Karamandan.com

Karamandan.com

22 Ekim 2019 Salı
İhtiyarın Zamanı
Bir bahaneyle planlandı, yaşanacak o gün.
Kategori : Köşe Yazıları
16 Haziran 2019 16:24
 
İhtiyarın Zamanı

Bir bahaneyle planlandı, yaşanacak o gün...

Modern hayat, ekmek kavgası, çekirdek aile ve büyüyen şehirler derken; evlatlarını evlendirip kendi hayatlarına yönelmesini sağlayan ana ve babaların bir bahanesi…

Şehrin veya yurdun dört bir yanına dağılan evlatlara ve torunlara duyulan hasreti gidermenin belki de başka bir yolu…

Nevzat TARHAN’ın tabiriyle; sevgiyi temsil eden annenin ve güveni temsil eden babanın yanında olamamanın hasreti...

Biten komşuluk ilişkisinin, insanların birbirine ikramda bulunmanın tekrar hayata geçirilmesi ve “hediyeleşin, çünkü hediye, dostluğu artırır, kini, düşmanlığı giderir” diyen Efendimizin (sav) öğüdünü canlandırmanın bir niyeti…

Emekli maaşı ile mütevazı bahçeli evinde hanımı ile kalan ömrünü yaşamaya çalışan Ali Dedenin Bardas Un Değirmeni'nden aldığı bir çuval unla başladı her şey.

Bu kadar unun evinin ihtiyacına çok fazla olduğunu düşünen Ayşe Ninenin gözleri parladı ve hemen evinin koridorunda bulunan çevirmeli tuş mekanizması olan telefonunun başına gitti. Cep telefonu numaralarının çok uzun olmasından dolayı hafızasına güvenemediğinden hemen telefonun yanında bulunan rehberi eline aldı ve ilk sayfayı açıverdi. Zira çocukların numarası ilk sayfada kayıtlıydı. Bu sıra isme göre değil yaşa göreydi. Diğer numaralar da her harfin ayrıldığı sayfalarda kayıtlıydı. 

Kızlarını ve gelinlerini tek tek arayan Ayşe Nine hepsine matbu hale gelen şu davette bulundu: “Evladım! Babanız eve bir çuval un almış. Uzun zamandır beraber oturamıyorduk. Hafta sonu okul da yok. Sabahtan gelin de mayalı ekmek yapalım. Ben de ıspanak, peynir ve patatesten iç hazırlayacağım. Akşam da oğlanlar gelince onlara da saç böreği yaparız. Yanına da ayran hazırlar, karpuz, kavun keser ve üzüm koyarız”.

Bütün evlatlarına haberi salan Ayşe Ninenin o andan itibaren gözlerine ne uyku girer oldu ne de günler geçer oldu. İhtiyarlıktan dolayı zaten yavaş geçen zaman evlatlarına ve torunlarına kavuşmanın heyecanıyla daha da yavaşlamıştı. Sanki dünyadaki bütün saatlerin pili sökülmüştü, dünyanın kendi ekseni etrafında dönüşü durmuştu.

Hislerde geçmeyen lakin sayısal ölçüleri değişmeyen zaman geçmişti ve mayalı ekmeklerin yapılacağı günün ilk ışıkları Ayşe Ninenin evine doğmadan gönlüne doğmuştu. 

Sabah ezanlarıyla hayata başlayan Ayşe Nine; evinin arka bahçesinde bulunan çok amaçlı kullanılan köhne yapıdan ekmeği pişirmede kullandığı kavisli sacını duvardaki asılı yerinden aldı. -Çok amaçlı kullanılan bu köhne yapı… Hani bir tarafı kömürlük, bir tarafı depo bir tarafı da aşene olan ve çatısında da hurda otomobil lastiklerinin eksik olmadığı o yapı…- Sacın altındaki ateşi yakmak ve zamanla ömrü geçecek olan ateşi beslemek içinse kömürlükte yıllarca beklemiş olan ağaç dalları ‘u’ şeklindeki ocağın yanına istiflendi. Un, tuz, tereyağı, küflü peynir, pul biber hazır edilip hem ekmekler pişirildi hem de sabah kahvaltısı yapıldı ocağın başında; közde demlenen çay eşliğinde. 

