Karamandan.com

Karamandan.com

20 Ağustos 2019 Salı
Hoşgeldin Ayların Sultanı
Ramazan yine sessiz sedasız, buruk bir tebessüm ve bereketi ile gelip kapımızı nazikçe çaldı yine.
Kategori : Köşe Yazıları
05 Mayıs 2019 22:14
 
Hoşgeldin Ayların Sultanı

Ramazan yine sessiz sedasız, buruk bir tebessüm ve bereketi ile gelip kapımızı nazikçe çaldı yine.

Birçoğumuz hayatın telaşesi, hızı ve hırsı  içinde fark edemedik geldiğini?

Belki de birbirinin aynı olan 11 ayın sonrası Ramazan'ı da bu aylardan biri gibi  gördük, olabilir mi?

Oysa öncesinde Mübarek Recep, Şaban ayları varken.  Berat Gecesi varken.

Mübarek Ramazan, ay ay, gün gün ben geliyorum demişken.

Öyle sessiz sedasız  geldi ve kalplerimizin gönüllerimizin kapısını tıklattı.

Böyle sessizce, mazlumca, boynu bükükce, ürkekçe mi gelmeliydi ruhlarımıza, vicdanlarımıza?


Peki biz yarın, bugün yaptıklarımızdan farklı olarak ne yapacağız?

Aç mı kalacağız?
Susuz mu kalacağız ?
Tüm mevzuyu aç susuz kalmak olarak mı kavrayabiliyoruz?

Sizleri bilemem fakat son 20 yıldır toplumumuza baktığımda edindiğim izlenim Ramazan Ayı'nın maneviyatını hakkıyla yaşamadığımız yönünde.

Geçmişi bugünle kıyaslamak nafile olsa da eskiden Ramazan geldiğinde, iftara yakın bom boş olurdu sokaklarımız.
Ramazan Ayı'nın heyecanı kendilerini içten dışa doğru sarmış birkaç çocuk olurdu sokaklarda, onlar da akşam ezanıyla birlikte yanan minare kandillerini gözler ve o beklenen an gelince; "Kandiller yandıı!'' diye seslenerek neşe içinde evlerine koşarlardı, koşardık...

Teravih namazlarının ilk günkü kalabalığı camilerimizde, mescidlerimizde Ramazan boyunca sürerdi.

Ramazan'da açık olan lokanta, kahvehanelerin  sahipleri, (şimdikine nazaran az sayıda olsalar bile daha bir duyarlı olur) içeride yemek yiyenler görünmesin diye gazete kâğıtları ile kapatırlardı camlarını. Şimdiki Ramazanlarda olduğu  gibi,  koca koca yaşını başını almış adamlar kent merkezindeki fast foodlarda, çorbacılarda yemek yeyip yine millete göstere göstere çay ocaklarında, kafelerde
çayın yanında fosur fosur sigara içmezlerdi. Edep ve hayâ sahibi idiler, utanırlardı Ramazan günü halk içinde yiyip içmekten. Oruç tutmasalar bile, kimselere belli etmezlerdi.

Bu mübarek ay'la birlikte birlikte çevremiz ve hayatımız da değişirdi.

Bilirdik ki bu ayda yapılan her bir iyiliğin sevabının karşılığını misli misli alacağız.

Sözlerimiz, davranışlarımız, ilişkilerimiz, hareketlerimiz, giyimimiz gösterişten uzak, Allah'ın rızasını kazanma gayreti içinde olurdu.

Ramazan öyle bir gelirdi ki gönlümüze, öyle bir gelirdi ki manevi iklimimize, inanmak, anlamak ve yaşamakla yükümlü olduğumuz  Kur'an'i Kerim'i elimizden düşürmez, haz alarak okurduk.

Yaşadık bunları, yaptık.

Biz böyleydik.
Acaba şimdi öyle miyiz?    
Ben pek sanmıyorum.

Ramazan Ayı'nı diğer aylardan farklı yapamıyoruz, yaşayamıyoruz gibi!

Manevi ilerleyişimizde değişen çok fazla şey olmuyor; hayatımızı değiştiremiyoruz.

