Karamandan.com

Karamandan.com

18 Şubat 2020 Salı
Karaman’dan İzlenimler 4; Mezarlıkta Ağlayan Analar
Bir mezar kazıcı vardı.
Kategori : Köşe Yazıları
10 Şubat 2020 16:00
 
Karaman’dan İzlenimler 4; Mezarlıkta Ağlayan Analar

Bir mezar kazıcı vardı. Uzun ömürlülerdendi. Bir gün, bir mecliste, bir meraklı kişi ona sordu: “Mezarlıkları yurt edindin. Hayatını mezarlar arasında ve mezar kazıcılığı ile geçirdin. Bu koca kabristanda terinin düşmediği mezar yoktur. Bize bir şey söyle. Seni şaşırtan bir şeyi bize anlat.”

Saçları ağarmış ve gücü azalmış mezarcı yavaş yavaş konuştu: “70 yıldır mezar kazıyorum. Öleceğim hiç aklıma gelmiyor.”

Bir dostum, 7 yıl oluyor, genç yaştaki oğlunu trafik kazasında kaybetti. Acısı ve üzüntüsü hiç dinmedi. Tanığıyım. Anne de öyle. Çocukları hep aklında. Anne, 5 vakit namaz kılan bir müslümanın çektiği günlük tespih sayısından daha fazla çocuğunun adını anıyor. Öyle yani. Abartısız. Baba belki biraz daha ölçülü, anneye göre oğlunun adını daha az zikrediyor. Bu çift, her gün olmasa da gün aşırı mezar ziyareti yapıyor. İsimlerini vermiyorum ama Karaman’ın büyük bölümü bu aileyi tanır.

Annemden biliyorum evlat acısının ne olduğunu. Ağabeylerimi peş peşe kaybettim. Henüz genç sayılacak yaştaydılar. Annem çocuklarından 15-20 yıl sonra vefat etti. Onları toprağa verdikten sonra, gözünden iri iri damlalar düşer oldu yanağına. Geceleri  sessiz sessiz ağlardı.

Bir gün, “Anne yıllar geçti. Hala yüreğinin ateşi sönmedi mi?” diye sordum. Gözlerini gözlerime hizaladı, cennet benekli yüzü ağlamaklı oldu. “O ateş hiç söner mi? Her yerimi yakıyor  ama bir türlü kül etmiyor. Başımı secdeye koyduğumda bile kuzularım gözümün önünden gitmiyor.” dedi.

Karaman’da kaldığım süre içinde sık sık mezarlığa uğradım. İlk gidişimde onlarca işçi ağaç buduyordu. Her gidişimde mezarlığı temiz gördüm. İnşallah hep böyle bakımlı ve temiz tutulur. Karaman’da mezarlıkların düzenli ve bakımlı hale getirilmesi eski Belediye Başkanı Kamil Uğurlu’ya nasip oldu. Mezarlık girişine otopark yapılması, asırlık mezar taşlarının korumaya alınması, taziye evi, çeşme düzenlemeleri, otla mücadele, bakım hizmetlerinin düzenli ve sistematik hale getirilmesi, yeni musalla, Ahmet Yesevi Cami, hepsi Kamil Uğurlu’nun Karaman’a hediyesidir.

Siyaset bazen hizmet edene kırmızı kart gösterir. Biat geleneğinden gelen veya beklentisi karşılanmayan siyasetçi, elinde güç varsa, o gücünü kullanır. Kendisine boyun eğilmesini, her dediğine eyvallah çekilmesini ve taleplerinin sorgulamadan kabul edilmesini ister.

Güçlü siyasetçi, bir başka ismi, gücünü kanıtlamak adına, başarılı birinin önüne geçirir. Galiba Karaman bu gerçeği yaşadı. Dik durmayı bilmeyen, dik durana tahammül edemez. Ne yaparsınız? Hayatın gerçeklerinden kaçılmıyor. Siyasetin gerçekleri ise daha acımasız. 

Mezarlığa her girişimde Kamil Uğurlu’yu hayırla yad ederim. Mekanı ve mekan kavramını bilen insandı. Bilgeydi, gönül ehliydi, şairdi, entelektüeldi. Kenti biliyor, kentin geleceğini görebiliyordu. Daha çok, daha güzel şeylerle donanımlıydı. 

Çevresini ya göremedi ya görmemek için gözünü kapatmak zorunda kaldı. Kulağını Karaman’a geldiği gün tıkamıştı. Hakkında söylenenlerden etkilenmek istemiyordu. Beraber, aynı yolu yürüyeceğini sandığı insanların yolunu keseceğini hesap etmedi. Belki de bu hesapların adamı değildi. 

Siyasete uzaktı. Uzak olduğu yerden çabucak kovuldu. Bununla birlikte, benim gibi yüzlerce kişinin kalbinde ismi saygıyla anılan bir başkan olarak yaşıyor. Geride takdir edilecek kalıcı eserler ve anılar bıraktı.

Vefa, şahsiyet ve aidiyet meselesi derin mevzudur ve bir başka yazının konusudur.

Ankara’ya dönmeden iki gün önce, mezarlıkta tanık olduğum bir olay beni derinden etkiledi.  Tanımadığım ama Karaman’ın iş insanlarından biri olduğunu öğrendiğim bir kişi, eşi ile yeni yapıldığı uzaktan belli bir mezarın başında Kuran okuyorlardı. 

