Karamandan.com

Karamandan.com

03 Nisan 2020 Cuma
Karaman’da Turist Olmak (1)
Karaman’ı bir turist gibi gezmeyi hiç denediniz mi? Müthiş bir duygu.
Kategori : Köşe Yazıları
28 Şubat 2020 12:26
 
Karaman’da Turist Olmak (1)

Karaman’ı bir turist gibi gezmeyi hiç denediniz mi? Müthiş bir duygu.

“Ben buranın yerlisiyim. Ne varmış gezecek?” demeyin. Görmediğiniz yerlere gidin, gördüğünüz yerleri bir kez daha gezin. Bir turist gibi... Meraklı, dikkatli ve her şeyi ilk kez gören bir çocuk gibi hayret ederek, gözünüz doyuncaya kadar bakarak gezin.

Ben Karaman’ı her mevsim seviyorum. Her mevsim bir başka yüzünü gösteriyor. Dört mevsimde dört ayrı yüzü oluyor. Bu kez kış turisti oldum. Kayak bilsem, kayak yapacak yer bile bulurdum. Öyle çok yer gezdim, öyle güzel yerler gördüm.

Her yer bembeyaz. Göz alabildiğine uzanan ova ışıl ışıl, lekesiz, parlak beyaz. Bozkırın kar manzarası farklı oluyor. Tek tük ağaçlar, dallarında sığırcık, karga, ara ara alıcı kuşlar. Ağılların etrafında koyun ve keçiler, kuzular, oğlaklar...

Bir yanda Karadağ bir yanda Hacıbaba, gözcü kesilmiş kış uykusundaki ovaya. Bozkırın iki yiğidi, iki koca dağ, bir yürek gibi atıyor. Karadağ, kara kehribardan gerdanlıksa, Hacıbaba mavinin en koyu tonundan nazar boncuğu. İki dağ, ikisi de seyirlik.

Karaman’ın kömür, is, atık ve çürük koku bileşiminden oluşan, tanımlayamadığım, her kış şehrin içine çöken kötü koku ve kirli havası, bu yıl da gelmemezlik etmemiş. İyi ev sahibini hangi misafir bırakır!

Kent merkezi kirliyse, dağlar, bayırlar, ovalar ne güne duruyor. Ben de turist olmaya karar verdim. Karaman’ın yakın çevresini gezeceğim.

İbrala Barajı

Karaman’ı turist gözüyle turlamaya Batı’dan başladık. Bu yazıda Doğu’dan bir yeri anlatmak istiyorum. Nedenini bilmiyorum. Önceliği Yeşildere aldı. Bu güzergahta yol arkadaşlarım, Ahmet Çelik, Mahmut Büyükyağcı ve Ümran Çetinkaya.

İlk gözlemim; Yeşildere coğrafyası barajla bir kat daha güzelleşmiş. Baraj, makyaj gibi sırıtık durmamış, doğayı bütünleyen, sanki daha önce bölgenin asıl sahibiymiş edasında.

Baraj, çevredeki ağaçlar büyüyünce ve nem oranının artması sonucu zenginleşecek bitki örtüsüyle bozkırın cennet parçası olmaya aday.

Dereler, çaylar coşmuş, baraja ulaşmak için acele eder halleri var. Şimdiden böyle keyifli akarsa, baharda savaklar bile suyla dolacaktır. Karlar eriyecek, bahar yağışları ile barajın suları yükselecektir.

Baraja bakarken, bereket görüyorum. Ülkenin alınterinin aktığı toprakların yeşerdiğini ve refaha erdiğini hayal ediyorum.

Anadolu, suyun kıymetli olduğunu yeni öğrendi. Vahşi sulama, dünya mirası olan milyonlarca yıllık yeraltı sularını içti, bitirdi. Bu yöntemin susuzluğa çare olmadığını geç anladık. Toprağın böyle doymayacağını da öğrendik. Zengin ülkeler fosil yakıt kaynaklarını yağmalarken, bizim çiftçimiz de Anadolu’nun fosil su depolarını tüketti.

Türkiye’nin dünyadaki su fakiri ülkeler arasında yer aldığını bilmeyen yöneticiler, su israfından haberleri bile olmadan dönemlerini kapatıp gittiler. Onlarla beraber Meke ve benzeri nice göller kurudu, toprakta tuzluluk oranı tehlikeli boyuta geldi.

Hala Türkiye’nin su yönünden zengin olduğuna inanan cahiller ordusu var ama sesleri artık eskisi gibi çıkmıyor.

