Karaman Şehri Yaygın Eğitim Kurumları | Karamandan.com - | Karaman Haber

Karaman Şehri Yaygın Eğitim Kurumları | Karamandan.com - | Karaman Haber

21 Ekim 2019 Pazartesi
Karaman Şehri Yaygın Eğitim Kurumları

Osmanlı Devleti’nde yaygın eğitim kurumları; her yaştan ve eğitim seviyesinden kişinin kendi isteği ile gidip eğitim aldığı kurumlar olup buralara devam mecburiyeti yoktu. Bunlar, günümüzde uygulanmaya çalışılan “Hayat Boyu Öğrenme” modelinin klasik dönemdeki bir versiyonu gibiydi. Bir nevi “Halk Eğitim Merkezi” işlevi gören bu kurumlar cami/mescit, tekke/zaviye, imarethane, kütüphane, muvakkithane ve türbeler adı altında ayrı başlıklar hâlinde incelenecektir.

CAMİLER

Cami, Arapça kökenli bir kelime olup “cem‛” kökünden gelmektedir. Bir araya getiren, toplayan manasına gelmektedir. Başlangıçta sadece cuma namazı kılınan büyük mescitler için kullanılan “el-mescidü’l-câmi” tamlamasının kısaltılmış halidir. Daha sonra içinde cuma namazı kılınan, cuma ve bayram namazlarında hatibin hutbe okuması için minber bulunan mabetler cami, sadece vakit namazlarının kılındığı yerler ise mescit olarak isimlendirilmiştir[1].

Eğitim-Öğretim Mekânı Olarak Cami ve Mescitler

Hz. Peygamber, tebliğe başladığı ilk dönemlerde Darülerkam’ı hem mescit hem de eğitim mekânı olarak kullanmıştır[2]. Hicretten sonra bir mescit inşa etmiş ve bu mabedin bir bölümünü “Suffe” adı verilen eğitim-öğretim işlerine ayırmıştır[3]. Böylece mescidin içinde gerçek manada İslam’ın ilk eğitim merkezi ortaya çıkmıştır[4]. Hz. Peygamber bir gün mescide girdiğinde cemaatin bir gurubunu dua ve zikirle, diğer bir kısmını ilimle meşgul olurken görüp, “…Ben muallim olarak gönderildim…” demiş[5], ilimle meşgul olanların yanına oturmuştur. Bu olay, İslam tarihinde ilk dönemlerden beri caminin eğitim ve öğretim alanındaki fonksiyonunu göstermesi bakımından önemlidir.

İslam’ın ilk asırlarından itibaren varolan ve gittikçe gelişerek bir medrese gibi de kullanılan camilerde; Kur’an, hadis, fıkıh, kelâm gibi o devrin temel ilimleri durumundaki dersler okutulmuştur[6]. Zamanla her yaştan insanın bu ilim halkalarına ilgisi artmış, hatta birçok cami ve mescitte birden fazla ders halkası oluşmuştur[7].

İslam’ın ilk önemli hukukçuları camide yetişip buralarda öğrencilerine ders vermişlerdir. Nitekim İmam Şafii, küçük yaşlarda camilerdeki ders halkalarına katılmış, daha sonra kendisi de buralarda ders okutmuştur[8]. Mektep gibi kullanılan camilerde kütüphaneler oluşturulmuş, eser sahiplerinin, kitaplarının nüshalarını camilere bağışlamaları da bir gelenek hâline gelmiştir[9].

Mabetlerin eğitim ve öğretim mahalli olarak kullanılması geleneği Selçuklulardan sonra Osmanlılarda da benimsenmiş ve bu durum XX. yüzyılın başlarına kadar devam etmiştir. Lârende’de inşa edilen sıbyan mektepleri de genellikle mahalle camisinin hemen yanında veya bizzat bünyesinde inşa edilmiştir. Lârende şehir merkezinde bulunan Arapzade[10], İbrikli[11], Mehmet Efendi[12], Seyit Şeyh Hacı Mehmet[13], Gözlüoğlu[14], Müftüzade Mehmet Efendi[15], Hacı Ali[16], Külhan[17]  mektepleri gibi eğitim kurumları buna örnek olarak gösterilebilir. Bu sayede öğrenciler camilerin imkânlarını rahatlıkla kullanabilmiştir. Bazı imamlar da bu mekteplerde bizzat muallim olarak görev almışlardır. Mesela Gözlüoğlu Mescidi imamı Hüseyin oğlu Seyit Ali aynı zamanda mektebin muallimisıbyanı idi. Seyit Ali’den sonra oğulları Seyit Hüseyin ve Seyit Ali de aynı mektepte 21 Rebiyülevvel 1222/29 Mayıs 1807 tarihinde muallimisıbyan olarak görev almışlardır (Bk. Ek- III)[18].

