Karamandan.com

Karamandan.com

30 Ekim 2020 Cuma
Hacı Musa’nın Oğlu
Kirişçilik ayrı bir sanattır.
Kategori : Köşe Yazıları
14 Eylül 2020 08:16
 
Hacı Musa’nın Oğlu
karaman

Kirişçilik ayrı bir sanattır.

Hayvanın gönünden, kullanılacağı yere göre, bazan ince barsaklarından, özel işlemlerle elde edilen sağlam bir sırımdır. O kadar sağlamdır ki, malzeme, gördüğü işlemlerden sonra kendi tabiatından çıkar ve çelikleşir. Hallaçların yaylarına gerdikleri, cengâverin yayına taktığı ve okunu emanet ettiği bir malzemedir. Onun yarı-mamul hâle getirilmesi de yine dabakların el marifetine bağlıdır.

Deri zenaatının devamı olduğu için Türkmen kültüründe daima vardır. Ve kendine ayrı bir sınıf geliştirmiştir. Halk hâfızasında Hz. Yunus Emne’nin bir sıfatı da “Kirişçi Baba”dır. Ve hazretin lokmasını onunla kazandığı kabul edilir. Karaman’da Hz. Yunus Emre’nin dinlendiği makamın adı “Kirişçi Tekkesi”dir. Tekkenin bulunduğu mahallenin adı da Kirişçi Mahallesidir. 

Maraş’ta adlarıyla-sanlarıyla Kirişçi olan bir aile vardır. Herkesin sevdiği bir ailedir ve nüfusları da kalabalıktır. Anadolu’da hâkim olan “hanımın egemen olduğu” aile tipi, Maraş’ta olanca güzelliğiyle hep yaşanagelmiştir. Kirişçi’ler de öylecedir. Gözle görülmeyen, fakat hissedilen bir otorite aileyi yönetir, Bu, genellikle ailenin ebesi, yani ninesi, yâni babaannesidir.

Hal böyle olmasına rağmen ailenin yaşlı ebesi, çocuklara, hele bir tanesine lâf geçiremiyordu. Evde sırım gibi dört-beş delikanlı vardı ve hepsi de başına buyruk yaşamaktaydılar.

Bir gün gece vakti, söz anlatılamayan oğlan, adamakıllı kafayı çektikten sonra nerdeyse kendi evini bastı. Gürültü-patırtı etti. Onu ebesi karşıladı. Delikanlı para istiyordu. Evin gelini, yâni oğlanın annesi, beri tarafta bezgin ve perişan bir tarzda söyleniyor, beddualar ediyordu:

 “Çektiğin damar kurusun.. Kimden aldın sen bu damarı, eli-ayağı kuruyasıca.. Gahpe İmir’in iti..”

Komşu evin de bir ebesi vardı. Avludaydı ve olanları görüyor, duyuyordu. Hacı Musa’nın anasıydı bu yaşlı kadın.
Annenin bu ilenmelerine karşı çıktı:

 “Komşu, kötü söyleme.. Allah’ın gücüne gider.. Etme..”

Hacı Musa da oradaydı. Anasından yana oldu ve Kirişçi anneye şunları söyledi:

 “Ey komşu, Allah bana da bir oğlan çocuğu vereydi de, vara o oğlan benim varımı-yoğumu yiyeydi.. Gelip benden para isteyeydi, böğrüme tabanca dayayaydı. Siz, sahibolduklarınızın kıymetini bilmiyorsunuz. Ah, şu oğlan benim olaydı da her gün içip-sıçıp gele, bağrıma kusaydı…”

Hacı Musa’nın yedi kızı vardı. Ve oğlu yoktu. Oğlan çocuk hasretindeydi. Aile çok zengindi ve Kirişçilere biraz da akrabaydılar.

Hacı Musa’nın duası kabul olundu. Demek ki hâcet kapılarının açık olduğu gündü, dediler. Bir güz günü hanımı son çocuğunu doğurdu ve bu bir oğlan çocuğuydu. Ailece, günlerce bu mutlu doğumu kutladılar. Kurbanlar kesildi, toylar verildi, sofralar açıldı. 

Ve bebek, el bebek-gül bebek yetiştirildi. Anne dahil sekiz hanım onun emrine tahsis edildi.

Çocuk kendine geldikçe, büyüdükçe şımarmaya, giderek azgınlaşmaya ve her geçen gün hergeleleşmeye başladı. Delikanlı çağına gelince iyice zaptedilemez oldu. Her türlü aşırılık ve azgınlık onda mevcuttu. Maraş’ın marazları arasında anılır oldu.

Bir gün komşunun oto tamircisi oğlu, sabahın erken saatlerinde işine gitmek için arabasına bindi. Arabanın penceresini bir adam tıklattı. Hacı Musa’ydı. 

