Kanadı Kırık | Karamandan.com - | Karaman Haber

Kanadı Kırık | Karamandan.com - | Karaman Haber

23 Mart 2019 Cumartesi
Kanadı Kırık

“Kanadı kırık kuş merhamet ister” dedi, Üstad Sezai KARAKOÇ.

Samimiyet… İnsanın mihenk taşıdır! Ve bu taş zor zamanlarda gerçeği gösterir. Allah; dostun da düşmanın da samimi olanını nasip etsin bizlere. 

“Ömer İbn Hattab ile Amr İbn Hişam arasında yapılacak bir kıyaslama meselemize ışık tutabilir. Peygamber Efendimiz, ikisinden birinin iman etmesi, müslim olması için dua etmişti. Ömer İbn Hattab imana gelip Hazreti Ömer oldu. Amr İbn Hişam küfürde kalıp Ebu Cehil diye anıldı. Peki, farkı neydi bu iki şahsın? İslam tarihini dikkatle inceleyince bu sorunun cevabını buldum. Bu iki insan aynı şeye inanıyorlardı ama ahlakları farklıydı. Mesela, Hazreti Ömer puta taparken de samimi idi. Ebu Cehil ise, kibri ve çıkarı sebebiyle karşı cephede yer alıyordu. Kendi dininin bile samimi dindarı değildi” dedi, Ömer SEVİNÇGÜL abimiz. 

Göz önünde olan insanların, kalabalıklara hitap etme imkânı olan insanların ve sözüne itibar edilen insanların normal zamanlarda yaptıkları görülürken, zor zamanlarda ise yapmadıkları görülür. Ali Osman AYDIN’ın dediği gibi: “15 Temmuzda külliye; albealarla kuşatılmışken 16 Temmuzda audilerle kuşatılmıştı”. 

Samimiyetsiz düşmanların şerriyle, samimiyetsiz dostların ihanetiyle daha ağır yaşadık 28 Şubat sürecini. 28 Şubat sürecinde ezilen insanlar yanlarında telefon rehberini gözaltına alınma ihtimaline karşı taşımazlardı. -O zaman cep telefonu yaygın değildi ve herkeste yoktu.- Rehberdeki mevcut isimlerin muhtemel suçlu olarak fişlenmemesi için. 15 Temmuz hadisesinden sonra ise birçok insan; nöbet meydanlarında attığı her adımı sanal ortamlarda paylaşarak bir şeyler sandırmaya çalıştı. Başkalarını düşünen insanlar gitti egosuna tapan insanlar türedi. Samimiyetsiz paylaşımlar ile samimiyet gölgede bırakıldı. Çok günahı var bu sanal âlemin… 

İnananların bir bedenin uzvu gibi olduğunu söyleyen Son Nebi’nin bu şerefli sözünü hatırlayıp; bu kelamı hayata geçirmek için yola koyulan insanların önünü kesmek için batı tarafından ordunun, medyanın, siyasetin ve ekonominin içindeki hainler vasıtasıyla ve samimi olmayan dostların ferasetsiz hareketleri sonucunda bir süreç yaşandı yirmi iki sene evvel. 

Toplumlar arasında kargaşanın oluşturulduğu, düşüncelerin kutuplaştırıldığı, kadınların giyim kuşam yönünden sınıflandırıldığı cahili bir dönem yaşadık.

28 Şubat sürecinin en hızlı olduğu dönemin yazında ailemle beraber askeriyede personel olan akrabamızın yanına ziyaret için gitmiştik; kompartımanlı posta treni ile. O yolculuğumuz yaklaşık 900 km olup; tam yirmi dört saat sürmüştü.

Gittiğimiz şehrin istasyonunda bizi karşılayan akrabamızın otomobiline binip ikametgâhına doğru giderken; sokakları ve caddeleri kirli, belediye hizmetleri zayıf, halkı fakir bir şehirle karşılaştık. Tabi ki askeri lojmanda kalan akrabamızın görev yerinin nizamiye kapısına gelene kadar. Nizamiye kapısından içeriye girdiğimizde ise bambaşka bir dünya karşıladı bizi, bir anda ortam değişti. Her yer pırıl pırıl, insanlar zengin, imkânlar geniş, çocuklar ise alabildiğinde şımarık… 

Bu alana ilk girdiğimizde ise sarı ve lacivert renklere boyanmış, alanın en yüksek yapısı olan lojman binası dikkatimizi çekti. Akrabamıza rengin niye böyle tercih edildiğini sorduğumuzda bize şöyle cevap verdi: “Önceki komutan Galatasaray taraftarı olduğu için binanı rengi sarı kırmızıydı, yeni gelen komutan ise Fenerbahçe taraftarı olunca binanın rengini değiştirtti”. 

En ilkel trenle tam gün yolculuktan sonra halkın sefil halini gözlemleyerek ulaştığımız bu alanda hayat güllük gülistanlıktı. İçeriye girdiğimizde ise her yer yeşillik, yollar tertemiz, parklar, oyun alanları, spor salonları, yüzme havuzları, halı sahalar, basket potaları, tenis kortları… Her şey rütbelilere ve bunların ailelerinin emrine amade kılınmış. Sadece bunlar mı? Vatani görevini yapmak için gelen erler de amade kılınmış bunlara. Evinin duvarına bir çivi çakmak için bile bir telefonla asker çağırıyorlar meskenlerine, işlerini hallettiriyorlar. Çeşmemi bozuldu! Askerler içinde mesleği tesisatçı olan biri vardır. Elektrik mi bozuldu! Hiç sorun değil! Vatani görevinde lojman sakinlerinin özel işlerini yapan erimize mi acırsın, o erin lojmana gelene kadar yaktığı yakıta mı acırsın. Askerlerin o halini görünce bu yerdeki hizmetin vatan görevi olmayıp, rütbelilerin ve ailelerin ego tatmini için devlet kesesinden barınma ve üç öğün yemek karşılığında bedavaya yakın maliyeti olan ucuz iş gücü olduklarını anladım. 