Camiler, sadece temel eğitimin verildiği yerler değil aynı zamanda daha üst eğitim kurumlarının bir ihtisas ve staj yeri idi. Mesela Lârende’de Hatip Mahallesi’nde bulunan Arapzade Camii’nin bünyesinde muallimhanenin dışında bir de daha üst eğitim kurumu olan darülhuffaz bulunmakta idi[19]. Arapzade Camii, bu yönü ile hem mahalle çocuklarının temel eğitim aldığı bir mektep, hem de daha üst eğitim kurumları olan darülhuffazlarda hafızlık yapmak isteyen medrese öğrencileri için bir eğitim kurumu işlevi görmekteydi. Ulemadan liyakatli kişiler bu darühuffaza beratla görevli olarak atanıyor, ücretleri ise caminin vakıf gelirlerinden karşılanıyordu.

Öğrenciler medreselerdeki hücrelerde ikamet eder, belli dersleri medresenin dershanesinde gördükten sonra genel dersleri de camilerde takip ederlerdi. Takrir şeklinde verilen bu dersler için bazı cami ve mescitlere “dersiâm” adıyla müderrisler tayin edilirdi[20]. Bunun örnekleri incelenen dönemde Lârende’de de görülmektedir. Mesela Karaman şehir merkezinde bulunan Nuh Paşa Camii eğitim hizmetlerinin yoğun olarak yapıldığı büyük ve merkezî mabetlerden biri idi. Bunun için camiye imam, hatip, vaiz, cüzhan gibi görevlilerin yanında medrese öğrencilerine ders veren müderrislerin atamaları da yapılmıştır. Bu müderrislerin bazılarında “dersiâm” unvanının da bulunduğu belgelerden anlaşılmaktadır. Nitekim Nuh Paşa Camii’nin Cemaziyelahir 1123/Temmuz-Ağustos 1771’deki müderrisi Mehmet Efendi, beratla “dersiâm” olarak hizmet veriyordu[21].

Müderrislerin camilerde görev alması sadece bir cami ile sınırlı kalmamış, zamanla yaygınlaşmıştır. Nitekim benzer uygulamalar Fasih Camii’nde de olmuştur. 1260/1844-1845 tarihinde Fasih Camii müderrisi, Hasan Efendi oğlu Mehmet Efendi idi[22]. Bu yönü ile Lârende’deki bazı camiler, hem medrese öğrencilerinin ders gördüğü bir örgün eğitim kurumu hem ahalinin yaygın eğitim aldığı bir okul işlevi görmekte idi.

Camilerin her türlü müessesenin kendisinden doğduğu merkezî bir pozisyonu bulunuyordu. Bu sebeple yeni kurumlar mabedin dışına çıksa bile yakınında olması esas kabul edilmiştir. Mesela Lârende/Karaman’da Abdülkadir Ağa, Tapucak Mahallesi’ndeki medresesini Arapzade Camii’nin hemen yanına inşa ettirmiştir[23]. Yine Lârendeli hayırseverlerden Seyit Mehmet Efendi, kendi adı ile yaptırdığı medresesini Külhan Mahallesi’ndeki Bostancı Camii’nin yanına yaptırmıştır[24]. Benzer şekilde yöre eşrafından Kırcalı Mustafa Efendi’nin Debbağhane yakınlarında yaptırdığı medrese, Hacı Hüseyin Mescidi ile yanyana idi[25].

Bazen müderrisler aynı zamanda imam olarak da atanmışlardır. Örneğin 28 Rebiyülahir 1231/28 Mart 1816’da Seyit Mehmet ve Seyit Abdülkerim Efendi/Keşlizade Medresesi’nin müderrisi olan Seyit Mustafa, medresenin mescidinde imam olarak da görev yapıyordu[26].

Camiler, ilk dönemlerden itibaren eğitimin vazgeçilmez ögesi olan kitapların bulunduğu kütüphaneleri de bünyelerinde barındırmışlardır. Kütüphaneler, camilerin bizzat bünyesinde bulunabileceği gibi müştemilatın içinde ayrı bir mekân da kütüphane hâline getirilebilirdi. Ulema ve medrese öğrencilerinin yanında halka da açık olan bu kütüphanelere zaman içinde kitap bağışları yapılmış, böylece kütüphanelerin kitap koleksiyonları zenginleşmiştir[27]. Lârende’de eğitimle ilgili olanların yanında halka da açık olan bir kütüphane bulunuyordu. Bu kütüphane, Dahhak Mahallesi’ndeki Zeynel Ağa/Ağa Camii ve Medresesi’nin de dâhil olduğu manzumenin içinde idi[28]. Kütüphane, konik kubbeli ve sekiz köşeli olup[29] vakfiyesine göre içinde 79 yazma eser bulunuyordu. Vâkıf Çavuşzade Zeynelabidin Ağa, 1179/1766’da kütüphanenin de dâhil olduğu müştemilatın ihtiyaçları için Lârende içinde ve dışında araziler, bağlar, dükkânlar, ambar, mengenehane, hamam ve değirmen hisseleri ile han gibi birçok gayrimenkul vakfetmiştir[30]. Pazartesi ve perşembe günleri açık olan kütüphaneye hafızıkütüpler atanmıştır[31].

