GDO'lu Fikir ve Yaşamlar! | Karamandan.com - | Karaman Haber

GDO'lu Fikir ve Yaşamlar! | Karamandan.com - | Karaman Haber

15 Kasım 2019 Cuma
GDO'lu Fikir ve Yaşamlar!

Genetik mühendisliğinin çeşitli teknikler kullanarak yaptığı müdahalelerle kalıtımsal değişikliğe uğrattığı organizmalar günümüzde, G.D.O. kısaltılmış adıyla ifade edilmektedir. Bu teknikler; rekombinant DNA ya da "rekombinant DNA teknolojisi" olarak bilinirler.

Bu bilimsel açıklama gıdalar için. Bunun birde insanı, fikir/düşünce ve alt yapısını ilgilendiren kısmı var. Yani GDO'lu fikirler ve insanlar.

Gelenekselliğini ve milliliğini kaybetmiş, nasır bağlamış, yosun tutmuş bilgi ve fikirlerin arkasında zararlı, milli olmayan, ucube fikirler vardır ki, odağında GDO'lu insan yer alır.

Medeniyetler mezarlığı Anadolu ve onun münbit topraklarında yaşayan insanın fikir, düşünce sistemi, paradigmaları ve sahip olduğu genler gıdada yapılan operasyon gibi değiştirilmiştir. Fikir ve düşünce yapısının şekli, dokusu, tadı/tuzu ve dayanıklılığı tükenmiş durumdadır. Hal böyle olunca da verim gücü de düşmüştür.

Sol, sağ fraksiyon veya batı kültür emperyalizmi insanımızın zaten zayıf olan karakter ve ahlak yapısını değiştirdi. Şimdi düşük olan genlerin patolojik özelliklerini üzerlerinde taşıyorlar.

İşte onlar GDO'lu gıdaları biyolojik silah olarak, insanıda kukla olarak kullanılabiliyorlar.

Nasıl ki GDO'lu gıdalar, toksik etki yaratıyor, ekosistemi bozuyor, ne kadar uzak alanda olursa olsun rüzgar ve arılar yoluyla organik ürünlere de bulaşıyorsa, GDO'lu Fikir ve düşüncelerde yozlaşarak etrafına ve gelecek nesillere tehdit olarak düşünülmelidir.

Şimdi GDO’lu gıdaları yemeyiz olur biter diyen olacaktır. 

Peki GDO’lu aydınları ve GDO’lu insan müsvettelerini ve artıklarını ne yapacağız?

İnsan suretinde aramızda dolaşan kimi profesör, kimi gazeteci, kimi polikacı, kimi devlet adamı ve onların arkasına takılan ahaliden nasıl kurtulacağız? Batının özel şirket ve vakıfları eliyle önce Özal ve sonra da AKP'nin devşirip genleriyle oynadığı ve mankurtlaştırıp piyasaya salıverildiği GDO'lu fikirleri aslına nasıl rücu ettireceğiz?

Bunların, kimisi ABD'nin, kimisi Yahudi’nin, kimisi sarıklı Kardinalin, kimisi AB’nin azat kabul etmez kölesi oldular.

Bunlar GDO’lu olmanın bütün patolojik özelliklerini üzerinde taşıyor dedik yukarıda. Hakikaten öyle… Öyle bir hale geldi ki adında Türklüğü, Türk milletini sıfatını, sırtında kambur olarak gören devşirilip soysuzlaştırılan bu kişiliksiz, siliklerden nasıl kurtulacağız?

Bi kamyon dolusu soru!

Evet, nasıl başaracağız? Nasıl kurtulacağız?

Soruların cevabından önce bir şey daha yazayım.

Batılı dernekler, vakıflar, cemaatler ve aydınlar öyle oynadılar ki insanımızın genleri ile;

Kürdü, lazı, Türkü, Acemi, Arabı vs dinler ve tarikatlar üzerinden öyle ayrıştırdılar ki, milli his ve duygular karşısında lümpen kaldılar.

Türk milliyetçisi ve Türk olmaktan farklı tarzlarda gurur duyamadılar, Türklükleri hakkında düşünemez oldular. Neden böyle düşündük­leri, davrandıkları veya hissettikleri hakkında ka­fa yoramadılar. Ülkem için ne yapabilirim, bir tehdit halinde ne hissedebilirim, nasıl düşünebilirim sorusuna cevap aramak yerine, duy­gu reflekslerini geliştirmek yerine enternasyonalist, kozmopolit ve ulusaşırı olduğunu düşünüp benliğinin aslında ne kadar Türk olduğunu göremediler. 

Soruların cevabı;

Barış Pınarı harekatı bunun ipuçlarını verdi aslında… Aslına rücu etmeye başlamıştı lakin yarım kaldı! Öze dönme, sırtlarındaki kamburu atma ve kalem gibi dik olmaya yaklaşmıştı ki bir el küçük bir dokunuş/rötuşla şalteri indirdi! O şalteri kaldırmak!

Başka bir cevap;

GDO'lu fikirlerin besleyici değerlerinin zenginleştirilmesi, dış etkenlere dayanıklı olmaları ve daha yüksek verim alınması hedeflenmeli.

Nasıl?

Hedeflenen GDO'lu organizmaların genetik yapılarında değişiklik yapmak. Yani;

"Her şey Türk için, Türk’e göre, Türk tarafından.”

Geçmişte de sıkça kullandığımız sloganların başında gelir. Bu sloganı yeniden enjekte etmek…

Sonuç olarak;

"Emperyalist güçlerin geçmişinden kopan ya da koparılan toplumların gelecekleri de ipotek altına girer, kolayca ele geçirilir" felsefesi, bilge devlet adamı Aliya İzzetbegoviç'in tabiriyle, "Savaş, ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir" sözüne benzemesin.

Hayaller, idealler, kültür, folklör ve ömürlerimizi ömürlerine adadığımız evlatlarımızı cebren ve hile ile elimizden almamaları için 'rol model' kişi ve liderler bu işi başarır.

Yaşar Kiraz 

Okunma : 910