Ayşe teyzenin bahçesindeki kalabalığı ve şenliği gören komşular ise hemen ocağın başına geldiler. Tabi gelirken de elleri boş değildi. Kimisi kahvaltıda yemek için iç getirdi, kimisi memleketine has ve Ayşe teyzenin büyük kızının sevdiği yiyeceği getirdi, kimisi de Ayşe teyzenin torunlarına çikolata bisküvi getirdi. 

Mayalı ekmek yapımı, kahvaltı ve komşularla uzun muhabbetin ardından akşam ezanının habercisi olan batmaya başlayan güneş yavaş yavaş kaybolurken evdeki kızlara yeni bir görev düştü; kocalarının da gelmesiyle birlikte…  

Bu sefer de sac böreği için hamur yoğruldu, bezeler tutuldu, ıspanak, peynir ve patatesten içler hazırlandı… Kalabalık nüfustan dolayı yoğurtlar ekmek kovasının içinde ezilip ayranlar hazır edildi. Bol tereyağlı böreğin yanında yenmesi için kesilen karpuz ve kavunların olduğu tabaklar ise buzdolabına sığmadı. Bunun çözümü ise kolaydı… Buzdolabına konan bu dilimlenmiş karpuz ve kavunları büyükler yiyecek buzdolabına konmayanları da çocuklar. Çünkü soğuk yerlerse hastalanırlar. Üzümde ise böyle bir durum yoktu.

Ali Dede de akşam namazını camide kılıp evine döndüğünde sofralar kurulup; evlatlar, gelinler, damatlar ve torunlarla birlikte muhabbet içinde yemeklerini yiyip karınlarını doyurdular. 

Herkes afiyetle yemeğini yiyip karnını doyururken; Ali Dede ile Ayşe Nine torunlarının iştahla yemek yiyişini izlemekten bir tane sac böreğinin yarısını ya yediler ya yemediler. 

Evlatlar ve torunlar karnını sac börekleri ile doyururken, Ali Dede ile Ayşe Nine karnını evlatlarını izleyerek doyurdu. 

Her geçen gün gibi, her geçen güzellik gibi; güzel olan bu zaman dilimi de geçiverdi hıphızlı şekilde. 

Gece vakti olunca evlerine dönen evlatlarını uğurlayan bu iki ihtiyar yine baş başa kaldı ve çöp kutusunun üstünde duran boşalmış un çuvalına derin derin baktı! Hatırlanmaya değecek bir şey yaşadıkları ve yaşattıkları için…

“Zaman gençlerden daha çalışkandı, durmak bilmiyordu. Nefessiz kalan evler her yıl biraz daha çöküyordu oldukları yerde. Oldukları yerde her gün biraz daha çöken yaşlılar gibi…” dedi, Ahmet TEZCAN.

Zaman o gün bu iki ihtiyara su gibi geçmişti. Sonraki günler ise zaman intikamını alıyordu sanki bu ihtiyarlardan; bir türlü geçmeyerek.
 

Şadan Sezgin

Okunma : 1493
seç
guney sigorta
EKSPERTİZ
maboto
Gündem haberleri
Elması para etmeyen çiftçinin türkülü isyanı
18 Ekim 2019 Okunma: 10772 Magazin
Komşuları tarafından ölü olarak bulundu
20 Ekim 2019 Okunma: 9217 Asayiş
SON DAKİKA: BABA OĞULU AYAKLARINDAN VURDULAR
20 Ekim 2019 Okunma: 8714 Asayiş
Son dört günün en çok okunan haberlerini gösterir
Ayın en çok okunan haberleri için tıklayın