Nihayet geç de olsa Türkiye su kaynaklarını değerlendirme, su israfını önleme konusunda adımlar atmaya başladı. Şehir içme suyu kuyusu açmakta zorlanan Karaman’ın bugün övünebileceği barajları var. Torosların eteğinden akarak, Akdeniz’e ulaşan ırmak, dere ve çayların buluştuğu Ermenek Barajı, Türkiye’nin en güzel manzarasına sahiptir.

Karaman’ın ilk barajı, 1988’de hizmete açılan Gödet Barajı’dır. Sonra sırasıyla Gezende (1994), Deliçay (2009), Ayrancı (2011), İbrala (2011), Ermenek (2011), Sarıveliler (2014), Akın (2015), Çukur (2016) ve Kazancı (2017) barajları yapılmıştır.

Barajların dışında Karaman’da Dokuzyol, Başyayla, Yukarıçağlar, Esentepe, Sarıvadi, Taşkale, Burhan, Yollarbaşı ve Göktepe göletleri vardır. (Doğasever olarak gölet yapımına karşıyım. Gölet yüzünden çay ve küçük derelerin kuruduğuna, buralardan su ihtiyacını karşılayan kuşların, arıların, binbir çeşit böcek ve çiçeğin ölümüne sebep olunduğuna inanırım. Göletlerin verimli olmadığına ilişkin yayınlar okudum.)

Karaman’dan 3-5 kilometre uzaklaştık, ifil ifil temiz hava. Ereğli yolu 25. kilometreden Taşkale tabelası asılı yerden sağa dönüyoruz. 10 dakika sonra barajın yanındayız. Baraj doğal eğimle oluşmuş. Taşkale tarafından gelen dereler ve Yeşildere civarında yoğunlaşan kaynak sularından besleniyor.

İbrala Barajı, Ermenek ve Gödet’ten sonra Karaman’ın üçüncü büyük barajı. 58 metre yüksekliğe ve 134 milyon metreküp su hacmine sahip. 45 bin dekar alanı sulamak üzere projelendirilmiş.

İbrala Barajı’nın asıl işlevi içme suyu. Yolun kenarından arıtma tesisleri gözüküyor. Barajdan Karaman kent merkezine yıllık 22.1 milyon metreküp su verilebilecek. Karaman’ın mevcut nüfus büyüme hızı dikkate alındığında, İbrala Barajı Karaman’ın içme suyu ihtiyacını 2045 yılına kadar karşılayacak.

Karaman’da en çok dikkatimi çeken şeylerden biri de arabaların bagajlarındaki büyük boy pet şişeler ve su bidonları. Hangi pınarın önünde mola vermişsek, onlarca şişe ve bidonla karşılaştık. Aracı olanlar içme suyunu kendi bildiği kaynaktan karşılıyor. Karaman’da içme suyu kalitesinin iyi olduğu bir dönemi hiç hatırlamıyorum. Hiç musluktan su içmiyorum. Lale yakınındaki pınar, benim en çok severek içtiğim sudur. Birçok yerden su tattım ama Lale suyuyla yarışacak denli lezzetli su içmedim.

Baraj henüz tam dolu değil. Bunu geçen yılki suyun kayalarda bıraktığı izden tahmin ediyoruz. Kısa mola veriyoruz. Yüzümü rüzgarın soğuğu ısırırken, içimde sıcak dalgalar esiyor. Tepelerde boy vermeye çalışan çam ağaçları. Başka tür ağaç varsa da ben görmedim. Bölge, meşenin vatanı diye biliyorum.

Ormancıların ve DSi’nin Türkiye’nin her yerine çam dikme gayretini (!) yıllardır anlayabilmiş değilim. Ekonomik yanı olduğu için tercih edildiğini düşünüyorum. Dikimi, bakımı ve üretimi kolay olmalı. Daha kötüsünü düşünmek istemiyorum.

Baraj havzası bir kuşak sonrası için yemyeşil olacaktır. Barajın çevresi bağ, bahçe. Her yer meyve ağacı. Buradaki bahçelerde bir süre sonra evler yükselecektir. Keşke şimdiden önlem alınsa, tek tip proje uygulansa veya kat yüksekliği ve zemin büyüklüğü sınırı belirlense. Sonra alınacak tedbir yarar sağlamaz. Ortaya çıkacak güzellik kamunundur. Oraya komşu olmak, orada mülk sahibi olmak, çirkinlik yaratmak için sebep olamaz.