Karı kocanın, her ikisinin yüzündeki ifade, çocukları yeni ölmüş de sanki acısını derinden yaşıyor gibiydi. İç dünyalarında fırtınalar esiyordu. Yüzleri ve bedenleri acının somutlaşmış haliydi.  Oysa çocuklarını kaybedeli 2-3 ay olmuş. Başkaları için uzun süre. Anne baba için ise dün sayılır. Evlat acısı asla geride kalmıyor. Hep önde. Anne baba ölünceye kadar, evlat ölümü hep yeni. Evlat ölümünün yarasını sadece ölüm sağaltıyormuş.

Annemi bir kez daha hatırladım. Yüreği yine evlat acısıyla yanıyor, secdede bile çocukları gözünün önündeymiş gibi, gözyaşları damla damla seccadesine düşüyordu. Annem bu haliyle çıkıp gelmişti. 

Bir de Kevser Anne geldi aklıma. Çocuklarını mezarda yalnız bırakmaya dayanamayan Kevser Anne. Her sabah mezarlığa gidip, çocuklarına dua eden, kabirlerinin taşını toprağını sevip okşayan, onlarla durmadan konuşan Kevser Anne. İkna ederek hatta zorla getirmeseler mezarlıkta yaşamaya kararlı bir anne. Çok oldu çocuklarının yanına taşınalı. Geçen ay “Ciğerim Ahmet” de yanına gitti. Acelesi varmış gibi, torunlarını, çocuklarını, eşini, teknesini ve balıklarını geride bıraktı. Ahmet Atıl, annesi Kevser Teyze’nin ve abilerinin yanına gitti. 

Mezarın başında evlat acısıyla kıvranan ana, evlatlarını genç yaşta kaybeden her anadan biriydi. Yüreği yanıyordu. Çocuğundan ayrı kalmanın acısı her yanını sarmıştı. Uykusuz geceler geçiriyordu. Yastığı hep ıslaktı. Travmalardan çıkamayan bir ana olduğu belliydi.

Sırasız ölümler, geride yangında yok olmuş orman gibi enkaz bırakır. Ağaçlar, ağaç değildir, marsıktır. Alevi içine hapsetmiş bir kara cevherdir. Her yer tüter. Orman, bitmeyen bir yangın yeridir. İs kokusu hakim olmuştur, yeşilin taze kokusunun yerine. İçindeki kuşlar artık yoktur. Zengin ahenk, çok sesli uğultu yerini kahredici sessizliğe devretmiştir.

Evladını yitirmiş analar, şakağından vurulmuş babalar gibidir. Bir farkla; Babalar ölmüştür, analar yaşar.
Analar anılarla yaşar.
Kurşun onların şakağına değil kalbine isabet eder.
Yürek kanar, kanar, kanar. Kendi içine kanar. Ana yüreğinin yarası kapanmaz. Kurşun her an yeniden girer yüreğine. 

Kim dayanır, analardan gayrı böyle bitmeyen ıstıraba? 
Kim taşıyabilir her an yeniden deşilen, yeniden kanatılan bir kalbi?
İşte o kalp analardadır ve ana yüreğinin inceliği bundandır.

Analar çocuklarına dua eder. Çocuklar ise analara nasıl dua edileceğini bilmez. Ben de analar için güzel dualar bilmiyorum. Bilen varsa birlikte edelim. Bir araya gelelim, yağmur duasına çıkmış gibi birleşelim. Anaların yüreğini serinletecek, kırk ikindi yağmurları isteyelim. 

Dua ilaçtır. Dua edelim, dua isteyelim. Biliyorum, anaların yüreğinin ateşi yine sönmeyecektir. 

Analar için bildiğim tek duayı, tüm analar için ediyorum: “Allahım, bu ananın kalbine serinlik ve sakinlik ver. Bu acıyı başka analara yaşatma.”

Bu duygular, şehitlik önünde, şehitlerin mezar taşlarına bakarken benliğimi sarıyor. 

Ağlarsa analar ağlar, yanarsa ana yüreği yanarmış. Ben şahit oldum. Bir kez değil, çok kez.

“Her nefis ölümü tadacaktır.” Kur’an-ı Kerim’de üç ayrı surede geçen ayettir. Amenna. 

Bir gencin ölümünü duyunca ilk hatırıma gelen; Yunus Emre’nin “Geldi Geçti Ömrüm Benim” şiiri olur. Onun şu dizelerini içimden tekrar tekrar okumaktan kendimi alamam:

“Bu dünyada bir nesneye yanar içim göynür özüm
Yiğit iken ölenlere gök ekini biçmiş gibi.”

Yunus Emre’yi Zülfü Livaneli’den dinlemek isteyenler için buyurun...

Ahmet Tek

Okunma : 3265
başarı
maboto
EKSPERTİZ
guney sigorta
seç
YARIŞMA
Gündem haberleri
Satılık araç ilanlarına iki zorunluluk geliyor
17 Şubat 2020 Okunma: 27000 Gündem
Karaman'a Büyük Saygısızlık
16 Şubat 2020 Okunma: 17659 Gündem
Hastane Önünde Ambulans Kaza Yaptı!
17 Şubat 2020 Okunma: 10939 Asayiş
Son dört günün en çok okunan haberlerini gösterir
Ayın en çok okunan haberleri için tıklayın