Hunili Türkiye… | Karamandan.com - Karaman Haber

Hunili Türkiye… | Karamandan.com - Karaman Haber

03 Nisan 2020 Cuma
Hunili Türkiye…

Delirdik!!!

Her zaman elimden geldiği kadar, toplumsal yozlaşmayı, sosyal hayattaki değişimi, kültürel kodlarda ki tutum ve davranışların istikametini yazar çizerim. Değişen bir şey var mı? Yok!

Ben dahil toplumun tümü aynı durumda ve artarak devam ediyor.

Toplumsal infialleri izleyerek yaşamımızı idame ettirmeye çalışıyoruz. Bu olumsuz infialler o kadar büyüdü ki, kifayetsiz muhterislik öylesine kronikleşti ki hissizleşmeye başladık. Nasıl ve kime kızacağımıza, kime tepki koyacağımızı bile bilmiyoruz!

Bilinmezliğin girdabında dönüp duruyoruz. Allah hakkımızda hayırlısını versin...

Ben insanlığı ve toplumu akan bir nehire benzetirim. Akan nehir hep çağlar. Temiz, duru ve berraktır. Bu nehirden biraz su alır kapalı bir havuza alırsanız, su durağanlaşır, kokuşur, yosunlaşır, akıcılığı kalmaz, suluktan çıkar. Balçık ve kokuşmuş bir çamur kalır. Aynı bu durumdayız!

Halbuki kolektif bir yaşamla akan bu nehirde tüm fikir ve beyin sahibi yaşam türleri ortaklaşa ürettikleri bu ülkeyi ağırlıklı olarak "böyle gelmiş böyle gider" derdinde ve dönüştürme gayretinde de değiliz!

Her şeyi sümenaltı yapma eğiliminde olan fikirden ortaya çıkan yaşam kokuşur. Unutmayın!

Aktif degiliz, olayları kotarabilen, analitik düşünüp şartları dahilinde en iyiden yana tavır takınarak yaşamak varken kolaycılığı seçiyoruz. Ezberci, gerçekçiliği tükenmiş yöntemlerle çözüm alternatiflerini göremeyen, tepkisiz bir toplum oluverdik.

Bu hissizleşme boyutu o kadar derinleşiyor ki farkındayız lakin ne hikmetse tepki koymayacak kadar psikolojik olarak kronik bir hal aldı. Psikiyatr vaka durumunda "huni" ile gezer olduk!

Delirdik!

Aşırı ihtirasin başarısızlıkla sonuçlanacağını, ihtirassız insanların mutlu oldukları ve fakat mutsuzlukla biten sonlarını bilmeliyiz. 

Karıncanın, bal ve şeker içinde öldüğünü, solucanın fil olma derdi, kedinin aslan olma derdi gibi anlamsız hırs ve ihtiras kapan oldu ve "huni" ile dolaşan yığınlar oluverdik.

Delirdik! 

Bugün biraz internette dolaşırken Seda Sayan'ı ülkenin en iyi sanatçısı, sanata dair ülkeye verdiği katkı, toplum önderi vs gibi bir yazı okudum. Aklım karıştı.

Binlerce yorum yapılmış, olumlu yönde. 

Yahu bu kadın 7 kez evlenmiş, boşanmış ve "mutlu evlilik" programı yapmadı mı?

Mutlu evliliğin sırları, evlilikte mutluluk nasıl olmalıdır diyen bu kadın değil mi?

Nasıl normal karşılanır?

Delirdik!

Dedik ya; Başta inançları, eğitimi, kültürü, aileyi, hür insan yapısını sömürenler, işte bu yüzden güç kazanır. İşte bu yüzden "birey" olmaya düşman bir sürü oluşturur. Sindirilmiş milyonlar yaratır. Bu motivasyonsuzluk sonucu Seda Sayan elbette kanaat önderi olur.

Sadece Seda Sayan mı?

"Üzerime bir realite dayatıldığı için ve kendi arayışım sonucunda CHP'ye tepkisel olarak bu zihniyete karşı din değiştirdim" diyerek Hristiyan dinine geçen, Tuğçe Kazaz'a ne demeli?