Yeşildere: Ölüme Yatmış Köy

Baraj yönüne akan ırmakların eşliğinde, yer yer su basmış tarla ve bahçeleri seyrede seyrede Akköprü’ye geldik. Akköprü taşıt trafiğine kapatılmış. Yeni yolun yanında, kaldırım genişliğinde kalmış. Ak saçlı bir kraliçenin tacına benzettim. Köpürerek akan İbrala deresinin üstünde öylece duruyor. Baharla birlikte bakım yapılırsa, yüzyıllara direnen Akköprü, Yeşildere’nin giriş kapısı olarak hafızalara kazınır. İnşallah unutulmaz, yıkılmaya terk edilmez. Gerçekten amber renkte bir taçtır, o tarihi köprü.

Yeşildere’ye girdik. Deprem yaşamış gibi. Yeşildere’nin kendine özgü evleri maalesef birer birer çöküyor. İçine çökmüşünü de, duvarları ve damları patlayıp yıkılacak olanlarını da gördüm.

Bu evlere sahip çıkılsa diyeceğim ama Karaman merkezdeki evler aklıma gelince vazgeçiyorum. Merkezine bakamayan, çarşısı, pazarı döküntü binalar arasında kalmış bir kent, köyüne nasıl sahip çıksın?

Yıllar önce, Eskişehir’in en zengin ailesi, o dönemlerde sahip oldukları bankanın sosyal sorumluluk projesi olarak Sivrihisar’ın Oğlakçı beldesinin (Şimdilerde mahalle) Yeşildere’dekilerin benzeri olan evlerini, bayramlık elbise giydirir gibi yenilemişti. Oğlakçı, boz topraklarda, sade, temiz ve bakımlı bir Türkmen gelinine benzemişti.

1990’lı yılların sonuydu. Ankara’dan Afyon, İzmir veya Eskişehir’e gidenler karayolu güzergahında yer alan Oğlakçı’daki değişime bakmadan geçmezlerdi. Ahşaplar, kapı, pencere ne varsa; tek tip turkuaz mavi, duvarlar bembeyaz kireç badana yapılmış, çatılar aktarılmış, ahırlar, ağıllar bile elden geçirilmişti. Köy Hizmetleri yolları yapmış, arnavut taşlarıyla tanışan Oğlakçı, adeta estetik operasyonla güzelleştirilmişti. Fotoğraf meraklıları birkaç kare çekmeden geçmezlerdi. Şimdiki gibi cep telefonları yoktu, feys ve selfi henüz icat olmamıştı.

Örnek projeydi. Anadolu köylerinin arzulanan dokusu ve tarihi değeri Ankara- Eskişehir güzergahında adeta vitrine konmuştu. Oğlakçı öyle güzel ve öyle hayranlık uyandıran yerleşim yeri olmuştu.

Oğlakçı’nın altındaki vadinin yeşilliği, o bölgenin vahasıydı. O yoldan eskisi gibi sık geçmez oldum, vadiye de yıllardır gitmedim. Geçen sonbaharda İzmir Mordoğan’a giderken gördüm. Keşke bakmaz olaydım. Gördüklerim beni derinden yaraladı. Evlerin sıvaları kalkmış, 20 yıldır boya badana görmeyen ve bakım yapılmayan evler dökülmeye başlamış. Daha ötesini yazmaya elim varmıyor.

Hüzün kapladı içimi. Hadi Özkoray’ın güftesi, Ş. Ayhan Özışık’ın bestesi, Rast makamındaki “Saçların tarumar, gözlerinde nem” adlı düyek şarkıyı hatırladım:
“Bir eser kalmamış eski halinden
Yazık, geçmez akçe pula dönmüşşün
Hayal mi gerçek mi gördüğüm bilmem
Elden ele gezen güle dönmüşsün.”


Oğlakçı’nın da öyle, bir eser kalmamış eski halinden. Üstelik elden ele gezecek kadar gün görmedi. Boş evin ölümü erken olur. Evi yaşatan içindeki nefestir.

Yeşildere, Anadolu’nun dokusunu kaybetmiş binlerce köyünden biri olacak. Oysa, bir çözüm üretilse; usta eller çatıları, kapıları, pencereleri onarıp, dış cepheleri elden geçirse, film platosu gibi olur.

Görünen o ki, nüfus azalıyor, köyde hayat sürmek isteyenler ise beton ev özleminde. Şimdiden çok örneği var. Yeşildere, yeşilini ve deresini kaybetmez ama birkaç yıl içinde bugünkü Yeşildere de kalmayacak demek için keramet ehli olmaya gerek yok.

