Kabuk Bağlamayan Yara Doğu Türkistan | Karamandan.com - | Karaman Haber

Kabuk Bağlamayan Yara Doğu Türkistan | Karamandan.com - | Karaman Haber

21 Ağustos 2019 Çarşamba
Kabuk Bağlamayan Yara Doğu Türkistan

“Şu vadiler ki bağrında, nice ölüler vardır; / İsa adına koşan ‘düşmen-i İsa’ vardır… / Binlerce âdem ki bayrakları Muhammed’dir, / /Muhammed’i unutan Muhammedi’ler vardır…” diye mırıldandı ‘Haçlı Seferleri’ kitabını yazmak için coğrafyayı adımlayan Üstad İhsan Süreyya SIRMA.

Osmanlı sarayı yıkılınca geriye sadece ‘has oda’ kaldı. Has oda da Anadolu coğrafyasına kurulan Türkiye’dir. Geri kalan Osmanlı coğrafyasındaki ülkeler ise bu sarayın yıkılmış duvarlarından toplanan taşlarla inşa edilen gecekondulardır. Düzensiz ve temelsiz şekilde kurulan bu yapılar hem bölgenin asayişini bozuyor hem de yasa dışı örgütlerin oluşmasını, yuvalanmasını ve beslenmesini sağlayarak ayakta kalan has odaya tehdit oluyorlar. 

Edirne’nin müdafaası Saraybosna’dan başlar, Erzurum’un müdafaası Grozni’den başlar, Konya’nın müdafaası Kudüs’ten başlar, Mardin’in müdafaası Bağdat’tan başlar, Van’ın müdafaası Türkistan’dan başlar ve İstanbul’un müdafaası Mekke’den başlar! 

İHH İnsani Yardım Vakfının daveti üzerine Karaman’da Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği Genel Sekreteri Abdulahad ABDURRAHMAN misafir olarak geldi. Öğleden sonra üniversitede, akşam ise Hatuniye Medresesinde dinleyicilere ülkesinde vuku bulan hadiseleri anlattı.

Konuşmasına “İkinci Endülüs vakası ile karşı karşıyayız” cümlesiyle başlamasıyla birlikte bir anda eski hikâyeleri hatırladım. Sanki kaset geriye sarıldı… Moğolların atlarının toynakları altında ezildim. Haçlı Seferlerinde azgın lejyonların kılıç darbesiyle yaralandım, İstanbul’un Fethinden kısa bir süre sonra çöken batı cephemiz Endülüs’ün kütüphanelerinden alınıp nehirlere atılan kitaplardan çıkan mürekkebin kokusunu aldım. Daha dün boğazlarımıza saldıran emperyalist donanmaların zırhlılarından atılan topların sesini duydum. 

“Eğer amacımız şahsiyetimizi kazanmak, Müslüman hüviyetimizin değerine kavuşmak ise bu yolla bir kurtuluşun kurtuluş olduğuna inanıyorsak iki yüzyıl boyunca yapmaya çalıştığımızın dışında bir şeyler yapmamız kaçınılmaz. Eğer şimdiye kadar başımıza gelenler bize bir şey öğretmediyse, bundan sonra bildiklerimiz hiç işe yarayamayacaktır” dedi, Üstad İsmet ÖZEL.

Rus, Hollanda hatta İsveç’in bile saldırısına maruz kalmış bir bölge Doğu Türkistan! Şimdi de Çin işgali altında. Bu işgal altında yaşayan Doğu Türkistan halkının yaşadığı sıkıntıları dinledikten sonra sizlere de kısa kısa anlatmaya çalışalım.

İki yüz bin kişilik ordularıyla ilk geldiklerinde baskı yapmadı Çinliler ve komünizmi tebliğ ettiler. Bu sistemin güzelliklerini, herkese eşit yaklaştığını, kimsenin hakkının yenmediğini anlattılar. Kısa bir süre sonra ise gerçek yüzlerini gösterdiler. 

Önce alfabe değişikliği yaptılar. Sonrada sırasıyla yerleşim yerlerinin isimlerini ve İslam kültüründen gelen şahıs isimlerini değiştirip Çinceye çevirdiler.

Okuyan, yazan, düşünen münevver sınıfı yok ettiler. Topluma kanaat önderi olacak kişileri zindanlarda çürüttüler. 

Okuma yazma bitip halk cahilleşince soy ağaçları kayboldu, eski kültürümüzle ilişkimiz kesildi, insanlar neseplerini bilemez hale geldi. “Ben; dedemin babasını bilmiyorum” dedi. 

Köyümüzde okuma yazma bilen iki kişi vardı. Onlardan biri de benim babamdı. Okuma yazmayı bana babam öğretti; toprağa çizdiği harflerle. İslam’ı hatırlatan her şey yok edildi. Kitaplar toplandı, camiler yıkıldı, medreseler yakıldı. Saklayabildiğimiz kitapları ormanlarda, ağaç kovuklarında sakladık. Aldığımız habere göre yirmi kilometre ötedeki bir köyde ‘Kuran-ı Kerim’ varmış. Bir gün babamla yaya olarak o köye gittik ve ben ilk hatmimi saklanan o kitap sayesinde indim.

Evlerde kitap bulundurmak yasak, tahsil almamız yasak! Bundan dolayı yeraltına açtığımız odalar ile mektebimizi ayakta tutuyorduk. Tabi elektrik yok, mum yok. Yokluk içinde yaşarken yok bile yoktu. Işık sorununu ise tuğlayı oyup ilkel bir kandil yaparak hallettik. Yemeklik yağ ve bir iple sağlanan ışıkla sekiz talebe bir hoca eşliğinde ilim öğrenmeye çalıştık.

