Kapkaraman | Karamandan.com - | Karaman Haber

Kapkaraman | Karamandan.com - | Karaman Haber

22 Kasım 2019 Cuma
Kapkaraman

Bu şehirde yaşayan zavallı, aciz, ölümlü insancıklar olarak; aynı caddelerde yürüyor, aynı çarşıdan pazardan alışveriş yapıyor, haftada bir veya bayramda bir de olsa aynı Cami'de saf tutuyor, aynı toplu taşıma araçlarına biniyor, aynı sokakta, mahallede oturuyoruz.

Fakat ne gariptirki birbirimizi sevmiyor, saygı duymuyoruz. Sadece insani ilişkiler adına birbirimize saygı duymamak şöyle dursun, artık bir diğerinin yaşama hakkı dahi umrumuzda değil, yaşama ve yaşatma hakkına dahi saygı duymuyoruz.

Öyle kibirli, öyle küstah hallerimiz var ki, aramızda bir anlaşmazlık, bir sorun  olan biriyle daha uygar, daha medeni çözüm yolları aramak yerine olayı husumete çevirip hasım bellediğimizi elimize geçen ilk fırsatta delik deşik etmeyi düşünüyor ve bunu yaparken de, ne vicdanımız, ne de elimiz titriyor.

Hele bir de bu kurban olarak seçtiğimiz kimse bizden daha zayıf, savunmasız, sahipsiz biriyse değme gitsin, adeta şiddetin, nefretin ve öfkenin tadını çıkarıyoruz ona saldırıp canını yakarken.

Öyle bir hale geldik ki, kavga eden, karşısındakine şiddet uygulayan birini görünce o kavgayı sonlandırmak için bir şeyler yapmak yerine utanmadan bu olayı cep telefonlarımıza kaydedip sosyal medyada üç beş beğeni almaya çalışarak günün adamı olmaya çalışıyoruz.

Geçtiğimiz günlerde sevgisiz, anlayışsız, kuralsız ve kanunsuz yaşamayı tercih eden bir genç, bir polisimiz ve bir vatandaşımızın da yaralandığı bir silahlı çatışma sonrası, polis tarafından derdest edilip ekip aracına bindirilirken: "Yaşımızın yetmediği yerde yaşantımız yeter!" diye bağırarak tercih ettiği yaşam şeklini net çizgilerle belirtiyordu.

Peki bu öfkenin, kin ve nefretin kaynağı neydi? Neydi bu topluma meydan okumanın sebebi, bilen var mı?

Daha birkaç yıl önce ulusal gazetelerde, televizyonlarda Toplum Bilimciler, Sosyologlar; "toplum bir cinnetin eşiğinde." diyerek bir durum değerlendirmesi yapıyorlar, gerekli tedbirler alınmaz da hayat şartlarında iyileştirmeler yapılmazsa önü alınamaz sıkıntıların çok yakında kapımızda olacağını üstüne basa basa belirtiyorlardı.

Ve o tahmin doğru çıktı, kaza geliyorum dedi. Şimdi Türk toplumu yediden yetmişe cinnet geçiriyor. Artık meydana gelen şiddet, cinayet, tecavüz, hırsızlık olaylarının önü alınamaz oldu. Bu tür olaylar biz insancıklar tarafından rutin gelişmeler olarak kabul edilmeye başlandı.

Meydana gelen bu nahoş olayların altında ekonomik, sosyolojik, psikolojik nedenler olsa da devlet yetkilileri bu sorunların sebeplerini ve çarelerini araştırıp bulacak yerde toplumda asayişi sağlamak için her yıl binlerce polis alımı yapmaya başladı. Peki bu çözüm müydü?

Birkaç ay evvel bir polis dostumla toplumdaki  suç oranının artışı konusunda sohbet ederken; "Abi, her şehrin mahkemesi işlenen suçlar aynı olsa da farklı farklı cezalar verir." demişti. O zaman farkına varmıştım aynı suçu işleyen ve farklı şehirlerde yaşayan iki suçlunun, birinin neden tutuklandığını, diğerinin savcılık ifadesi sonrası serbest kalmasının ardındaki nedeni.

