HANS’IN KALBİ  | Karamandan.com - Karaman Haber

HANS’IN KALBİ  | Karamandan.com - Karaman Haber

01 Nisan 2020 Çarşamba
HANS’IN KALBİ 

Hasan Hans’ın büyük bir boşlukta olduğunu biliyordu. Adolf ‘un Müslüman olduğundan beri görüşmediler. 

Acaba çok mu ileri gittim diye hayıflanırken Maria Hasanı arayarak Hansın arkadaşlarıyla yaptığı durum değerlendirmesini bitirirken söylediği bir sözünü nakletti.

“Değerli arkadaşlar! Tek çaremiz var, o da Müslümanlarla konuşmamak, onların kutsal kitabını okumamak, okutmamak ve onların konuşulduğu yerlerde gürültü çıkararak ve ya laf karıştırarak anlaşılmalarını engellemektir.”

Hasan bu sözleri Hans’ın söylemiş olabileceğine hiç akıl erdiremedi.

Onu götüreceği Ermenek (Karaman) seyahatinin gününü belirlemek için arayacağı sırada bu haberi duyan Hasan biraz duraksadı. 
Hans’ı arayan Hasan seyahat kapsam ve tarihini belirlemek için aradığını söyleyerek Hans’ı yoklamaya karar vermişti. Hans ses ve mimikleriyle her şeyin normal olduğu izlenimini verince konuyu açtı. 

Bir gün sonra sabah Hans’ın evinde buluşmak üzere telefon konuşmasını bitirdiler.

Hasan Hans’ın evine ilk defa varmıştı. Yıllar süren tanışmaları sırasındaki sohbetleri hep dışarıda gerçekleştirmişlerdi. 

Hans daha önce kardeşi Maria’nın evinde kalmış daha sonra aynı mahalleden henüz bekâr olduğu için 1+1 eve taşınmıştı.

Hans Hasanı kapıda karşılayıp saygın bir eda ile içeriye aldı. 

Mutfaktan ayrı tek oda olan evin salonunda oturdular. Hans’ın evi adeta bir katedrali andırıyor, ruhani ve mistik bir renk cümbüşü göze çarpıyordu.

Dört duvarın dördü de gömme kitaplıklarla çevrilen salonda duvar görünmüyordu. 

Hans mutfakta kahve yapmak için bulunduğu sırada Hasan kitapları ayakta incelemeye başladı. İçlerinde hediye ettiği Türkiye D.İ.B’nın beş ciltlik eseri göremedi. Duvarları süsleyen binlerce kitap arasında yoklardı. 

Hans’la kahvelerini yudumlarken ona Ermenek (Karaman) seyahatini hatırlattı. Bu akşam bir tarih belirleyelim, program yapalım, dedi Hasan. Temmuz girmek üzereydi, okullar tatile girince Hans da tatile girecekti nasıl olsa. Temmuz ayının ikinci yarısında 15 gün süreyle bir Türkiye seyahati planladılar. Seyahatin on gününü (Karaman) Ermenek’te geçireceklerdi. Hasan’ın Ermenek’te Hans’a göstereceği ve çözümüne yardım isteyeceği çok kilise ve şapel kitabeleri vardı. 

Hasan Ermenek seyahatini konuştuktan sonra tefsir kitabını Hans’a nasıl sorsam diye plan yaparken aklına bir şey geldi. Ondan Fussilet suresinden bir yere bakmam lazım, diyerek tefsir kitabını istediğinde Hans hemen ayağa kalkarak kapının arkasına gelen duvarda bir yere parmağıyla basınca bir kapak açıldı. Burada İslami yayınlar vardı. Anlaşılan, mahalle baskısına maruz kalmamak için Hans onları şifreli bir rafta tutuyordu. Hasan bunu gayet normal karşıladı. 

Hasan Fussilet suresinin 26. Ayetini açtı ve inceler gibi bakıyordu, amacı Hans’ın nereye bakıyorsun? Diye sormasını sağlamaktı. Hans istediği soruyu sorunca yerini göstererek ona verdi ve kendisi kahvesine yöneldi.

 “İnkârcılar dediler ki: "Bu Kur’an’a kulak vermeyin, okunurken gürültü yapın, belki bastırırsınız." (Fussilet 26) 

Hasan sayfadan başını kaldırmadan defalarca okudu. 

Arkadaşlarıyla Adolf’un Müslüman olması üzerine yaptıkları durum değerlendirmesini kapatırken söylediği son cümlelerin özetiydi sanki bu ayet:

“Bundan böyle yapacağımız tek şey, Müslümanlarla konuşmamak, onların kutsal kitabını okumamak, okutmamak ve onun okunduğu yerde gürültü çıkararak ve ya laf karıştırarak anlaşılmasını engellemektir.”

 Hasan Hans’ın ne diyeceğini merakla bekliyordu. 

Ama o hiçbir şey diyemedi, kitabı kapatıp şifreli rafa yerleştirdikten sonra gelip Hasan’ın boynuna sıkı sıkıya sarıldı. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.

Mükremin Kızılca

Okunma : 681