 “Şehre gidiyorum, beni de götür” dedi. Kapıyı açtı, oturdu.

Giderken konuştular. Hacı Musa: 

 “Şuna inanamıyorum ve kabul edemiyorum” dedi. “Sen bu yaşa gelinceye kadar, yağın-pisliğin, üstübünün içinde yuvarlandın durdun.

Şimdi iş-güç sahibisin, adam oldun. Araba sahibi oldun. Benim it, hususi hocada okumadı, okula verdim gitmedi, ip-sap tutmaz hâle geldi. Başımın belâsı oldu..”

Tamirci genç: 

 “Bana bak Musa dayı” dedi, “Ben tamirci oldum, yağa mazota battım, eyvallah, ama, aç kalsam nihâyet öğleye kadar aç kalırım. Senin oğlan, göreceksin senden sonra öğleye kadar değil, ölene kadar aç kalacak..”

Günler hızla geçti. Bu delikanlı Hacı Musa’nın malını har vurdu-harman savurdu. Baba perişan, muhtaç duruma düştü. Bağlara göçüleceği günlerden bir gün babasının kapısını vurdu. Hacı Musa’nın altından asla kalkamayacağı büyüklükte bir para talep etti ondan. Baba “yok” dedi.

Oğlan, babayı sürükleyerek bahçenin ortasına götürdü ve âleme göstermek üzere korkunç senaryosunu uygulamaya koydu. Komşular kapı önlerinde ve pencerelerde korkuyla bekleştiler.

Oğlan, yerli bir tragedya oynar gibi, tabancasının uzun namlusunu babasının böğrüne dayadı ve komşuların da duyacağı şekilde bağırdı:

 “Hacı Musa, ben para istiyorum. Bu para sende var. Eğer vermezsen, hayır dersen, şu komşular şahit olsun ki tetiği çekeceğim..”

Hacı Musa perişan bir şekilde hıçkırarak başını öne eğdi ve “tamam” dedi.

Sonra, önce oğlan, üstünü silkeleyerek, topallayarak yürüyen baba arkada, eve doğru yürüdüler.

Zaman geçti. Hacı Musa perişanlık içinde öldü. Oğlu, bu hızlı hayat içinde onun varlığını hızla eritti. Kızlar ve damatlar ses çıkaramadılar, bu belâlı kardeşlerine. Şimdiki Abdülhamid Han Camisinin bulunduğu Mercimektepe dahil, oradan Orman İdaresinin bulunduğu sekilere uzanan koca ova onlarındı. Üflenmiş bir kül gibi hepsi uçtu. Ona, kirpiklerine ve bıyıklarına bulaşmış külleri kaldı sadece.

Akraba komşunun oğlu, (onun akranıydı) bir gün ona dostça sitem etti:

 “Yahu, bilinen bir ailesiniz. Neden böyle yapıyorsun?.. Paranı-pulunu rezilce ve pislikler için harcıyorsun. Yazık değil mi?..”
Delikanlı, ezberlemiş gibi, düzgün kelimelerle şunu söyledi:

 “Ben Hacı Musa’nın parasını harcıyorum, o senin pislik dediğin işlerde..Demek ki o paranın kökü temiz değil. Ben kendi paramı harcamıyorum..”

Delikanlı daha sonra muhtaç duruma düştü. Hazıra dağ dayanmadı.

Ve bir gün komşunun oto tamircisi oğlu, sabah vakti şehre gitmek için arabasını çalıştırdı. Hurdalardan kendine harika bir araba organize etmişti.

Arabanın penceresinde onu gördü. O da şehre gitmek istiyordu. Gözleri şaraptan ve sefillikten morarmıştı.

Yolda konuştular. Artık durumun farkındaydı.

 “Hacı Musa’nın parası etti bana ne ettiyse.. Demek ki geldiği yer..”

Maraş’ta şuna inanılır: Duanın ve hâcetlerin kabul edildiği, hâcet penceresinin açık olduğu zamanlar vardır. Dualar ve ilençler o zaman kabul edilir ve bu zamanı insanlar bilemezler. İşbu sebeple dile dikkat edilmelidir. Eksik veya yanlış lâf edilmemeli, derler…

 

Okunma : 1320
REKLAM
Yavuzlar iplik
EKSPERTİZ
karaman


guney sigorta
Gündem haberleri
Merhum kefeninin arasında not bıraktı
28 Ekim 2020 Okunma: 41117 Yaşam
Karaman Selçuklu Hastanesinde hayrete düşüren ameliyat
27 Ekim 2020 Okunma: 8957 Sağlık
Hizmet, Karaman çiftçisinin ayağına getirildi
28 Ekim 2020 Okunma: 7037 Tarım
Son dört günün en çok okunan haberlerini gösterir
Ayın en çok okunan haberleri için tıklayın