Biliyor musunuz, Karaman'da 'suç işleme yaşına gelipte' cezaevine girmeyen gencin pek bir itibarı olmuyor arkadaşları arasında. Cezaevine girmek, henüz ergenliğe girmiş bir çocuk için bir övünç vesilesi olarak kabul ediliyor. Bakın bu bir tespittir. Bu tespiti bu şehrin yöneticileri ve asayişi ile ilgili kimseler 'bir zahmet' dikkate almalı, Diyaneti ile, Milli Eğitimi ile, İl Gençlik Müdürlüğü ile, STK'ları ile üzerine gitmeli ve bu gençleri yeniden kazanmanın yollarına bakılmalıdır.

Yaşadığımız şu hayata bir bakın, ne kadar aciz bir hale geldik. Hemen her gün bir cinayet, tecavüz, şiddet olayı gerek internet haber sitelerinde, gerek yazılı basında üçüncü sayfa haberi olarak karşımıza çıkıp dramatik halimizi yüzümüze vurmuyor mu?

Öyle bir duruma geldik ki karımızla, kızımızla, annemizle bir akşam gezmesinden dönerken bile, köşebaşlarında, parklarda ellerinde bira veya şarap şişeleriyle, yahut diğer uyuşturucu maddeleri alarak vakit öldüren, bağıra bağıra küfürlü cümleler kuran, gayesiz, idealsiz, öylesine bomboş bir şekilde yaşayan gençlerin yanlarından; "bulaşmasalar bari." diye düşünmeden geçemez olduk. Şehirde durum aynen böyle.

Peki neden bu hale döndü bu şehir, neden mafya özentisi çeteler okullara, sokaklara kadar indi, neden silahlı şiddet evlerinizin dibine kadar geldi?

Bir bakın yerel haber sitelerine veya gazetelere; tuhaf tuhaf, şekil şekil insanlar tavuk keser gibi adam kesiyorlar, birbirlerine kurşun yağdırıyorlar, taciz tecavüz aldı başını gitti. Cinnet geçirip evladını ya da babasını katledenler, mali sıkıntıları bahane edip ebeveynlerine zulmedenler, kumar masalarında tükenen hayatlar, namus kavramından kopmuş ama namus kelimesini dilinden düşürmeyen namussuzlar ve daha niceleri.

Uğruna nice canlar gitmiş şu topraklar üzerinde dört yanımız ateş çemberi ile sarılıyken, bizler birbirimizle gırtlak gırtlağa, kanlı bıçaklıyız.

Artık sadece bizim memleketimizde değil, ülkemizde suç, işleyenin yanına kar kalır bir hal aldı. 

Suçlu hakim karşısına çıkıyor, ifade veriyor, ya serbest kalıyor ya da cüzi bir ceza ile cezalandırıp cezası bitince başka suçlara yelken açıyor.

Ben çok hayret ediyorum, bir caninin birtakım sebeplerden dolayı ceza indirimi almasına ve merak ediyorum herkes gibi; bu işlenen suçlar o suçluyu savunan bir avukatın, o suçluya ceza belirleyen bir savcının, o cezayı veren hakimin en yakınlarına karşı işlenmiş olsa tepkileri ne şekilde olurdu! 

Evladı canice öldürülmüş veya tecavüz edilmiş bir yargı yetkilisi diğer suçlulara tanıdığı esnekliği kendi yakınlarına yapanlara da gösterebilir miydi? Yoksa geçtiğimiz günlerde herkesin dikatini çeken haberdeki gibi, oğulları suç makinası olan, annesi hakim, babası savcıyken, hakim olan annenin oğlunu savunmak için mesleğinden istifa edip avukatlığa başlaması gibi sıradışı bir yola mı başvururlardı! Bir ben değil, toplumun büyük çoğunluğu bu sorunun cevabını merak ediyor.

