İslami Saygı Duruşu | Karamandan.com - | Karaman Haber

İslami Saygı Duruşu | Karamandan.com - | Karaman Haber

25 Nisan 2019 Perşembe
İslami Saygı Duruşu

Kırılsın tüm aynalar… 
Asıl görevini yapmıyor bu aynalar… 
Sadece, herkesin gördüğünü gösteriyor bu aynalar…

“Aynalar türlü türlüdür. Yüzünü görmek isteyen cam’a bakar, özünü görmek isteyen can’a bakar” dedi, Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri.

İnsanlık hastalıklı bir ruh halindedir. Hangi inanca sahip olsa da, hangi ideolojiyi içinde besleyip büyütse de insanlar; bu hastalıklı halinden kurtulamıyorlar. 

Yaşım daha 18 idi… Tüm gün çalışıp yorgunluktan bitap düşmem sonucu akşam namazımı kaçırdığım için acımasızca bana kızan patronumun bu fırçası beni hiç incitmemişti, gençlik cehaletimin zirvesinde olmama rağmen; aksine çok sevindirmişti. Üstelik usta bir ressamın tuvale büyük bir hünerle vurduğu fırça darbeleri gibi gelmişti ruhuma. Kendimi çok da şanslı hissetmiştim. Bizleri Allah için uyaranlar var diye. Lakin birkaç gün sonra kendisiyle sıkı pazarlık yapan müşterinin dört top malını teslim edip montajı tamamlamamızın akabinde; kendimizden kaynaklı ölçüm hatasından dolayı büronun ihtiyacı olan malın üç top olduğunu artan bir top malı ise geri getirip, mal bedelinin fazla alındığını belirttiğimizde: “Seslenmeyin! Zaten çok sıkı pazarlık yapmıştı!” deyip akşam namazını kaçırdığım için kızan patronumun bu tavrı beni derin derin düşünmeye sevk etmişti. Hadis-i Şeriflerden namazın dinin direği olduğunu öğretenler; o direğin basacağı sağlam zeminli temelin ne olduğunu öğrenmemişlerdi ya da menfaatleri o yöndeydi. Sözü ve vefası olmayan Müslümanların; tebliği de, mücadelesi de, mücahidliği de İslam’a zarardan başka bir şey değildir.  

“Ahlâk öğrenilmiş bir mecburiyettir. Bu ise sosyal ahlâktır. İç ahlâk ise; en görünmez olduğu anda bile insanın kendine biçtiği coğrafyanın sınırlarıdır” dedi, Platon. Bu minvalde de şöyle dedi, Kant: “Görünmezde neysem gerçekte de o benim”.

Resulullah temalı programlar; fetih temalı şölenler, zafer nidalı kutlamalar… Genel ifadeler, genel sloganlar ve malum tarihi başarılar ile bazı muhabbetler “Can Muhammed! Gül Muhammed!” demekten ve askeri bazı zaferler kahramanlık hikâyeleri anlatmaktan öteye geçmiyor. Hakikat ile büyümeyen nesiller menkıbelerin gölgeleri altında gölge gibi büyüyorlar. Işığın açısına göre bir anda büyüyüp bir anda küçülebiliyorlar. Bir anda da yok olabiliyorlar…

Nasip ile marifeti birbirine karıştırıyoruz ve hangisine odaklanmamız gerektiğini anlayamıyoruz. İstanbul’un fethi marifet değildir! O bir nasiptir. Marifet ise; fetih bilinci ve fetih için gösterilen azimdir. Fetih için gerekli kadroyu kurmak, ilme önem verip gerekli icatları üretmektir. Biz ancak sebepleri işleyerek marifetli olmakla yükümlüyüz. Sonuç ise Allah’tandır. Ancak; O nasip eder. 

“İçi boş sloganlarla kendimize karşı güvenlik alanları oluşturuyoruz. Kendimiz dışında her yere kem gözlerle bakıp, eleştirinin zehirli oklarını yeryüzüne gönderiyoruz. Ateşler yakıyor ve kendimizi dışında tutuyoruz. Bize dokunmayan yılanlar besliyoruz. Kendimizi sorgulamadığımız savaşlar kışkırtıyoruz” dedi, Gökhan ÖZCAN abimiz.

İhtiyacımız kahramanlık hikâyeleri değil kahramanlıktır… Kimdir bu kahramanlar?

“Bireyleri sürü içinde sıradan bir kuzu haline getirmek isteyenlerin, görünen ya da görünmeyen tüm baskılarına direnen… Kalbinin, vicdanının ve inancının sesinden başka sese kulak asmayan… Etrafını kuşatan olumsuzluklara rağmen doğru yoldan kıl payı ayrılmayan… Başka yollarda kendisine el eden dünya nimetlerine asla dönüp bakmayan… Önüne konan veya çıkan tüm engelleri aşmaya azmeden… Kınayıcının kınamasından çekinmeyen… Canını değil ömrünü veren… Ve inandıklarını yaşayandır, bu zamanın kahramanı” dedi, Üstad Ömer SEVİNÇGÜL. 

“Meyve değil tohum, kabuk değil çekirdek, ceset değil ruh önemli” dedi, Üstad Mustafa Kutlu. 

Peki, bizler Resulullah’ı nasıl tanıyor ve nasıl tanıtıyoruz!

O’nu sev, O’na güven, O’nun yolundan ayrılma, O’nu özle, O’nu say… derken; genel ifadeler ile özel bir anlamı, derin bir manayı yakalayabilir miyiz? Yakalasak bile elimizde tutabilir miyiz?

