Karaman’dan İzlenimler 3: Fuhuş Eksenli İğrençlik  | Karamandan.com - Karaman Haber

Karaman’dan İzlenimler 3: Fuhuş Eksenli İğrençlik  | Karamandan.com - Karaman Haber

18 Şubat 2020 Salı
Karaman’dan İzlenimler 3: Fuhuş Eksenli İğrençlik 

HER İFTİRA HASAR VERİR.

“Her insanın işlediklerini boynuna dolarız.” (İsra Suresi: 17/13)

Mübarek üç aylar 25 Şubat Salı günü Recep ayı ile başlayacak. Karaman Müftüsü Muhammet Lutfi Ketenci ile henüz tanışmadık. Ama kendilerine bir önerim var: “Üç aylarda, camilerdeki vaaz ve sohbetlerde iftira ve gıybetten kaçınmaya, sözün doğrusunu söylemeye, kul hakkına yönelik konulara öncelik verilsin.”

Müftülük yetkilileri “Konu önermek senin haddine mi?”, laikçiler ise “Her konuda dini referanstan bıkmadınız mı?” diye çıkışabilirler. Ben yine de önerimin dikkate alınmasını istiyorum.

Niye mi? Yanıtını yazımın sonunda bulacaksınız.

Karaman’daki rüya gibi 15 günümün  yarısını, bir söylenti, çekiştirme ve dedikodu ile başlayıp iftiraya dönüşen “fuhuş eksenli iğrençlik” gölgeledi. Üstelik o hafta, Nisan ayındaki gibi yumuşak, güneşli, yer yer çisentili bir hava vardı. Hava güzeldi ama bazı ağızlardan çıkanlar bıçak gibi keskindi, yaralayıcıydı.

Bir fuhuş olayı haberi, aralarında işadamları ve bürokratların da yer aldığı iddiasıyla sosyal medyada bir iki sitede yayınlandı. Anında yayıldı, şehirde dedikodular ayyuka çıktı, çeşitli isimler zikredildi. Facebook kullanmıyorum ama bu mecrada da sakız gibi patlata patlata çiğnendiğine eminim.

Bu konuya biraz ara verip, önce Karaman’daki internet siteleri hakkındaki görüşlerimi paylaşmak istiyorum. Karaman’da 2-3 site dışında habercilik yapan site olmadığını söyleyebilirim. Haber yazabilecek yetkinlikte gazetecinin olmadığı bir site nasıl haber sitesi olabilir? 

Kendilerine iletilen ya da başka sitelerden alınan yazılardan oluşan bir site nasıl haber sitesi olabilir? 

Herhangi bir ajansa aboneliği olmayan bir site nasıl haber sitesi olabilir? 

Üç dört aylık haberlerin değiştirilmediği bir site nasıl haber sitesi olabilir?

Sorumluluk bilincinden uzak, araştırma yapacak donanımdan yoksun bir veya iki kişilik site nasıl haber sitesi olabilir?

O sitelerde çalışanlar hangi eğitimi almışlardır ki, o site haber sitesi olabilsin?

Başlıklar bozuk, cümleler bozuk, ifadeler yetersiz. Yazım kurallarına uyum yok. Türkçenin kuralları olduğunu bile bilen yok. 

Evet, en çok bu yok. Kural, toplumsal yaşayışın can simididir. Her şeyin kuralı vardır. Dilin ve yazının kuralı da vardır. 

Böyle kusurlarla örülü bir siteye haber sitesi denilir mi? Onlar kendilerine haberci, gazeteci diyebilirler veya başka sıfatlar uydurabilirler. Ama değiller. Bu halleriyle de olamazlar.

Maalesef, gerçek bu. Yetersizlerin ve kalitesizliğin ortaya koyduğu ürün bozuk, çürük ve yanlış olacaktır. Yerel yöneticiler, bürokratlar, eşraf, esnaf ve STK yöneticileri kim gerçek haberci, kim vasıfsız ayırt edecek. Gerçek habercilerin önü açılacak, vasıfsızlar muhatap alınmayacak, toplantılara davet edilmeyecek. 

