Kokunun Hafızası | Karamandan.com - | Karaman Haber

Kokunun Hafızası | Karamandan.com - | Karaman Haber

22 Ağustos 2019 Perşembe
Kokunun Hafızası

“Bahar mevsimidir hemdem-i sabâ olalım / Gül ile dost kohusuyla âşinâ olalım” (Bahar mevsimidir; rüzgâra arkadaş, gülle dost ve kokusuyla âşinâ olalım) dedi, Şeyhî.

Güne serin başlayan ve kumru seslerinin kaybolmasından sonra hafif hafif ılıyan havasıyla bir bahar sabahı…

Bahçeli evin, penceresi doğu cephesine bakan odasında ninesiyle birlikte yer yatağında uyuyan bir çocuk… 

Sabah ezanıyla hayata başlayan nine; namazını eda edip, o günkü cüzünü de okuduktan sonra kendisini oyalayacak büyüklükteki hayatına (bahçesine) çıkar. 

Hayatta bulunan küçük havuzun başındaki çeşmeye bir gün önce özenle yerine kaldırdığı bahçe hortumunu getirip bağlar. Bir gün önce özenle kaldırıldığı için bir gün sonra da açması kolay olur bahçe hortumunu. O insanlar; önceki gününü planlı yaşamış, bugününü dolu dolu yaşayan ve yarınını da düşünen insanlardı!

Çeşmeye bağladığı bahçe hortumunu önce yeni ektiği fidelerin bulunduğu küçük dizilerin başına bırakır. Bu diziler de sırasıyla; önce biber fideleri, sonra domates fideleri, sonra da bostan fideleri sulanır. Ve bu fidelerin yanında da torunu için ektiği bir sıra çilek fideleri o dizide en son sulanan fideler olur. –Şimdiki çocuklar çileğin ağaçta yetiştiğini sanıyorlar.-

Bahçenin diğer dizilerinde ise sırasıyla kabak fideleri, patlıcan fideleri ve soğanlar sulanır. Dizi olmaya müsait olmayan ufacık kare şeklindeki toprak parçası ise tabi ki maydanoz tohumlarının yeridir. 

Mevsimlik ömürleri olan bitkiler sulandıktan sonra sıra ağaçlara ve güllere gelmiştir. Sırasıyla önce kiraz büyüklüğünde meyvesi olan vişne ağacı, sonra erik ağacı, sonra kiraz ağacı sonra da birbirinden güzel kokusu olan güller sulanır. Gül yapraklarının üzerinde kalan su damlaları ise çiçeğin rengini daha belirgin hale getirir. O güllerin üzerinde kalan su damlalarına bakan kişi de; kokusunu bakarak alabilecekmişsin gibi bir his uyanır. 

Tabi bahçede sulanacak ağaçlar bitmedi! Hemen akabinde tekrar vişne ağacı -ama bu normal vişne-, sonra dut ağacı, sonra tekrar güller, sonra armut ağacı, sonra kayısı ağacı ve en sonda domuz burnu erik dediğimiz ve hamken keskin şekilde mayhoş olan erik ağacı. Bu ağacın meyvesi olgunlaşmadan mahsulü koparılıp bitirilen tek ağaçtı; çocuklar tarafından. 

Bahçe kapısının girişinde büyük gölgelik oluşturan ahşap iskeletin üzerine uzanan bir taraftan beyaz üzüm bir taraftan siyah üzüm asmalarının kökleri de unutulmazdı bu sulama hizmetinde. 

Tabi bu sulama işinde toprağa ayakları değen ninenin diğer kısma geçerken bahçe dış kapısı ile ev arasında yol olan beton kısmı çamura bulanmış ayakları kirletirdi. Bu kirlenen yolu temizlemek için hayattaki son vazifesi; elindeki çalı süpürgesi ve bahçe hortumu ile o beton yolu temizlemekti. 

Yeşiller içindeki toprak nebatatıyla birlikte sulanmış, beton kısmı ise yıkanmış bahçede birbirine zıt gibi duran toprak kokusu ile beton kokusu içinde oluşan serinlik; kapısı açık bırakılmış çocuğun yarı uykulu yattığı odanın içine hafif hafif sızardı. Hortumdan çıkan suyun sesi ve süpürgenin betonu süpürürken çıkan hışırtı sesi çocuğu yavaş yavaş uyandırmaya başlamıştı. Hoş kokularla birlikte ve rüzgârın esmesiyle kayısı ağacının yaprakları arasından odaya sızan ılık güneş ışınlarıyla beraber yatağından kalkıp tertemiz hayata çıkardı çocuk. 

