Kibir, Aydınlık ve Işık… | Karamandan.com - | Karaman Haber

Kibir, Aydınlık ve Işık… | Karamandan.com - | Karaman Haber

18 Temmuz 2019 Perşembe
Kibir, Aydınlık ve Işık…

Halbuki;

Uzlaşma kültürü geleceğe dönük beklentileri pozitif yönde etkiler, riskleri azaltır.

Halbuki;

Uzlaşma kültürü toplumun güven duygusunu ve verimliliğini artırır.

Halbuki;

Uzlaşma kültürü farklılıkları koruyarak çok sesliliği, yaratıcılığı ve gelişimi destekler.

Halbuki;

Uzlaşma kültürü topluma daha huzurlu bir gelecek sağlar.

Uzlaşma kültürünün olmadığı ortam ve toplumlarda yaranma, kayırma ve usulsüzlük baş gösterir. Uzun vadeli kazançlar için anahtar sözcükler, çatışma, kutuplaştırma ve kıyasıya rekabet değil 'uzlaşmayla' olur. 

Yönetenler bunları yapmadılar/yapamadılar/yapamıyorlar!

Peki ne yapıyorlar?

Meşe gölgesinde filizlenen yosun gibiler. Fildişi kulelerde kendilerini meşe ağacı sanıyorlar. Kibirlerinden burnundan kıl aldırmıyorlar.

Kibir siyasilerin kendisini erk, makam, servet, soy gibi meziyetinden dolayı başkasından üstün görme hali, nevzordur. Gerçekte, toplumu oldukları gibi görmezler, olmasını istedikleri gibi görürler. Bu yüzden çoğu, ahlak yerine kibri empoze eder ve çoğunun siyaset alanında uygulamaya konulabilecek hiçbir görüşü de yoktur. Siyaset onlar için bir hayalden başka bir şey değildir. Temiz siyaset ütopiktir ve araç olarak kullanırlar. Kibir bir hastalıktır ayrıca, zaman içerisinde insanı çökertir. Kibir bütün dinlerde ve felsefi öğretilerde günah olarak bilinir ve ego ile öz  kardeştir.

Halbuki;

Tevazu, resimdeki gölgeler gibidir daha güzel ve daha derini görmek için.

Toplum ne alemde?

İşte sorunun kaynağı da tam burası!

Kendini toplumdan soyutlayan insanın, siyasinin, liderin kendi içinde oluşturduğu karanlık  dünyasını aydınlatabiliyor muyuz? Mesele bu. Bu güce boyun eğdiğimiz sürece ona bağımlı olacağımızı biliyor muyuz? Mesele bu! Bunlar; ‘Karanlıktan medet umup, ışığı reddedenler.' Mesele ışığı yakmak ve ışığı yakabiliyor muyuz?

Her şey içinde karşıtının en azından tohumunu barındırır: Kış yaza dönüşür; yukarıya çıkan her şey aşağıya inmek zorundadır. Tıpkı sıcak olmadan soğuğun, aydınlık olmadan karanlığın olmayacağı gibi. Karanlık olmasaydı aydınlık, güneş olmasaydı gölge bilinmezdi. Eşya, zıddıyla tanınır. Bildiğim evrensel bir gerçek var: Aydınlık karanlığı mutlaka kovar. İnsanlığın mayası aydınlık ve umuttur. İnsanlığın mayasında güzel, umut, gelecek türküleri söyleyen düş dünyaları kurmak var.

Hepimizin içinde hem aydınlık, hem de karanlık bir yan vardır. Önemli olan hangisini seçtiğimizdir. İşte toplum olarak bağımlı olduğumuz erk'e aydınlık ve ışığı gösteremiyor oluşumuz. Daha iyi, daha aydınlık bir yere varılacağına inanılmadan nasıl olur da bu yol yürünür? Düşünmüyoruz.

İdrak yolları iltihabı tüm benliğimizi kaplamış. Bazen karanlık insana, aydınlıkta söyleyebileceğimiz sözleri söyleme cesareti bile bulamıyoruz.

Halil Cibran; "İnsanoğlu ancak gecenin yolunu izleyerek günışığına ulaşabilir." der…

Bizim günışığı veya ışığa ulaşma gibi felsefemiz yok, çünkü karanlıktan beslenmemizi istiyorlar, çünkü bağımlıyız.

Toplumun zihnindeki karanlık deryanın dağılması için, büyük ve parlak fenerlere ihtiyaç vardır. O ışık; tevazu ve tedavi olup 'idrak yolları iltihabından' kurtulmak. Böylelikle acılarımız silinir, aydınlık ise umutlarımızı yeşertir. Her gün, gün geceye, gece de güne dönünce biz de yenileniriz. Zaman denen yakı herkesi iyileştirir. Buda korkunun kontrol altına alınmasına yardımcı olur. Korkunun üzerine giderek, karanlıkla yüzleşmek ve rahatlama sağlamak olmalıdır, felsefemiz...

Kibir kapısındaki siyasiler azıcık palazlanıp, oy sayısında kıpırdama olunca, "ben" demeye başlar. Kibir kapısında at koşturan bu siyasilere "biz" dedirtebiliyor muyuz? Onu konuşalım! Böylelikle fildişi kulelerde ikame edenler bakın nasıl hizaya gelir.

“İnsanoğlu dünyayı zincirleyen bütün güçlerden, iradesini kazandığında kurtulur.” der Goethe. Karanlığın ve kibrin üstüne gidin… Bir şeyi yapabilme gücü, itici güç, istenç kavramı, kişisel özgürlük, disiplin yani kısaca "irade" hepimizde var. Harekete geçirebilmek.

Cemil Meriç'in "disiplin içinde çalışmayı bu kitaptan öğrendim." diye tarif ettiği "İrade Terbiyesi" Jules Payot'a ait bir kitap. Okumanız dileği ile.

Sağlıcakla
Yaşar Kiraz

Okunma : 1071