Böyle bir yöntemle eleme yapılacak. Karaman’da 3-5 kaliteli site kalırsa haber kalitesi de artar, özel haber sayısı da artar. Bu sitelerin her yönden ve her kesim tarafından desteklenerek güçlendirilmeleri sağlanır. Aksi halde, herkes, bir şekilde bu sitelerden yakınır ama bunlar öyle veya böyle varlıklarını sürdürmeye devam ederler.

Habercilikte esas kural teyittir. Yani bir haberin kaynağından doğrulatılmasıdır. Haberciliğin esası, kamuoyunu doğru haberle bilgilendirmektir. 

Karaman’da gördüğüm en büyük eksiklik, yetkililerin ve idarecilerin bilgi aktarımındaki yöntemleridir. Basın bültenleri, haberin önüne geçmemelidir. Muhabir veya gazeteci olayın izleyicisi, gözlemcisi olmalıdır. Buna zemin hazırlanmalı, bazı gazetecilere kapılar açılmalıdır.

Karaman’da olgulardan çok algılar öne çıkmış durumda. Bir başka deyişle, söylenti, gerçeğin yerini almıştır. “Karaman’da asayiş olayları çok arttı, eskiden böyle değildi”, “Eğitimde çok geriye düştük”, “Filan şunu yapmış, filan bunu söylemiş” gibi ifadeler, olguların değil, algıların sonucudur.

Şimdi yeniden “fuhuş eksenli iğrençlik” konusuna dönelim.

Suç sabit oluncaya kadar, kişi masumdur. Yargının hükmü kesinleşmeden kişi suçlu gösterilemez. Suç isnat edilen kişinin ismi, makamı, parası, gücü, kuvveti onu yargı önüne çıkarmaktan alıkoyamaz.

Yargıya güvenin zayıfladığı bir dönemdeyiz. Adalet sistemi üzerine tartışmak herkesin hakkıdır. Kişiler görüşlerini açıklayabilir. Bunu kısıtlamak düşünce özgürlüğünü engellemektir.

Ancak, Karaman’daki fuhuş olayı bunlardan farklıdır. Bir çirkin olay olmuştur. Bunun yargılama süreci vardır. Olayın detayları henüz açıklanmamıştır. Henüz ne olduğunu öğrenmeden, bazı isimlerin hedef haline getirilmesi, kişilerin şeref ve haysiyetinin ayaklar altına alınması kabul edilemez. 

Haber adı altında bazı internet sitelerinde yer alan yazı ile ilgili yasal işlem yapılır mı, şaibe altında kalan kişiler yargıya gider mi? Bilmiyorum. 

Bildiğim şey, olay netlik kazanmadan, iftira kervanına katılan kişilerin yaklaşımı oldu. “Vurun Kahpeye” alçaklığının yaşandığı yoz yıllara geri mi döndük?

Bir kenti, “günah çukuru” olarak gösterme heveslilerinin çokluğu karşısında şaşırdım. Karaman bu mu? Ben uzaktan farklı mı görüyordum? 

İsimlerin açık açık yazılmasını isteyen ne çok ahmak varmış. Soruşturma aşamasındaki olaylarda isimler açık yazılmaz. İsimlerin açık yazılması suçtur. Benzeri olaylarda isimleri açık açık yazan site veya gazete varsa onlar habercilik yapmış değillerdir, suç işlemişlerdir. Böyle yapmaları ya bilinçlidir, kin veya maddi çıkar beklentileri vardır. Ya yaptıkları işin cahilidirler.

Köstebek kılıklı biri “isimleri neden açık açık yazmadınız?” diye soruyor ve gazetecilik dersi vermeye yelteniyor. Çirkefliğin sınırı mı var? Utanmaz adam! İsimler açık yazılsa senin kazancın ne olacak? Hangi duygunu tatmin etmiş olacaksın?

Ozan kalbi temiz olur. Karaman ozan kentiymiş, bunu da duydum. Ozan efendi! İyi ama bunca karalığı kalbin nasıl yüklendi, ne zaman biriktirdin bunca kini? Kim olduğunu bilmediğin, tanımadığın kişiler için dilin akrepleşiyor. Geçmişte yüklendiğin sermaye düşmanlığın yeniden mi canlandı?