Uyandığında ise tertemiz bahçe, mis gibi toprak kokusu, cıvıl cıvıl kuş sesleri ve etrafta dolaşan mahallenin kedileri karşılardı çocuğu. Tabi bahçedeki kahvaltı sofrasıyla birlikte…

Yaz akşamları oturma yeri olan bahçedeki hafif yüksek düzlükte bulunan eski halı ve eski minderlerin serildiği bahçe odasına hazırlanan kahvaltı ve kayısı ağacının gölgesinde akşamdan beri kalmış ayrıca sabahın ayazını yemiş testideki su; kahvaltı sofrasının başına getirilirdi. Kahvaltı sofrasına oturup bardaklara çaylar doldurulurken sanki sokağın ucunda sofrayı gözetliyormuş gibi fırından yeni çıkan ürünleri üç tekerlekli bisikletinin kasasına düzenli yerleştirdiği malları ile seyyar satıcı bağırarak gelirdi ‘taze taze, çıtır çıtır simittt’ diye. Ninenin oturduğu minderin altında hiç eksik olmayan bozuk paraları alıp hemen bahçe kapısına çıkıp özenle seçtiği simitleri alan çocuk; kahvaltı sofrasına getirirdi mis gibi kokan pekmezli ve bol susamlı simitleri.

Kahvaltıda bahçesin ilk mahsulü olan biberleri toplamak ve yemek büyük bir keyifken bazen küçük sürprizler de yapardı bu afacan fideler; içinde çok acı biberler çıkararak. Bu acı biberden sonra içilen her yudum çay acının şiddetini artırırken, bu acıdan kurtulmak için ağza alınan her yudum su; ağıza acıyı daha çok yayardı.

Kahvaltının ortasında ise eşini işe, çocuklarını okula göndermiş ve evdeki işlerini halletmiş komşular gelirdi. Tabi onlardan önce de bu tür görevleri geride bırakmış mahallenin beli bükülmüş nineleri gelirdi; Affe nineyle, Fadik nine. Onlar da çaya eşlik eder ve ocakta yedekte bekleyen çayla muhabbetlerine devam ederlerdi. 

Bu çay muhabbeti sırasında bahçede onlarca kadını gören ve pazar yerini hazır bulan müteşebbis ruhlu bohçacı kadınlar bir selamla hemen içeri girip sırtındaki bohçayı sofranın yanında müsait gördüğü bir yere seriverirdi. Danteller, işlemeler, kanaviçeler, iğne oyaları, duvar yastığı örtüleri, fiskoslar…

Aslında bu kadınların bu ürünlere ihtiyacı yoktu! Hepsi çocuklarının çeyizlerini kendileri hazırlıyorlardı. Ama nasibi tahmininden önce çıkan ve yakın zamanda çocuğu evlenecek olan annelerin; bazı eksikleri tamamlamak için kurtarıcıydı bu bohçacı kadınlar. 

Bohçası kadınlardan beğenilen bazı mallara istenilen ilk fiyat ile pazarlık sonucu ortaya çıkan son fiyat arasında yaklaşık yüzde seksenlik fark olurdu. Pazarlığın ne olduğunu ve pazarlığın boyutlarını ilk oralarda görüp öğrenir çocuklar. 

Şimdiki kaynana adayları hiç böyle çeyiz gibi telaşların içine girmemeli! O el emeklerine torunlarının ne yaptıklarını görmeliler.

Daha sonra günün öğle, ikindi ve akşam vakitleri yaşanır. 

Akşam yemeği ise havanın durumuna göre ya içeride ya da bahçedeki o mekânda yenilir böylece gün yavaş yavaş biter.

Tıpkı ömür gibi…

Hayatın içinde bir ömre bedel kokular ise hep hafızada kalır; her an yanında olacakmış gibi…

Sabah serin serin esen rüzgârın kokusu, ıslanmış betonun kokusu, mahsulüyle birlikte sulanmış toprağın kokusu, yeni demlenmiş çayın kokusu ve ekmeğin üzerindeki susamın kokusu… 

Bir de bu şehrin, Karaman’ın insanlarının hafızasında yer alan ve şehri ziyaret edenleri mest eden o koku… Fabrikalardan şehre gelen bisküvi kokusu… Bisküvi kokulu şehrin kokusu…

Şadan Sezgin

Okunma : 785