Bölgede Çin nüfusunu artırmak için bizim doğumlarımızı kontrol ettiler. İkiden fazla çocuk yapmak yasaktı. Üçüncü çocuk olduğunda para cezası, dördüncü de ise baba hapse atılıyordu. Daha sonra kürtaj yöntemi ile cinayetlerine yeni boyut eklediler. Kürtaja alınan kadının karnından cerrah unvanlı kasabın eli girecek kadar yer kesiliyor ve elindeki makasla çocuk parça parça ediliyordu. Bu durumu gören kadınlarımız dağlara, ormanlara çekiliyor ve orada doğum yapıp geliyorlardı.

Halkı sabah ezanından önce hakaretlerle uyandırıp meydana topluyorlar, sonra da tarlaya götürüp çalıştırıyorlar. Dev kazanlardan pişen yemekler ile karnımızı doyurup evlerimize giderken de bizlere kap veriyorlar. Evlerimizde defi hacetimizi bunlara yapmamız için. Sonra ki gün bu pislikler görevlilerce toplanıp bir yere istifleniyor daha sonrada üstü toprakla kapatılıyordu. Sonra kuruyan bu pislikler yine halk tarafından çuvallara konulup tarlalara çekiliyordu. Herkes eşit sayıda çekecekti. Çünkü orada da kadın ve erkek eşitti.
 
Duman tüttürme yasağı vardı evlerde. Evinin bacasından duman tüten biri olduğu zaman meydana çıkarıp, üryan vaziyete getirip dövüyorlardı. Bu yasaktan dolayı donarak ölen insanlar oldu. Biz de evimizde donmamak için kat kat giyiniyorduk yine bir tarafımız üşüyordu.

Mahremiyetimiz ayaklar altına alındı. Devlet memuru olan Çinliler (bunlar erkek olurdu) evlerimizde bizimle beraber yaşarlardı. Bu memurların üç dört aya bir nöbet değişimi olurdu. Ayrıca bölgemize yerleştirilen Çinli erkekler görüp beğendiği Türkistanlı kızla evlenme hakkına sahipti. Bu talebe karşı gelmek ise devlete karşı gelmekti ve bedeli ağırdı.

Doğu Türkistan yer altı zenginliği olan bölgedir. Zaten dünya petrol savaşında Çin’i pek göremiyorsunuz. Bunun sebebi Doğu Türkistan’dır. Orada çıkan petrol Çin’e yetiyor. 

Çin’in zayıf karnı ekonomidir. Çin yönetimi bunu bildiği için bu hususa çok dikkat ediyor. Ekonomisi bitti mi Çin de biter. Şuna emin olun; batı dünyası Türkiye’ye ekonomik yönden saldırdığı gibi bunlara da saldırsın ortada Çin kalmaz. 

Türkiye başta olmak üzere 26 ülkeye ise Doğu Türkistan halkının gidişi yasak! Bu ülkeler arasında Hac ibadetini yerine getireceği Suudi Arabistan da dahil.

Yıllar önce dağ yollarından kaçak şekilde ülkemize gelip yerleşmiş ve esnaflık yapan Doğu Türkistanlı arkadaşım oradaki olayları yıllar önce bize anlatırken şunu demişti: “Rus’un, Sırbın, Yahudi’nin zulmüne kurban olun! Çin zulmü başka bir şey!”

Geçen gün de Cezayir’de ikamet eden arkadaşım ile görüştüm o da şöyle dedi: “Fransızlar çok pislik millet! Burada yapmadıkları pislik kalmamış. Cezayir’de Arapça bilmeyen ihtiyarlarımız var. Zamanında çok zulüm yapmışlar, çok kan dökmüşler. İngilizler gibi değil bu Fransızlar. İngilizler en azından istediklerini aldığı sürece zarar vermiyorlar.”

Çinliler ise Fransızlardan da betermiş. En azından ailelerin içine memur yerleştirip mahremiyeti yok etmemişler. 

Geldiğimiz nokta zalimin zulmünü sınıflandırmaktan çıkarıp mazlumun güçlenmesini ve adaleti tesis etmesini sağlamak olmalı bundan sonra.

“Peki, biz ne yapabiliriz” diye soracak olursanız dedi konuşmacı ve sözüne şöyle devam etti: “Türkiye’ye gelen ve mülteci vasfı olmayan 25 bin tane Doğu Türkistanlı insan var. Bunlara barınma mekânı sağlayıp, yasal çalışma hakkı imkânını kazandırıp iş bulmalarına yardımcı olabilirsiniz. Hiç biri elinizden gelmiyorsa iki rekât namaz kılıp dua edebilirsiniz”.

Değinmediğim birçok zulümleri anlattıktan sonra ise konuşmasını şöyle tamamladı Abdulahad ABDURRAHMAN: “Aman ülkenize sahip çıkın! Aman devletinizin kıymetini bilin! Devletsiz insan dünyada yok hükmündedir…”

“Anasız babasız yaşanır amma…” dedi ve uzun uzun düşünerek kapalı tuttuğu gözlerinden akan birkaç damla yaşla birlikte söyle devam etti bilge ihtiyar: “Vatansız yaşanmıyor!”

Şadan Sezgin

Düzenleme : 27 Nisan 2019 15:43 Okunma : 1748