Yazdığı cümleyi anlamaktan aciz tiplerin yorumları ise bir başka rezalet. Bunlar, bir yakınını işe sokabilmek için kimlerin önünde diz çöktüklerini, kimlere yaltaklandıklarını unutmuş olabilirler mi?

Kimsenin günahı senin sevabını artırmaz.
Başkasının ayıbı senin şerefini yüceltmez.
Hangi iyilik hareketinde yer aldın?
Kimin yarasına merhem oldun?
Kimin yardımına koştun?
Pisliği deşmek, etrafa sıçratmak için sergilediğin bu acelecilik neden?
Kötülüğün ortağı mı olmak istiyorsun, kötülerin cezalandırılmasını mı?
Yediğin insan eti, insanı doyurmaz.
Yedikçe iştahın açılır, iyice acıkırsın.
İnsan eti yemenin sözlük karşılığı yamyamlıktır.
Bunca varlık, bunca nimet bolluğunda nasıl yamyam kalabiliyorsun?

İftira eşeğinin kuyruğuna yapışan sen!
Bu soruların yanıtlarını kendine ver.

Sokakta başını kaldırmaktan ürken, sosyal medyada kabadayılık taslayan sümsük!
Ruh sağlığı hasarlı, her yanından cehalet akan sen!
Zihin yapınız mikroplu, farkında mısınız? 
Mikrobunuzu gittiğiniz yere götürüyorsunuz. Zihin direnci zayıflara, zekası sizden bir basamak düşük olanlara bulaştırıyorsunuz.
Bundan memnun musunuz? Mutlu musunuz?

İyi ile kötüyü ayıran çizgi hepimizin yüreğinden geçer.

Her iftira hasar verir. Bir masumun kalbine çizik atmanın, yüreğini deşmenin en çirkin yoludur, iftira.

Konuyla ilgili üç güzel yazı okudum. Biri eski milletvekilimiz Avukat Mevlüt Akgün’ün yazısı, karamandan.com’da yayınlandı. Hukukçu kimliği ve Karaman ölçeğinden ele alınmış okunası bir makale.

Bir başka yerde ise iki ayrı yazı okudum. İkisi de müthiş güzel. Makaleyi okurken, bunu yazanın kalem erbabı olduğunu hemen anlıyorsunuz. 
Keşke bunu yazan kişi kendi imzasını kullansaydı. 
Keşke Karaman’da böyle değerli yazılar yazabilen gazeteciler olsaydı.
Keşke, bu yazılara bir başkasının imzası atılmasaydı.
Keşke haber sitelerine ve gazetelere yazı veren kişiler Karaman’a öncelik verseler.
Keşke Türkiye’yi ve Türkçeyi kurtarma hevesinden vazgeçseler.

(Entelektüel yazarlara konu önermek haddim değil. Keşke onların sayısı artsa, okunacak daha çok yazı görsek)

İftira ve hakaret çağımızın mikrobu değildir. İnsanın ayağa kalktığı binlerce yıl öncesinin mirasıdır. Bu mikrop, harcamakla bitmeyen, hatta harcandıkça çoğalan bir mirastır.

Semavi dinlere göre, insan balçıktan yaratılmıştır. Balçık, yapışkan ve koyu çamur demektir. Yaratıldığı ve sahip olduğu ilk malzemesi çamur olan insan, her çağda, her ortamda bu malzemesini bolca kullanmıştır. Mayası çamur olan insan kamil, olgun, erdemli değilse, sahip olduğu bu malzemesini hatırlar, fırsat buldukça her yere atmaya çalışır.

Böyle uzun bir yazıdan sonra sadede gelmek istiyorum:
“Bunca dedikodunun, söylentinin ve iftiranın dolaştığı bir kent için, üç aylarda vaaz ve sohbet için önerdiğim konu uygun değil midir? Kul hakkını hatırlatmaya öncelik tanınamaz mı?”

Yukarıdaki ayeti lütfen bir kez daha okuyun.

Ahmet Tek

Düzenleme : 10 Şubat 2020 13:45 Okunma : 9020