadın iş hayatına atılmasaydı o suni gülümsemeyi dahi başaramayacaktı.

Yüzü eskimeden eskitilmiş gibi güneşin altında kavrulmuş bir tarla işçisi olacaktı. Tarla işçisi olmayı başarmış olsa ki sigortası da olmayacaktı. Sosyal güvencesi de olmayınca bu kadar rahat oturup poz da veremeyecekti. Konuşma konusu mal, maşat, çiftlik, bağ çapa ekin sürüm dikim olacaktı. Eğer ki onun annesi zamanında bisküvi işine gelmemiş ona bisküvi işçiliği hakkında bilgiler sunmasaydı. Onun teyzesi halaları o önden gidenlerin anlattıkları gibi parasını saklayamayacak kendi cinsini de öyle de rahat koruma altına alamayacaktı. Bu iş ona bir ödül gibi değil ödüller gibi geldi.  O okuduğu aldığı hayat derslerinden de bunu çıkardı. Eğer ki önden gidenler bu ayak seslerini çıkartmamış olsalardı o da tarlalarda tek başına keklik gibi sekecek ölçülü kısıtlı imkanlarla geçinip gidecekti.

Öyle ki bisküvi sıralarına elimizi atarken sanırsın ki bisküvi bize sunulmuş birer ikram. O bisküvi ile satın alamayacaklarımızı da alabileceğimizi düşünerek evlerimize kanepeler salon takımları vitrin süsleri alıyor kendimizi dahi süslüyorduk.

Öyle de bir şükür dalgası içinde bisküviyi de kalaylı tepside taşıyormuş gibi başımızın üstünde de taşıyor emeğimizin mükafatını da keyifle bekliyorduk. Atalarımızın söylediği gibi ‘’Tekkeyi bekleyen çorbayı içer’’Çalışarak sabrederek. Bize cömertçe bahşedilen işimizin bayrağını da taşıyabiliriz. İşimizin boyunduruğu, bisküvi işçiliğinin koruması altında kendimize de güvenerek zevkle rahatlık içinde geçireceğimiz emeklilik hayatını da dört gözle bekleyebiliriz. Çalışkanlığımıza kanaat göstergesi dualarımızı da ekleyerek bazen de merdiven basamaklarında hayallere de dalarak işimizin başında bekleyebiliriz. Evimize gider uykuya yatar kalkınca beş çayımızı da yudumlar faceden yazışabiliriz. Öte yandan ya iş hayatına erken yaşta atılmamış olsaydık? İşte sevindiği nokta bu kazanımlarının hiçbiri de olmazdı.

Peki çalışmayanlar çalışmayı düşünmeyen ev kadınları ne düşünüyordu bu konuda? Evlerinde perdelerinin arkasında evlerini bekleyenler yolun yolcularını yollarını gözetleyenler. Onlarda dinlengin ve güzeller lakin onlarda evlerinde soluyordu. İki bakar gözle peşine takılmış iki çocukla kocasının ona bağışlayacağı elli lira ile alışverişe çıkacak. Ya da onun bir el göz ve mimik hareketiyle yüz lira ile. Peki bu paradan kendi payına düşen ne? Bıkmadan usanmadan ev işlerini yemek bulaşık ütü yaptığını o güzel havasını pastalarını yemeklerini o çok övdüğü mutlu yuvasında onun payına düşen ne? O kadında bunlardan vazgeçmeye ve çalışmaya hazır mıydı?  Kendini çalışmaya feda eden kadınlar için elbette kullandığı zamanda belli bir kısıtlama getirecekti. Hem çalışmak hem de evinin kadını olmak.

Gerçekten de çalışan kadının feda ettiği şeyleri de dikkate alalım.  Hem çalış hem çocuklarınla ilgilen hem de ev işleriyle üstelik bu şekilde geçen yıllar. Çalışan kadınlar bunun hiç de kolay olmadığını söylüyorlar. Ama çalışanlar zamanla biçimlendiği ve bu çalışma hayatına alıştıklarını da söylüyorlar. Para kazanıyor. Sen de para kazanıyor olsaydın bu hayatın nasılda çekişmeli mücadeleci bir hayat olduğunu bilirdin. Üstelik senin evindeki anılarından da farklı anılarının olduğunu. Evinde pasta yapan kadın nereden bilsin bisküvi fabrikasında üretilen çeşitlerin nasıl yapıldığını? Zaten bilmesine de gerek yok. Çünkü o üretim periyodunun kendisine bir faydası ve evinde yapabilme imkanı yok.

Sadece para kazanmak. Tıpkı annesi teyzesi ve komşu kızlarının yaptığı gibi kazandıkları paralarlar merdiven merdiven basamak basamak temelden üst üste de koyarak ilerisi için ev sahibi olmak. İkinci olarak yasaların onlar için vermiş olduğu haklarla ilerisi için emekli olmak.

Çünkü kendileri ne kadar bir kenara para koysalar biriktiremezlerdi. Kendisi de ancak kırk dokuz yaşında emekli olup da o parayı alma hakkına sahip olabildi. Daha önceden çalışmadığı yılları da eğer ki çalışmış olsaydı ki o yıllar ev kadınlığı içindeydi. Belki de bu düşünce tam yer etmemişti. Kazandığı her kuruş emeğine verilen değer şimdi bir bir avuçları içine sayılacak.  Kendisine ait bir parası olacak. Şimdi bu para benim değil kocamın diyebilir mi? Kendisi nasıl isterse öyle de harcayacak. Demek ki para kazanmak istersen kazanabiliyor çalışmak istersen çalışmanın mükafatını da görülüyor. Demek ki hayatın kitabını da okumak için öğretmen şart. Senin de ilgini çeken bir hayat dersi için.

En iyisi kazançlı bir uğraş bul kendine onunla uğraş bana kalırsa.

Her ne olursa olsun hanımefendiler için evcimenlik, kadınlık annelik evinde çocuğuna bakan ev işleri yapan evini geçindirme duygusu olmasa bu kadar da keyifle çalışamazlardı.  Çalışan kadınlar eğer ki bisküvi fabrikaları olmasa, ellerine geçen üç kuruşu da bu kadar rahat harcayamazlardı.

Nurten Kılıç

Okunma : 6909
guney sigorta
maboto
EKSPERTİZ
Gündem haberleri
Youtube video ücretsiz nasıl indirilir? instatakipci indirme
19 Ağustos 2019 Okunma: 39883 Eğitim
Karaman’da namaz sırasında cami tavanı çöktü
16 Ağustos 2019 Okunma: 13207 Gündem
Karaman'da işçi servisi devrildi: 16 yaralı
19 Ağustos 2019 Okunma: 10455 Asayiş
Son dört günün en çok okunan haberlerini gösterir
Ayın en çok okunan haberleri için tıklayın