Kandilde mesaj atılmaz alınır | Karamandan.com - | Karaman Haber

Kandilde mesaj atılmaz alınır | Karamandan.com - | Karaman Haber

20 Ağustos 2019 Salı
Kandilde mesaj atılmaz alınır

Can çekişen değerleri hatırlamak için buradayız bugün!...

“Bir çorba düşünün, tuzsuz olur mu? / Bir güzel düşünün, nazsız olur mu? / Kültür özsüz, insan sözsüz olur mu? / Has sözümü aşk yâdına bağladım” dedi, Üstad Bahaeddin KARAKOÇ

“Bugün kandil mi” dedi, hazır mesajlarını hazırlamamış olan. “Hazır mesajlarımın olduğu klasördeki tarihe bakıyım” dedi, hafızası telefonunda olan.

Cep telefonları hayatımızı kolaylaştırırken, muhaberat imkânımızı geliştirirken, sabahları yaramazlık yapıp ertele dememize rağmen en haklı davasından vazgeçmeyip bizi uyandırırken, fotoğraf ve selfi çekinmemizi sağlarken, sanal âlemde uçsuz bucaksız yerlere seyahat ettirirken, dünyayı avucumuzun içinde olduğunu zannettirirken ve bu hâl ile bizleri inanılmaz derecede hissizleştiren o makine… Bu hissiyatsızlaşma durumu içinde şarjımız bitince sanki o yerden öteye gidemeyecek ve orada mahsur kalacak gibiyiz. Bu durumun farkında olan teknoloji firmaları ise bizlere güvende olduğumuzu hissettirmek için telefonları şarj eden ve cebe sığabilen boyutu olan nükleer santraller ürettiler. 

İnsanlar öyle bir hale gelmiş ki; arama motorları kapansa hafızaları gidiyor, telefonları elinden alınsa vücutlarına inme iniyor… Cep telefonları hayatımızı kolaylaştırmak için değil de, daha iyi hizmetkâr olmamız, daha iyi yönetilmemiz, daha iyi yönlendirilmemiz, olumsuz ortak fikirlere daha çok sahip çıkmamız ve hep aynı uyuşukluğumuzun üzerimizde olması için çıkarılmış ve yeni modelleri çıkarılmaya devam ediliyor sanki. Bu durumdan dolayı ise ateşli çemberden atlayan aslanlar gibiyiz.

Değerli gün ve gecelerde atılan SMS’ler, bildirimler, durumlar ve her türlü paylaşımlar ile kolayı yaşarken asıl yaşanması gerekenleri öteliyoruz.

Bilgisayarda yazı yazarken kelimeyi yanlış yazdığımızda makine bizi uyarır ve ‘boşluk’ tuşuna bastığımızda hatalı yazılan kelimeyi kendisi düzeltir. Bazı kelimeleri yanlış yazdığımızda ise o yanlış kelime dilin içinde vardır ve makine bizi uyaramaz. Mesela ‘toplum’ yazacağımıza ‘toplam’ yazmak gibi… Doğru yapmış gibi görünürken yanlış yapıyoruz! Peki, bu yanlışı kim görecek, kim fark edecek, kim düzeltecek…

“Yanlış yapmamak, doğruyu yapmak değildir” dedi, İbrahim TENEKECİ abimiz.

Sloganik sözler, derinlik hissi veren sığ mesajlar, mübarek mekânların resim çıkartmaları, hat sanatlı dijital görüntülerin desteğiyle gönderilen paylaşımlar; manadan çok, sıfır ile bir arasındaki formata sıkıştırılmış birer resim dosyasıdır. 

“İnsan çiğ etten ibaret bir patavatsızlıktır çoğu zaman. Bıktım kalbine gelenleri gizleyip de ağzına gelenleri söyleyenlerden. Her insanın zaman zaman gerçeğe toslamaya da ihtiyacı vardır. Her yer tüketilip atılmış kelimelerle dolu… Milyarlarca kelime dolaşıyor atmosferin içinde… Belki hayatı tehdit eden en büyük kirlilik bu! Anlamın kıyameti kopmuş da geriye anlamsızlığın çok sesli işgali başlamış gibi” dedi, Gökhan ÖZCAN abimiz.

İnerken merdiven basamağı bitmesine rağmen bir basamak daha varmış gibi adım attığımızda nasıl tökezleriz? Bir de böyle düşünün…

“Klişe dua makbul değil. Kabuk ve ezber daima özün mahiyetinde tehlike. Bu yüzden dua hep aynı kalmamalı. Daima yeni olmalı. Yeni idrakle, yeni hisle, yeni psikolojiyle. Yalvararak ve yüksek olmayan bir sesle. Ve her defasında yeniden hissederek. Ve kelâm olmanın ötesinde. Hâl içre. Söyle. Kalbinin üzerinden geçiyorken her şey. Sen kalbinin altında kal ve hecele. Çünkü dua ve aşk ‘bir daha’ değildir. Hep yenidendir. Yeniden. Yani ilk kez. İlk kez olmasa da ilk kez gibi. İlk kez görüyormuş gibi. Yeni, yepyeni biliyormuş, biliyormuş ve oluyormuş gibi” dedi, Nazan BEKİROĞLU.

“Zaman geçmiyor” dedi, sıradaki kandil gecesi için tüm dilbilgisi kurallarını kuşanarak kendini hazır etmiş mesaj kalıbı. “O gün gelecek ama biz nasıl gideceğiz” dedi, radyasyon fobisi olan caps.

Mübarek gecelerde gökyüzünden bir rahmet yağacakken, hava tertemiz kokacakken, dualar serbestçe mekân mekân, kalp kalp, ruh ruh dolaşacakken; ortalığı kaplayan cep telefonu sinyalleri yüzünden bu huşu bozuluyor, gökyüzü işgal ediliyor ve kul hakkına giriliyor. 

“Ölmeden önce ölenlerle, hayat süren leşler bir olmaz” dedi, Üstad Mehmet Şevket Eygi. Sağlık durumu iyiymiş, Allah şifa versin.

Bir de şöyle düşünün! Şifresi unutulmuş bir kasa ne hisseder?

İnananlar kabirde yüzleri tek yöne baktığı gibi dünyada da tek yöne baksaydı niyetleri ve amelleri; kandil geceleri öğlen vakti gibi apaydınlık olurdu!

Kandilde bol bol mesaj atanlar da var! 

Kandilde asıl mesajı alanlar da var!

Şadan Sezgin

Okunma : 1852
Foto galeri