Suçluya gösterilen bu toleransla, var olan bir problemi krize dönüştürüp, toplumu verilen bu yanlış ve eksik kararlarla korku ve kargaşaya sürükleyerek, gelişmelere bu denli kaygısız kalmak hukuk camiasında nasıl mümkün olabiliyor?

İcralık olmuş bir fukara kendisinden icra yoluyla her ay tahsil edilen borcunu bir ay aksatınca mahkeme borçlunun 'tazyikle cezalandırılması' kararını verirken, birini yaralayan, öldüren, tecavüz eden kimseye nasıl cezada indirim yapabiliyor, dahası vicdanları bunu nasıl kabul ediyor anlamak mümkün değil.

Yargının adaletsiz kararları neticesinde adalete olan güvensizlik, toplumda kendi adaletini kendi sağlaması gibi bir düşünceyi/eylemi ortaya çıkardı.

Toplumu bu derece karanlığa ve çöküşe uğratan sebep sadece adaletin olmayışı da değildi. Adeta bilinçli olarak kaosa çanak tutan yazılı ve görsel basın yıllardan beri insanlara güçlü olmak ve sahip olabilmek için her şeyin mubah olduğunu onların bilinçaltına işledi.

Endüstriyel kapitalizm ve toplum mühendisleri her türlü silahlarıyla; dizileriyle, yarışmalarıyla, vaatleriyle, söylemi, hızı ve argümanlarıyla insanlarımızı ele geçirdi. Ruhsuz, aptal, bencil ve kaba bir hale getirdi insanlarımızı. Zevk ve incelikten, kibarlık ve anlayıştan yoksun hale getirip, erdemlerimizi yitirdiğimizi farkedecek bilinci bile elimizden aldı. Şimdi yok oluyoruz bir kargaşanın içinde.

Evet bizler, toplum olarak birçok erdemi yitirdik. Vefa duygumuz tükendi, farkında olmak gibi bir idraki kaybettik, birlik olma şuurunu, Ümmet olma samimiyetimizi bitirdik, teşekkür etmeyi, gülümseyerek selam vermeyi, sorunların çözümü için farklı yollardan çaba harcamayı medenilik vasfından çıkardık, elimizde olanın kıymetini bilmektense hak etmediğimiz şeyin peşinde koştuk, dil ve kalp arasındaki bağı kopardık, ne kalp ile inandıklarımızı, ne dil ile tasdik ettiklerimizi yaşadık, kendi kendimizi şükretmekten aciz bıraktık ve böylecetuhaf yaratıklara dönüştük.

Artık cezaevleri insanları terbiye etmiyor, aksine suçluya yeni süçlar işlemesi için bir okul ve ilerisi için bir paye kazandırıyor, hem cezalar suçlunun pişmanlığı için yeterli olmuyor, hem de uygulamada birçok yanlışlık var.

Mafya lideri 'Çakıcı Affı'nın mecliste görüşüldüğü şu günlerde, bir zaman 'idam, idam denilerek bir çözüm yolu önerilmiş olsa da, ne verilen bu kibar hapis cezaları, ne idam, suçun önlenmesi için yeterli olmuyor, olamaz da! 

Neden? Nedeni basit, başta da belirtiğim gibi, toplum cinnet geçiriyor. Cinnet geçiren birinin sorunu akıl sağlığının ve psikolojisinin bozuk olmasından ileri gelir.

Bu nedenle bu psikolojisi bozuk, şiddet takıntılı suçlular için cezaevleri aynı zamanda bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesi gibi çalışmalı ve onları tedavi edilmesi sağlanmalı.

Nasıl bir insan psikolojik nedenlerle kimseye zarar vermeden sadece kendi hayatına son vermek için intihar etmeye kalkıştığında kanunen iki hafta bir akıl hastanesinde zorunlu olarak tedavi altına alınıyorsa, bireylere ve topluma karşı suç işleyenler de tedavi altına alınmalıdır.

Yoksa haber yorumlarına daha çok uzun süre; "memleket Teksas'a döndü!" diye yazmaya devam ederiz.

Hayra doğru İnşaallah...

Salih Cengiz...

Okunma : 1298