Duvarda Yunus Dizeleri

Yeşildere’den Taşkale’ye giderken daracık yolun sağında graffiti görünce gözlerime inanamadım. Arabayı park ettik. Duvarda Yunus Emre’den dizeler. Bir değil, birçok dize. Nasıl sevinmem, içim açıldı. Graffiti estetiği ve renkliliği yok ama olsun. Kimin aklına gelmişse, bin teşekkür. Küçücük bir duvar, birkaç metrelik zemin Yeşildere’nin ben’i olmuş. Yeşilcam’ın unutulmaz sanatçısı Belgin Doruk’un ben’inden daha güzel durmuş. Şehirleri ve köylerdeki bazı yapaylıklar, iğreti değilse, ben gibi göz alıcı olabiliyor. Yeşildere’nin duvardaki bakımsızlıktan dökülmeye başlayan Yunus Emre dizelerini çok beğendim. Bakım yapılsa, alan çiçeklendirilse, fotoğraf çekimi için dekor olur, ziyaretçiler için unutulmaz anılar arasında yer alır.

Dünyada Bir Örneği Yoktur

Yeşildere’de yol kenarında bir cami var. Kapısında adı yazılı: “Kilise Camisi.” Değil Türkiye’de, dünyada yoktur bu ismi taşıyan bir başka cami.

Kiliseden dönüştürülmüş çok camimiz var. En güzellerinden biri Fisandun Camisi’dir. Bir gün o güzel mekanı da yazarım inşallah. Ama Yeşildere, camiye yeni isim vermemiş, Kilise Camisi diyerek, noktayı koymuş.

Dünyanın hiçbir ülkesinde “Cami Kilisesi” adıyla bir ibadethane olacağını da sanmam. Türkiye renkler ülkesi, sürprizler ülkesi, ilginçlikler ülkesi.

Caminin tabelası bile Anadolu’nun açık sözlülüğüne, şeffaflığına örnektir. Hangi halk bu kadar sadedir, bu kadar yalındır, bu kadar gönlü geniştir. Her gün beş kez girip çıktığı ibadethanesinin kapısında bir başka dinin ibadethanesinin adı yazıyor ve bu durum kimseyi rahatsız etmiyor. Hoşgörüde bundan öte ne olabilir?

Maalesef caminin içini göremedim. Yunus Emre’nin dedesi Hacı İsmail’in türbesinin de bulunduğu tekkeyi, Selçuklu eseri hamamı, çevredeki tarihi kalıntıları ve doğal zenginliği gezip görmeyi bahara ve kısmetse nisan ayına bıraktık.

Bir gezgin olarak hepinize öneririm: Karaman’ı turist olarak gezin. Yine bir gezgin olarak gözlemim şudur:
Suyu bol ve ağacı çok olan yerler baharda gezilir. İster ilkbahar ister sonbahar olsun, fark etmez. Yeter ki bahar olsun. Ya çiçek kokularından başınız döner ya çeşit çeşit meyveleri tatmaya doyamazsınız. Bir bahar yeşiliyle kapıyı çalar, rengarenk çiçeklerini sunar. Bir bahar hazanla süzülür, bereketli ürünleriyle hürmet bekler.
Bir gezgin olarak ilk tavsiyem: Yolu, yol arkadaşları güzelleştirir. Gezinin keyifli olmasını istiyorsanız, yol arkadaşınızın size ayak uyduranını seçeceksiniz.

Yeşildere’den yine kar manzaraları eşliğinde Taşkale’ye gitmek için hareket ettik. Yeşildere’de gördüğümüz tek canlı, başı önünde, sigarasını tüttürerek bir evin kapısından sokağa adım atan bir kişi oldu. Yol boyunca selamlaştığımız ilk ve tek kişiydi.

Ahmet Tek

Okunma : 3877
Foto galeri
atsepete
guney sigorta
seç
maboto
EKSPERTİZ
Gündem haberleri
Genç yaşta hayata veda etti
01 Nisan 2020 Okunma: 105989 Yaşam
Yaş ortalaması 65'in üzerinde olan mahallede çıt çıkmıyor
01 Nisan 2020 Okunma: 24448 Gündem
KARAMAN'DA CORONA VAKA SAYISI KAÇ, BAKAN AÇIKLADI
01 Nisan 2020 Okunma: 17230 Gündem
Son dört günün en çok okunan haberlerini gösterir
Ayın en çok okunan haberleri için tıklayın