Fıstık Yeşili | Karamandan.com - | Karaman Haber

Fıstık Yeşili | Karamandan.com - | Karaman Haber

18 Temmuz 2019 Perşembe
Fıstık Yeşili

“Hiç kimse asla aniden dalalete sapıvermez” dedi, Juvenalis.

Menfaat, unutkanlık, hırs, dünya sevgisi, makam, lüks, şatafat gibi kötü hasletlerin kurbanı oldu; maneviyatı ön planda tutup zamanla maddeci olanlar…

“Dünya sevgisi, günahların başıdır” dedi, Efendimiz (sav).

Sınırlı midemizle, sınırlı gücümüzle, sınırlı şehvetimizle ve sınırlı ömrümüzle sınırsız iştaha sahip olmamız bizi çatlatıp helak olmamızı sağlamaktan başka bir işe yaramadı. Güzel sözlülerin, iyi tavsiyecilerin, örnek davranışlarda bulunanların, doğru tavır sergileyenlerin, hakkaniyeti öğütleyenlerin hayatları; zamanla bu güzel hasletlere muhalif hale geldiğinin görülmesi hem güzelliğe ihanet oldu hem de güzele. 

“Hemen her gün kullandığımız kimi uyarıcı nitelikteki kavramları birer tekerleme gibi durmadan eveleyip geveleyerek muhtevalarından uzaklaştırıyoruz. Böylece onları hem hayatımızın içinde tutuyormuş gibi yapıyor hem de bu kavramların uyarıcı muhtevalarının heveslerimiz üzerinde herhangi bir kısıtlayıcı rolleri olmasını önlüyoruz” dedi, Gökhan ÖZCAN abimiz.

“Şu üç günlük dünyada insanın nesi var” dedi, ihtiyar. “Taş çatlasın yetmiş iki saatlik ameli var” dedi, meczup.

Unuttuk! Maddiyatı görünce maneviyatı, SUV araçları görünce toplu taşıma araçlarını, otellerin süper lüks yemek menülerini görünce bulgur pilavını, güvenlikli fildişi kuleleri görünce kerpiç evleri... Açılacağız derken; düşünce ve gelişim yönünden değil kılık kıyafetlerin renk tonları yönünden açılmayı uygun gördük. Şimdi her yer fıstık yeşili başörtüsü giymiş kızlarla, dar gömlek giymiş yeni tarzda sakal uzatan delikanlılarla dolu. Üstü açık spor arabalar, yemek yediğimiz yerde rahat rahat sigara içebilmek için üstü açılıp kapanan mekânları yer edindi bu insanlar.

“Gösteriş egemenliğinin kurbanı olduk! Gösterinin, imajın, propagandanın; davet, irşat ve tebliğle karıştırıldığı, hayırsever amelin sponsora dönüştüğü, vakıfların STK’laştığı bir dönemin içindeyiz. Dindarlığımız, ahlakımız gösterişin egemenliğinde zayıfladı maalesef. Tasavvuf ve irfan geleneği dahi ilimden koparak bir gönül terbiyesi olmaktan çıktıysa, bu, dijital gösterinin kurbanı olmasından kaynaklanıyor” dedi, Mehmet GÖRMEZ.

“Annesi ona dünya evine girmesi için ‘Zahide’ isminde kız buldu. Ama o; evleneceği kızın isminin ‘Pelin’ olmasını istiyordu” dedi, Ahmet MURAT.

Sadece nereden geldiğimizi unutmadık! Aynı zamanda da nereye gideceğimizi unuttuk… Bizi gideceğimiz yere güvenli şekilde götürecek amelleri unuttuk… Otobanlara alışıp kıldan ince sırat köprüsünü unuttuk… Klimalı araçlara alışıp, O’nun gölgesinden başka gölgenin olmayacağı günün geleceğini unuttuk… İnsanlığımızı unuttuk… Ölümü unuttuk… Unutmamayı unuttuk…

Hastanenin yatakhanelerine gidip hiç tanımadığımız birini ziyaret edeli ne kadar oldu! Markete gidip sekiz-on tane şekerleme alıp parkta oynayan çocuklara dağıtalı ne kadar oldu! Komşumuzla beraber bahçedeki ağaçlarını budayalı ne kadar oldu! Birbirimize kitap tavsiye edeli ne kadar oldu! Yolda yürürken tanımadığın birine selam vereli ne kadar oldu! 

Maziyi ve atiyi unutmakla kalmamışız, ânı da unutmuşuz bir anda ölümle karşılaşacak faniler olarak…

“Eğer hayvanlar sizin bildiğimiz ölümü bilseydi hiç biriniz semiz et yiyemezdiniz” dedi, Efendimiz (sav).

“Sermaye birikimi elde edenler süreç içinde selametlerini dünya sistemiyle bütünleşmekte aradı. Tüketim toplumu demek çocukluk yaşını geride bıraktıkları halde çocukça hevesleri terk edememiş insanların toplumu demek. Günlük konuşmalarını otomobillerin veya güneş gözlüklerinin markalarına hasreden insanlara yetişkin denilemez. Çabasız sevgi artık sevgi değil bir duygu yozlaşmasıdır. Sevgisiz çaba artık çaba değil bir sinir hastalığıdır” dedi, Üstad İsmet ÖZEL.

“Eğer Fransız asilleri kendi köylüleriyle kriket oynama yeterliği gösterebilmiş olsalardı, şatoları hiçbir zaman yıkılmayacaktı” dedi, G.M.Trevelyan.

Bir de şöyle düşünün! Sıfır ile çarpılacağını anlayan sayma sayısı ne hisseder? 

Yanlış hesap Bağdat’tan döner! 

Bağdat’ta bizim olmadığına göre…

Şadan Sezgin

Okunma : 1174