Daha sonra olsa olsa MHP'ye tepki olarak "Budizmi" seçip tekrar İslam dinine giren ve "din analizi" yapan bu hatun kişiye ne demeli?

Bunlara hangi din adamı, yazar, siyasetçi, bilim adamı "höstt lan" kendine gel dedi? 

Cevabı yukarıda. 

"Huni" taktık ve delirdik!

Bitmedi!

Üç kez boşanıp, kapanıp sunucu ve yazarlık yapan İkbal Gürpınar!

"Mutlu birey, mutlu aile, mutlu toplum" konusunda konferanslar vermesine ne demeli?

Basın ve tvlere çıkarılıp parlatılmadı mı? Binlerce ahali bu konferanslara gitmedi mi?

Daha var!

"Anadolumun koyunu bile  bir başka bakıyor."

"Nihat Doğan bir simgedir, Nihat Doğan bir bayraktır." 

"Aşık olduğumu 24 saat su içiyorsam anlarım."

"En çok sözlerime bakıp bakıp gülenlere gülüyorum."

Gibi efsane sözleri edebiyat literatürümüze kazandıran Nihat Doğan bu ülkede spor yorumculuğu yaptı ve milyonlar izledi?

Buna ne demeli?

Bakın aklıma ne geldi?

Osman Ziya Sülün. Söylentiye göre mesleğin inceliklerini Kumkapılı bir Rum olan Aleko'dan öğrenmiş. Kendisini sıradan bir üç kâğıtçı değil, bu işin kitabını yazıp, felsefesini yapmış bir düşünür olarak tanımlıyor. 

Tüm zamanların en büyük dolandırıcısı olarak tanımlanan bu zat 1962'de hapisteyken 'Alınteri ile Yaşamak' konulu konferans vermiştir.

Delirdik!

Neden bu yazıyı yazarken "huni" örneğini verdim?

Huniyi gördükçe aklıma bu geliyor. Huni bir şeylerin kolay akması içindir. İronik bir şekilde ise biz huniyi kafamıza ters koyuyoruz. Acaba beynimizin mantıklı kısmı kolayca aktı gitti ve delirdik mi diyorum?

Daha açık, net, safi ve işlevsel açıdan yorumlamak gerekirse; huni geniş bir kaptan dar bir kaba madde akışını sağlamak için kullanılan bir araç. Kafasına huni geçirilen kişiyi geniş bir kap dünyanın geri kalanını ise dar bir kap olarak nitelendirirsek davranışları ve söylemleri ile dünyaya ya da yaşama sığmayan kişileri akıl sağlığını yitirmiş, çılgın ya da deli olarak nitelemek için herhalde huni uygun bir araç olur. 

Diğer bir açıdan bakmak gerekirse gerçekten iç görüden yoksun bir biçimde dış dünyasını dar bir kap, kendisini ise geniş bir kap olarak ilan eden kişinin egosantrik (benmerkezci), grandiyöz (özel güçlere ve yeteneklere sahip olduğunu düşünen), yüzeysel, hızlı, dağınık düşünce akışlarına sahip olması ve huninin bu düşünceleri daha düzenli bir hale getirme işlevine sembolik olarak sahip olması da onu oldukça anlamlı bir hale getiriyor. 

Yoksa delirdik, delirdik derken psikiyatr anlamda değil!

1495 yılında batılı bir yazar olan Hieronymus Bosch "Cutting The Stone" isimli eserinde "huni" ile dolaşan delilerin kafasındaki, delilik taşını (stone of madness) trepanasyon yaparak çıkartmaya çalışır, Amulet yazar mış. Amulet (muska benzeri, doğaüstü güçlere sahip olduğuna inanılan büyülü sözlerin yazılı olduğu kolye) 

Bu şarlatanın yaptıklarını günümüzde devam ettiren sözde din adamları, cemaat ve tarikatlar yok mu? Toplumu yozlaştıran, beynini törpüleyen bir sürü dinci hergün tvlerde cirit atmıyor mu?

Alegorik forma sahip Bosch gibi Türk simyacılar yok mu?

Acaba diyorum, Tuğçe Kazaz'a 'Amulet' yani muska yazdırsak faydası olur mu?

Kendime not: Uzun yazma, okunmuyor!

Yaşar Kiraz 

Okunma : 1689