  Lârende’deki bu kütüphane bazı belirgin özellikleri ile benzerlerinden ayrılmıştır. Bunlardan biri hafızıkütübün diğer vakıf görevlilerine göre daha fazla ücret alması, diğeri ise muteber eserlerin bulunduğu bu kütüphaneye hafızıkütüp olarak müderrislerin de atanmasıdır. Nitekim müderrislerden Seyit Mahmut, evahir-i Rebiyülahir 1226/15 Mayıs 1811’de yukarıda zikredilen kütüphaneye hafızıkütüp olarak tayin edilmiştir[32]. Dikkat çeken hususlardan biri de cami bünyesindeki görevlilerden birinin aynı zamanda cami ve kütüphanedeki kitapların tamirinden sorumlu olmasıdır[33]. Bu durum, aynı zamanda kütüphanenin aktif olarak kullanıldığına da işaret etmektedir.

Osmanlı toplumunda cami sabahtan akşama kadar açıktı. Buraya atanan görevliler vasıtası ile halka eğitim veriliyordu. Lârende şehir merkezinde bulunan camilere atanan dersiam, müderris, imam, hatip, vaiz, kurra, kürsü şeyhi, cüzhan, ve duagû gibi görevliler mabedin bir “halk eğitim merkezi” işlevi görmesini sağlamışlardır.

Doç. Dr. Hakkı Akman

 


[1] Ahmet Önkal-Nebi Bozkurt, “Cami”, DİA, VII, İstanbul 1993, s. 46.

[2] Şükrullah, Behcetü’t-Tevârîh, (haz. Hasan Almaz), İstanbul 2010, s. 216.

[3] Suffe’deki eğitim-öğretim faaliyetleri için bk. Mehmet Dağ-Hıfzurrahman Raşit Öymen, İslâm Eğitim Tarihi, Ankara 1974, s. 3-4; Mücteba Uğur, Hicri Birinci Asırda İslâm Toplumu, İstanbul 1980, s. 141-142; Mustafa Baktır, “Suffe”, DİA, XXXVII, İstanbul 2009, s. 469-470.

[4] Ziya Kazıcı, “Eğitim”, Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, XIV, İstanbul 1993, s. 77.

[5] İbn Mâce el-Kazvini, Sünen-i İbn-i Mâce, VI, (terc. Haydar Hatipoğlu), İstanbul 1982, s. 87.

[6] Johs Pedersen, “Mescid”, İA, VIII, İstanbul 1979, s. 48-49.                                   

[7] Mehmet İpşirli, “Dersiâm”, DİA, IX, İstanbul 1994, s. 185-186.

[8] Ahmet Önkal-Nebi Bozkurt, aynı madde, s. 50.

[9] W. Heffening, “Kütüphâne”, İA, VI, İstanbul 1955, s. 1126-1130.

[10] BOA, C. MF, Dosya no. 140, Gömlek no. 6973; C. MF, Dosya no. 121, Gömlek no. 6044.

[11] KARŞS, no. 289, s. 71; no. 295, s. 127; no. 305, s. 266; VAD, no. 563, s. 4; no. 569, s. 18; no. 1147, s. 259; no. 1154, s. 15.

[12] VAD, no. 569, s. 10; no. 1147, s. 256.

[13] VAD, no. 558, s. 173; no. 560, s. 149.

[14] VAD, no. 562, s. 17; no. 1155, s. 9.

[15] VAD, no. 569, s. 19; no. 1139, s. 205.

[16] VAD, no. 1131, s. 111.

[17] VAD, no. 563, s. 4.

[18] VAD, no. 562, s. 17.

[19] KARŞS, no. 286, s. 98; VAD, no. 1146, s. 9; no. 1147, s. 258, 261.

[20] İpşirli, aynı yer.

[21] VAD, no. 1131, s. 104. Camiye yapılan müderris atamaları XVIII. yüzyıl boyunca devam etmiştir. KARŞS, no. 285, s. 62; VAD, no. 562, s. 9; no. 563, s. 4-5; no. 1149, s. 3, 13.

[22] Karaman Temettüat Defteri, s. 490.

[23] BOA, AE. SSLM. III, Dosya no. 428, Gömlek no. 24480; BOA, C. MF, Dosya no. 121, Gömlek no. 6044.

[24] VAD, no. 561, s. 12; no. 563, s. 7.

[25] VAD, no. 560, s. 149; no. 563, s. 7; no. 569, s. 13.

[26] VAD, no. 561, s. 23; no. 569, s. 14.

[27] İsmail E. Erünsal, “Kütüphane”, DİA, XXVII, Ankara 2003, s. 26.

[28] VAD, no. 484, s. 458.

[29] Konyalı, aynı eser, s. 184; Gaffar Totaysalgır, Karaman (Lârende) Tarihi İncelemeler, Konya 1944, s. 68-69.

[30] VAD, no. 484, s. 458.

[31] BOA, C. MF, Dosya no. 130, Gömlek no. 6496; C. MF, Dosya no. 24, Gömlek no. 1186.

[32] BOA, Karaman Ahkâm Defteri, no. 27, s. 7.

[33] KARŞS, no. 297, s. 268.

Düzenleme : 01 Ekim 2019 16:11 Okunma : 1259