Hudeybiye’den Günümüze Dış Politika | Karamandan.com - Karaman Haber

Hudeybiye’den Günümüze Dış Politika | Karamandan.com - Karaman Haber

25 Şubat 2020 Salı
Hudeybiye’den Günümüze Dış Politika

Tarihte bazı olaylar vardır ki yaşandığı dönemde o olayın değeri bilinmez, getirileri o devirde idrak edilemez. O olayı o tarih diliminde hiç kimse takdir etmez. O olayın değeri yıllar geçtikten sonra geriye dönülüp bakılınca anlaşılır. Kazanımları o dönemden uzaklaşınca bilinir ve o olayın aslında tarihin seyrini değiştiren kırılma noktası olduğu anlaşılır. Bu olayların belki de en önemlisi Hudeybiye Antlaşmasıdır.

Hz. Peygamber Mekke’den hicret etmek zorunda kaldıktan sonra Medine’yi kendine yurt edinmiş ve İslam’ın öğretilerini buradan tebliğ etmişti. Hicretin 2. yılındaki Bedir zaferi ile Arabistan coğrafyasında büyük ses getiren Müslümanlar, bir yıl sonraki Uhut Savaşındaki yenilgileriyle Kureyşlilerin ve müşrik Arap kabilelerin en açık hedefi konumuna düşmüşlerdi. 627 yılında gerçekleşen Hendek savaşının Müslümanlar lehine sonuçlanması ve bu savaştan sonra Hz. Peygamber’in , Kureyş’in artık Müslümanlara saldırı devrinin sona erdiği müjdesini vermesi, Müslümanlara moral ve güç kaynağı olmuştu.

Hicretin 6. yılında umre yapmak üzere 1500 sahabisiyle yola çıkan Hz. Peygamber, Mekkelilerin engeli ile karşılaşmıştı. Mekkeliler ile İslam ordusu arasında elçi teatisi gerçekleştiyse de herhangi olumlu bir sonuç elde edilemedi ve Hz. Osman’ın Mekkeliler tarafından öldürüldüğü şayiası üzerine Hz. Peygamber ashabından ölünceye kadar savaşmak üzere biat aldı. Bunun üzerine Mekkeliler anlaşmak üzere elçi olarak Süheyl b. Amr’ı gönderdiler ve Hz. Peygamberin liderliğindeki İslam ordusu ile Kureyş aşağıdaki maddeler üzerine anlaştılar:

1) Müslümanlar bu yıl Mekke’ye girmeyecekler, ertesi yıl ziyaret edecekler ve sadece üç gün kalabilecekler. Bu süre zarfında hiçbir Mekkeli, Müslümanlar ile görüşemeyecek.

2) Arap kabilelerinden, isteyen kabile iki taraftan biriyle ittifak kurabilecekler.

3) Kureyş’ten birisi bu arada İslam’ı kabul eder ve Müslümanlara sığınırsa, bu kişi Müslümanlar tarafından kabul edilmeyecek; fakat Mekke’ye iltica eden hiçbir şahıs iade edilmeyecek. 

4) Hac ve umre maksadıyla Mekke’ye gelen veya Yemen ve Taif’e gitmek üzere buradan geçenlerle, Suriye’ye ve doğuya gitmek üzere Medine’ye gelenler emniyet içinde olacaklar. 

5) Bu antlaşma on yıllık bir süre için geçerlidir. Bu süre zarfında ne Kureyş Müslümanlara, ne de Müslümanlar Kureyş’e saldıracaktır. Buna her iki taraf müttefikleri de dahildir.

İlk bakışta Müslümanların aleyhine gözüken bu maddeler ashab’ın önde gelenleri dahil birçok kimsenin tepkisini çekmiş hatta bizzat Hz. Ömer bu antlaşmadan rahatsız olduğunu Hz. Peygambere bildirmişti. Medine’ye dönüş yolunda ashab’ın moralsizliği yüzünden okunuyordu. Ancak bu antlaşma, Hz. Peygamber’in siyasi dehasının ortaya koyduğu ve O’nun günlük değil istikbale dair kazançlar için o an aleyhte gibi görünen maddeleri kabul ederek ne kadar isabetli bir karara imza attığını göstermesi açısından oldukça değerlidir.

