İşittin Ama Anladın mı? | Karamandan.com - | Karaman Haber

İşittin Ama Anladın mı? | Karamandan.com - | Karaman Haber

22 Ekim 2019 Salı
İşittin Ama Anladın mı?

Rakamları bilmeyen hesap yapamaz. Sayıları bilmeyen matematikten anlamaz. Matematik kelimesinin kökeni eski Yunancada ‘matesis’ dir ve ‘Ben bilirim’ anlamındadır. Matematik, ‘bilim, bilgi ve öğrenme’ anlamına gelen ‘mathema’ kelimesinden türemiştir. Sayı ile ilgili olan her şey matematiğe dahildir ama matematik yalnızca sayı bilimi değildir.

Herhangi bir şeyin birey için değer ifade etmesi, kişinin o şey hakkında bilgisinin olmasıyla mümkündür. 

Sayılar ve dört işlemden oluşan matematiğin en basit hali, önce zihnimizde kavram olarak yer alır. Sonra hayatın içinde, uygulama ile anlamlı ve kullanışlı hale gelir. Rakamların dünyasının gerçeği budur.  Ya sözcüklerin dünyası? Konuşmak için sözcüklere ihtiyaç duyarız. Sözcükler sayesinde iletişim kurar, kendimizi ifade eder, muhatabımızı anlamaya çalışırız. Kulağında sorunu olmayan herkes, işitir. Kendisine söylenen her söze kulak kesilebilir.

Ancak işitileni anlamak farklıdır. Kişinin kendini ifade etmesi sözcük dağarcığıyla doğru orantılıdır. Kişinin işittiğini anlama kapasitesi de sözcük varlığıyla ortaya çıkar.

Mevlana’nın, “Sen ne söylersen söyle, söylediğin, karşındakinin anladığı kadardır.” sözünü duymayanımız çok azdır. Yine Mevlana’nın, “Okyanus ne kadar büyük olursa olsun, insan yalnızca kabı kadar su alabilir.” deyişi de, yukarıdaki cümlenin farklı tarzda söylenmiş şeklidir.

Türkiye’nin kitap okumada, okuduğunu anlamakta çok geri kaldığı bir gerçek. Uluslararası Eğitim Değerlendirme Testi (PISA) sonuçlarına göre, Türkiye, okuduğunu anlama becerisinde Avrupa Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ülkeleri arasında Meksika ile sonunculuğu paylaştı. Bu araştırma sonucunda, Türkiye’de her iki öğrenciden birinin okuduğunu anlamadığı (kendi dilinde, yani Türkçe cümleleri) ortaya çıktı. PISA’da, okuma becerilerinde düşük performans, bir metindeki ana fikrin anlaşılmasında zorluk çekildiği anlamını taşımaktadır. Türkiye’nin PISA’ya alternatif olarak yaptırdığı ABİDE araştırmasında,  okuduğunu anlama konusunda, Türkçe testinde öğrencilerin yüzde 66.1’i orta ve altında, yüzde 33.9’u ise orta ve üstünde yanıtlar verdi.

Görülüyor ki, Türkiye’de öğrencilerin (dolayısıyla ülkenin geleceğinin) en büyük sorunu, kendi anadilinde okuduğunu anlayamamaktır. Okuduğunu anlayamayan bu kesimin Türkçe yazma sorununun daha büyük olduğu aşikardır. Okuduğunu anlayamayan, neyi, nasıl yazabilsin? Araştırmalar daha çok okuma üzerinden yapılıyor. Peki, işittiğimizi duyabiliyor muyuz? İşittiğimizi anlayabiliyor muyuz? Bu konuda bir araştırma yapılsa, çıkacak sonucun hepimizi utandıracağını söylemek abartılı olmaz. Ekranlarda en çok izlenen programların içeriğine, programa katılan davetlilerin konuşmalarına, habercilerin her türlü sunumlarındaki sözcük dağarcığına dikkat edilirse, asıl sorunun sözel iletişimde olduğunu görürüz. Sosyal medya yazma ve okuduğunu anlama becerisindeki düzeysizliği en net gösteren mecradır.
Dini ve siyasi konular başta olmak üzere, her alanda işittiklerimiz bir kulağımızdan girip diğerinden çıkmaktadır. Bu, konuşulanları anlamamanın sonucudur.

Anlamak, bilgiyi damıtmaktır, mukayese etmektir, değerlendirmektir. Beynin bir noktasında işleme tabi tutmaktır. Sözcükler de rakamlar gibidir. Önce zihinde yer alırlar. Kişinin, bir başkasının söylediğini doğru anlama ve empati kurma becerisi, sahip olduğu sözcüklerin sayısına, bu sözcüklerin gerçek ve mecaz anlamlarını bilmesi ile mümkündür.

Sözcük dağarcığı, insanın gerçek servetidir. ‘Güzel Türkçemiz’, ‘Ne güzel dilimiz var’ diyerek, şişinmek ve övünmek beyhude çabadır. Getirisi yoktur. Böyle yazanların  cümleleri bile çok kez Türkçe yazım kurallarından yoksundur. Dilin güzelliği, önce o dilin sözcüklerine sahip olmakla, o dili düzgün konuşmakla, o dili kurallarına göre yazmakla sağlanır. ‘Hem kekeme hem geveze’ ifadesi, Türkçeyi kullanmaktaki yetersizliğinden haberdar olmayan kişiler için bir benzetmedir. Üç sözcükten uzun cümleyi anlayamayan kişilerin oluşturduğu toplum, demokrasiden de uzak kalır, teknolojik gelişmişlikten de... Değerli insan,  usta şair ve yazar Dr. Kamil Uğurlu’nun, gecikmeli olarak bugünlerde okuduğum ‘Karaman Şehrengizi - Karaman’a Hasretliğim’ adlı kitabında belirttiği şu cümlelerini aklımızdan çıkarmayalım: “Dilini iyi konuşan, kendini iyi ifade eder. Kendini ifade edebilen insan, değerlerini sunabilir. Ve diğerlerinden farklı olur.” Ünlü bilim insanı Einstein’a “Dünyayı kurtarmak görevi sizde olsa ve yalnızca bir saatinizin olduğunu söyleseler ne yapardınız?” diye sormuşlar. Cevabı, “55 dakikayı sorunun ne olduğunu anlamaya harcar, kalan 5 dakikayı ise çözüm için kullanırdım” demiş. Anlamaya çalışmak, her konuda daima ilk adımdır.

Anlamak ise ayrıcalıktır.
Hz. Muhammed’in duasıdır:
“Allahım bana eşyanın hakikatini göster.”

NOTLAR:
1- Sayı: Rakamlarla yazılmış her şey.
2- Rakam: Sayıları yazmaya yarayan semboller.
(Sayılar sonsuzdur, rakamlar sonludur. Her sayı bir rakam değildir. Her rakam bir sayıdır.)

Düzenleme : 04 Ekim 2019 11:09 Okunma : 1305
Foto galeri