Halk ile asker arasında böyle uçurumu gördükten sonra bir daha uçurum görmem demiştim ama yanılmışım; akşam olup bizi gazinoya götürdüklerinde. Gazino “U” şeklinde. U şeklinde alanın uzun kenarı ile kısa kenar arasındaki köşede orkestra var ve o iki kenar subaylara ait. Orkestrayı görmeyen diğer uzun kenar ise astsubaylara ait. Meğer sadece halk ile ordu arasında uçurum yokmuş, ordu mensupları arasında da uçurumlar varmış… 

Bir sabah dışarı çıktığımda lojman sakinlerinin çocukları patenlerini almış çok düzgün asfaltı olan yolda yarış yaptıklarını gördüm. Oturduğum yerden bunları seyrederken her seferinde aynı kişinin birinci geldiğini fark ettim. Yanımdaki akrabama bu durumu sorduğumda “akıcılığı en iyi paten onda, o da bunun avantajını kullanıyor” dedi. Ayrıca albay’ın çocuğuymuş! Ben de “en iyi paten generalin çocuğunda olması gerekmez mi” diye sorunca. Gülerek cevap verdi: “Generallerin bu yaşta çocuğu yok!” “Aslında albayların da bu yaşta çocuğu yok ama o doksan artı birde geldi” dedi gülerek ve şöyle devam etti futbol terimi üzerinden yaptığı iğrenç esprisini düzeltmek için: “91 doğumlu yani”.

Öğlen sıcağında süpermarkete dondurma almak için gittiğimde ne göreyim; cebimdeki harçlığa göre multi zenginmişim, haberim yokmuş. Her şey piyasa fiyatının çok çok altında… Neredeyse zararına satış… O an anladım ki askeri personelin maaşı 5 liraysa alım güçleri en az 10 lira. Sadece malların mı? Berberlik, terzilik gibi hizmetlerin bedeli de çok düşük. Zaten o hizmetleri de veren Mehmetçik olunca maliyet de düşük oluyor. Maliyet ise belirttiğim gibi barınma ve üç öğün yemek… Er maaşını ise söylemeye gerek yok!

Bıyıklı babam ve örfi şekilde başörtülü annem bu askeri alana girerken sorun çıkmamıştı. Lakin birkaç gün sonra yaklaşık bir-iki saatlik mesafede bulunan başka bir askeri tesise bizi gezmeye götürdüklerinde hem bıyığa hem de örfi başörtüye müsaade etmeyerek bizleri içeri almadılar, bizler de geri döndük. Aslında ne bıyığın ne de kâkülleri görünen örfi başörtünün din ve irtica ile bir alakası yoktu! Ama niyetler belli, yollar ise çeşitli… 

Halkın; fakirliğini, sahip olduğu imkânların ilkelliğini, yaşam şartlarının zorluğunu, imkânlarının kısıtlılığını görüp askerlerin ise bu müreffeh hayatına şahit olunca içimden haykırdım: “Derdiniz neydi!”

Eve döndükten sonra ise beni derin düşünceler sardı. Ara ara dalıp gidiyordum bu düşünceler yüzünden. 

Eylül ayı geldi ve okulumuz açıldı. Dersimize ilk girdiği gün yaptığımız sohbet ile dört yıllık öğretmen olduğunu öğrendiğimiz hanımefendi hocamızla tanıştık. Birkaç gün sonra son dersin çıkış zili çaldığında biz okulun dış kapısının önünde arkadaşlarla sohbete dalıp biraz oyalandık. Tabi o hocamız ise içeride başörtüsünü takmış mantosunu giyinmiş ve evine gitmek için okuldan çıkınca ben tanır gibi oldum. “Bu hoca o mu” dedim. Bizden bir dönem eski öğrenciler: “Evet bu hoca, o hoca” dediler ve şöyle devam ettiler: “Onun kanadı kırık. Geçen sene ailesiyle birlikte trafik kazası geçirdi, eşi ve çocuğu öldü. Kendisi ise bu halde yapayalnız kaldı”. 

Yaz tatili gözümün önünden geçti, ailesini kaybetmiş bu hocamın halini gördüm ve kendi kendime şöyle mırıldandım: “İnsanlar ne yaşıyor, onlar ne yaşatıyor…” 

Allah bu millete bir daha öyle günler yaşatmasın, toplumumuzun içindeki ikiliği ve samimiyetsizliği bitirsin. 

Halkımızdan ve medyamızdan ise isteğim; kadınlarımızı artık başı örtülü, başı açık diye sınıflandırıp bu şekilde tarif etmesinler. Hepsi kadındır, hepsi insandır… Ya da birkaç günlüğüne başı kapalı kadınlar Arabistan’a, başı açık kadınlar da Fransa’ya gitsin. Erkek erkeğe kalalım ülkemiz de! Belki biraz kafa dinleriz.


 

Okunma : 996