Genel ifadeleri zikrettikten sonra O’nun ticaret ahlâkını, O’nun devlet ahlâkını, O’nun aile ahlâkını, O’nun komşuluk ahlâkını, O’nun savaş ahlâkını, O’nun siyaset ahlâkını, O’nun sosyal hayat ile ilgili tüm ahlâkını anlıyor muyuz? Bu konuda O’nu taklit etmeye çalışıyor muyuz? O’nu en iyi şekilde temsil ettiğimizi düşünüyor muyuz? İnsanlar bizden emin mi? Komşularımız bize güveniyor mu? Sözümüz ile özümüz bir mi? Dünyevi menfaat ile aramız nasıl? Nefsimizin hoşuna giden şeyler bizi teslim alıyor mu? 

Boş laflar havaya salındığında, hava boşluğu ne hisseder? Bir de böyle düşünün…

Evinde aile reisi olan, hükümet binasında devlet adamı olan, cephede komutan olan, cephe gerisinde yaraları saran şefkat olan, dul ve yetimleri kollayan bir Nebi’yi sloganlarla nasıl anlatabiliriz?

“Güneşi sağ omzuma, ayı da sol omzuma koysanız davamdan dönmem” diyen Nebi’nin dünya makamını elinin tersiyle nasıl da ittiğini neden anlamıyoruz!

Savaştan sonra esirlere “on Müslümana okuma yazma öğreten serbest kalacaktır” diyen Nebi’nin ilmi nasıl önemsediğini neden anlamıyoruz!

Yetimlerin başını okşayan Resulullah’ın gösterdiği şefkati neden anlamıyoruz!

Caminin içine idrarını yapan bedeviye hoşgörü göstererek; Resulullah’ın o kişinin kalbinin İslam’a nasıl ısındırdığını neden anlamıyoruz!

Kızı Fatıma ve damadı Hz. Ali vasıtasıyla süren şerefli soyunu; “soyadımı sürdürecek” şeklindeki günümüzün cahili düşüncesini yere nasıl serdiğini neden anlamıyoruz!

Doğan kız çocukların hiçbir değeri yokken, O’nun; kız çocuklarını yücelterek genel kanaati, genel doğruları nasıl da yerle bir ettiğini neden anlamıyoruz!

Uhud savaşında amcası Hz. Hamza’yı kaybetmenin, Taif’te ise mübarek bedeninin taşlanması sonucu gösterdiği sabrı neden anlamıyoruz!

Bedir Meydanında kıtalden önce Resulullah’ın ettiği duanın hikmetini neden anlamıyoruz!

“Göz kendini bile göremez. Bakınca kendini görebileceğin bir nazargâh bul” dedi, Gökhan ÖZCAN abimiz. 

Peki, Resulullah bizim için ne kadar nazargâh? Ya da Resulullah’a baktığımızda kendimizi ne kadar görüyoruz?

Cuma namazı cemaatine değil bayram namazı cemaatine ihtiyacımız var. Ezan okunmadan, çağrı yapılmadan, davet edilmeden gelecek ve geleceği zamanı öğrenmek için araştırma yapacak kişilere.

Gözyaşlarıyla yıkanmayanı hamam suyu temizlemez.

Not: Bir inşaatın kalitesi yağmur ve kar yağdığında belli olur. Onun için yağışlı havalarda girdiği sınavı geçememiş hiçbir bina iyi değildir. Sunrooflu arabalar için de aynısını diyebilirim. Hatta dedim…

31 Mart yerel seçimlerinden bir gün evvel yeni açılan ve Ahmet Yesevi hazretlerinin adının verildiği kabristanın yanındaki cam kubbeli camiye gittim; öğlen vaktinden sonra. Beni karşılayan sıcakkanlı cami görevlisi -genelde bunlar sıcakkanlı olmazlar ve çocuklara kızmak için bin türlü bahane bulurlar- güzelliği göstermek için caminin avizelerini yaktı. Galiba Sultan Ahmet camisini ziyarete gelen Japon turistler gibi tepki vereceğimi zannetti. Sonra yanıma gelen görevliye gördüğüm bazı sıkıntıları onun ağzından duymak için sordum ‘caminin bir eksiği var mı’ diye. O da bu soruyu bekliyormuş gibi benim de gördüklerimi sıralayıverdi: “Kubbe akıyor, oluk sistemi yok, avlu eğimi ayarlanamadığı için yağmur suları binaya doğru geliyor, altyapı sorunlu ve helalarda akıntı var, şadırvanda askılık yeri planlanmamış bundan dolayı portmanto ile idare ediliyor…” 

Şadırvandaki en olumlu yan ise musluklar ile oturakların insan vücuduna göre ayarlanmış olmasıydı. Bazı camilerde bu iki unsur öyle ayarsız oluyor ki abdest almak için akrobat olmak gerekiyor.

Şehrimizdeki yeni caminin en iyi yanı ise son durakla yan yana olmasıdır.

Caminin avlusundaki bankta oturup ezanı bekleyen ihtiyarların kabristana derin derin bakışı ise çok manidardı. Tam bir ibretlik an…

Çok güzel camiler yapıyoruz, betona çimentoya çok para harcıyoruz ama insan yetiştirmeye o azmi ve o fedakârlığı hâlâ gösteremiyoruz. Yeni nesillerin durumu da ortada eski nesillerin de durumu ortada!

Son uyarı! 

Kubbedeki sorun hâlâ giderilmemişse yağışlı havalarda bu camiye giderken yedek çorap ve yedek pantolon alın yanınıza. O gün camiye gittiğimde bu iki tekstil ürününe çok ihtiyacım oldu. Malum nisan ayındayız ve kırkikindi yağmurları dönemi.

Şadan Sezgin

Düzenleme : 16 Nisan 2019 09:40 Okunma : 1133
Foto galeri