Bu antlaşmanın kazanımlarına baktığımızda öcelikle Müslümanları yok etme amacı güden Kureyş’in, Hz. Peygamber’in etrafında toplanan bu insanların oluşturmuş olduğu yapıyı bir devlet olarak kabul ettiklerini görürüz. Nitekim antlaşmalar devletler veyahut varlığı kabul edilen meşru topluluklarla yapılır. Hz. Peygamber akıllı bir hamle ile kendisini masada kabul ettirmiştir. Böylece diğer Arap kabileler açısından da bir engel kalkmış oluyordu. Kureyş’ten korktukları ve çekindikleri için Medine ile ilişkilerini geliştiremeyen Araplar, Kureyş’in Medine ile masaya oturmasından sonra rahatlamıştı. Bu antlaşma ile Medine İslam Devleti ile ilişkilerini geliştirmek isteyen Arap kabileler herhangi bir çekinceye takılmamışlardır.

Müslümanlar açısından en büyük kazancı sağlayan maddelerden birisi olan dördüncü maddenin getirisi ise; Müslüman tüccarların gittikleri beldelere inançlarını götürmeleri ve fikirlerini yaymaları olmuştu. Mekkelilerin yayacakları bir ideolojileri yoktu. Müslümanların ise tebliğ, tebyin ve temsil edecekleri bir inanç, ahlak ve ibadet düsturları mevcuttu.

Neticede Hudeybiye Antlaşması sonucu Hz. Peygamber’in doğru zamanda doğru hamlesiyle yirmi yıl boyunca devam eden ve bir kördüğüme dönmüş katı mücadele bir anda çözülmüş, bu olayla yirmi yılda alınamayan mesafe, üç yılda yüz katıyla katedilmiştir. Hudeybiye Antlaşması bir domino taşı etkisi yaratmış, olaylar birbirini takip etmiş ve tıkanıklıklar açılmıştır. Hz. Peygamber’in bu politik hamlesi, onun siyasi dehasını ortaya koyan en önemli göstergelerdendir. Bunda tarihin bütün dönemlerindeki politikacılar için ibret vardır. Bununla Hz. Peygamber, aceleci, kısa vadeli politikaları değil; uzun vadeli, kalıcı ve sonuç verici politikaları tercih ettiğini ortaya koymuştur.

Günümüze gelecek olursak; Hükümetin son olarak Libya tezkeresi ve daha önceki ortadoğu eksenli dış politasının kazançlarınında anlık değil, daha uzun vadeli olabileceği ihtimalini düşünmeden negatif bir yargıda bulunmak, aceleci tavır takınmak olarak düşünülebilir.  Çünkü devletler arası siyasi ilişkiler ve konjonktür çok nazik ve hassastır. Bu sebepten atılacak her bir hamle detaylıca düşünülmeli ve on adım ötesindeki hamle ihmal edilmemelidir. Devletlerin dost olamayacağını ve her devletin kendi çıkarları doğrultusunda gardını alacağını da düşünürsek, hükümetin dış politikadaki farklı hamlelerini, ülkemizin ve mazlum coğrafyanın korunması şeklinde yorumlamamız ve kurtlar sofrasında yem olmamamız için gerekli olduğunu anlayabiliriz. Halk olayları değerlendirirken duygusal ağırlıklı bir eğilim içerisinde bulunur. Ancak siyasiler bu eğilimle hareket edemezler. Ettikleri takdirde ülkelerinin kaosa sürüklenmesi kuvvetle ihtimaldir. Onlar daha çok aklî ve mantıkî melekelerini kullanmak durumundadırlar. Bu da halkın menfi olarak yorumladığı adımları atmaya neden olur.  Oysa ki atılan adım istikbaldeki kazancın ilk adımıdır.

Elbette burada dış politikadaki her adımın yüzde yüz doğru olduğunu ve istikbalde daima kazanç sağlayacağını söylemiyoruz. Ancak dış politikadaki niyetin halis ve ülke menfaatlerine uygun olduğunu görerek, yapılan antlaşmaların müspet getirisi amacıyla imzalandığını iddia ediyoruz. Ortadoğuda ve daha geniş olarak dünya siyasetinde oyunu  Türkiyesiz oynamak isteyenlere karşı Türkiye’nin dişini göstermesi elzemdir ve şimdiye kadar da göstermiştir. Şayet gösterilmemiş olsa ve kendi kabuğumuza çekilerek “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” anlayışını gütseydik, bugün Doğu Akdenizdeki oyuna karışma hakkını bulamayacak, burnumuzun dibinde olanları seyretmekle yetinecektik. Bugün bu coğrafyada Amerika’nın son noktayı koyamamasının en büyük nedeni ülkemizin dış politikasındaki hamleleridir. Hz. Peygamber’in Hudeybiye Antlaşmasındaki tavrı bugünkü duruma en güzel örnektir.

İstikbal için sabretmek gerek.

Not : Hz.Peygamber’in Hudeybiye Antlaşmasında anlaştığı tarafın azılı bir düşman olan Müşrikler olduğunu da unutmamak gerek. 

Fatih Gilik

Okunma : 1015