İnsanlar, öylesinr donmuş tarihî şartlar ve kalıplar içine girmişler ki; ruh, yaşama sevincini ve anlamını yitirmiş, etrafındaki betonları kıracak bir çıkış yolu arıyor. 

Oysa ki oruç, küllenen erdemleri yeniden tutuşturur, duvarları yıkar, eskiyen ruhumuzu tazeler, alışkanlıkları değiştirir, dönüp kalmaları önler, irademizi pırıl pırıl yapar, bizi melankoliye düşmekten, yani eşyayla ilgiyi kesmekten korur, kâinatı yeniden yaşanmağa değer bir yer haline getirir, insanı yeni doğmuşçasına yaşamaya hevesli, iştahlı bir yeni biri yapar.

Orucun, Ramazan'ın bu özelliğinin farkına varamıyoruz.

Bahanemiz çok. Zaman değişti, mekân değişti, şartlar değişti deyip uzaklaşıyoruz özümüzden. Öyle ki, fitre sözkonusu olduğunda; "ne filtresi yahu, hangi devirde yaşıyoruz!" diye tepki verenleri dahi artık hayretler içinde duyuyor, görüyoruz.

Fitre demişken, yardımlaşmayı, gönüllere dokunmayı, tebessüm etmeyi ve tebessüm ettirmeyi de unuttuk artık.

Oysa Ramazan, yoksullara daha fazla sahip çıkıp onlarla birlikte olabilmenin de zamanıydı. 

Yolumuzu gözleyen yoksul ve ihtiyaç sahibi yetimlerin, dulların, hastaların, yaşlıların, engellilerin de paylaşma, infak ayı idi Ramazan. Unuttuk.

Ve böyle bir zamanda, insanların infak meselesinde 'kendi cemaati, kendi tarikatı, kendi partilisi' ayrımını yaptığı bir ortamda, her görüşten, her dilden, her ırktan, her statüden insanların biraraya gelerek, yine ayrım gözetmeksizin: "İmaret kültürünün başkenti Karaman'dan, Anadolu'ya yayılan tebessüm" sloganıyla, bölge ayrımı gözetmeksizin tüm illerdeki gönüllüleriyle elele verip; kanser hastaları, yoksul aileler, yaşlı, engelli bireyler, ihtiyaçlı üniversite öğrencileri gibi geniş bir kitleye her ay düzenli gıda yardımı, mevsimine göre giyecek yardımı ve diğer yardımları yapan, yardım etmek isteyenleri ihtiyaç sahiplerine yönlendiren 'Gönül Elçileri İyilik Hareketi' isimli sosyal sorumluluk projesi çıktı ve gönlümüzün  derinliklerinde yardımlaşma duygumuzun hala var olduğunu gösterdi bizlere.

"Yetime hizmet ahd'e vefadır." diyerek yola çıkan arkadaşlarımız, ihtiyaç sahiplerini tespit edip, ihtiyaç sahibi her yetime, yaşlıya, engelliye yine gönlü yüce halkımızı kardeş aile olarak yönlendirerek ya da doğrudan yardım edilmesini sağlayarak mutlu ediyor, mutlu oluyorlar.

Ve herkese sesleniyorlar: "Ramazan ayında infak etmek isteyenler bize haber verirlerse; bizler de onlara ihtiyaç sahibi; yetim, hasta, yaşlı, engelli ailelerin adresini verelim, onlar da yapacakları yardımları kendileri ulaştırarak bu mutluluktan paylarını alsınlar."

Allah, vesile olan, katkıda bulunan, emeği geçenlerden razı olsun. Çok güzel hareketler bunlar.

Ramazan-ı Şerif'in hayrı, bereketi, sevinci ve huzuru üzerimize olsun.

Okunma : 859
EKSPERTİZ
guney sigorta
maboto
Gündem haberleri
Youtube video ücretsiz nasıl indirilir? instatakipci indirme
19 Ağustos 2019 Okunma: 39883 Eğitim
Karaman’da namaz sırasında cami tavanı çöktü
16 Ağustos 2019 Okunma: 13205 Gündem
Karaman'da işçi servisi devrildi: 16 yaralı
19 Ağustos 2019 Okunma: 10452 Asayiş
Son dört günün en çok okunan haberlerini gösterir
Ayın en çok okunan haberleri için tıklayın