Farklı Zaman, Aynı Akıbet | Karamandan.com - | Karaman Haber

Farklı Zaman, Aynı Akıbet | Karamandan.com - | Karaman Haber

21 Ağustos 2019 Çarşamba
Farklı Zaman, Aynı Akıbet

1960’lı yılların sonları. Ayten Lermioğlu Hanımefendi [1], Karaman’dadır. Belh Emîri Rükneddin’in asil, güzel ve nazlı kızını ziyaret eder. Bunlardan daha mühimmi bir nûr kaynağını.

Ziyaretinde, “Mevlâna gibi Pîri, bir Allah (cc) sevgilisini can evinde besleyip geliştirecek imana ve şansa sahiptir. Seçilmiş, kutlu bir varlık olduğu için ulu bir zâta, Bahâeddin Veled’e (Sultânu’l-Ulemâ) zevce olmayı Allah (cc) kendisine nasip etmiştir. Evet, Mümine Sultan’ın ezel pazarında biçilen kısmeti böyledir. Belh’te evlenen bu iki bahtlının ilk çocukları Alâeddin’dir. Muhammed Celâleddin ikinci evlat olarak dünyayı şereflendirmiştir.

Sultânu’l-Ulemâ’ya kadın; gönüller sultanı Mevlâna’ya ana olan evliyalar güzeli Mümine Hatun, Lârende’de vefat etmiştir. Karamanlıların “Ak Tekke” dedikleri zâviyede medfundur. Birinci oğlu Alâeddin de aynı türbeye içindedir. İki ulu ere hizmet eden Mümine Hatun “Mâder-i Sultân” (Sultân’ın Annesi) diye ün salmıştır. Ne yazık ki hayatı hakkında çok az şey bilinir. Fakat veliyye bir kadın oluşunda hiç şüphe yoktur.
Ak Tekke, diğer adlarıyla Valide Sultân Camii veya Mâder Sultân Türbesi imanlı Orta Anadolu kadınlarının, evliyaya gönül verenlerin ve bilhassa Mevlâna âşıklarının ziyaretgâhıdır.” diyecektir.

Lermioğlu, şebekenin kapısında asılı bir levhaya dikkatleri çeker. “Rahmet timsali sandukasının etrafını biraz mesafe ile çeviren bölmenin kapısında [2] kıymetli ve muhterem insan, gerçek üstad Mithat Baharî Beytur’un [3], Hattat Halim Hoca’nın [4] hattı ile, şu pek güzel ve özlü kıt’ası asılıdır:

“Ey, pertev-i Hak, meşrık-ı cân şems-i tecelli
Sen Mithat’ini cevv-i tahayyürlere attın
Allah değilsin, fakat ey Mümine Sultan
Oğlun gibi bir nur-u ilâhiyi yarattın.”

Konyalı Merhûm, levhanın tezhibi ve yazısının fevkâlede kıymetli olduğunu ifade etmiştir. Manzumenin sadece eski Türkçesini vermekte yetinmiştir. Ta’lîk hat nevinde kaleme alınan kıt’anın imzâ (ketebe) bölümünde “Ketebehû el fakîr’ül-hac Mustafâ Hâlim tilmizi el-merhûm Hâfız Mehmed Hulûsî [5] gufire lehu, sene: H. 1380 (M. 1960)” ifadesi yer almaktadır [6]. Burada hattat, isminden sonra hocasının adını yazmıştır. Târih bölümünden ise vefatından 4 yıl önce kaleme aldığı anlaşılmaktadır.

Lermioğlu, “Bu güzel levha, Mevlânâ hayranı, faziletli insan, muhterem Seniha Bedri Göknil Hanımefendi’nin [7] Mâder Sultân Türbesi’ne niyâz armağıdır.” notunu düşmüştür.

Türbedeki başka levhalardan 2 tanesi Hattat Hamit’e [8], bir tanesi de Giritli Mevlevî Şükrü Efendi’ye aittir. Zarif şebekeyi kaplayan kadife perdelerle, Alaeddin’in sandukası üzerindeki musanna puşide Padişâh V. Mehmed Reşâd tarafından 1915-1916 yıllarında gönderilmiştir.
Bu hüsn-i hat şâheseri olan bu levhanın akibeti mi? Gülcan, isim vermeden Karaman’ın 1988-1989 yılları müftüsü tarafından bu levhanın yok edildiğini kaydetmektedir [9].

Çok değil yakın zamanda Hattat Mahmut Şahin Beyefendi’nin [10] nefis şikeste ta’lîk yazısı şebekenin giriş kapısının sağ tarafında yer alıyordu. 

Önceki levhadan tek farkı o kıt’anın sadece son mısrası yer alıyordu. Onun levhası da aynı akibeti yaşadı.

Görüşmemizde bir arkadaşının ricası üzerine bu levhayı hazırladığını ifade eden Hattat Şahin, daha sonraki araştırmalarında rahmetli Hattat Halim Özyazıcı'nın ta’lîk hat nevi ile bu levhayı yazdığı ve türbe içinde asılı olduğunu öğrendiğini kaydetti.

Hattat Şahin levhada yer alan ifadeyi şu şekilde değerlendiriyor: “Levhadaki metin divân edebiyatımızda kullandığımız betimlemeler ile yazılmış. Kadim edebiyatımızda şarap, saki, meyhane gibi terimler asli manasında olmayıp irfan, iman, tekke, şeyh veya Rab manalarında kullanılmıştır. Bu irfan ile baktığınızda tasavvufî bir metindir. Ama düz bir mantıkla okuduğunuzda günümüzde yanlış anlaşılmaktadır. Muhtemelen bu kıtayı yazan şair bir Mevlevî dervişidir. Ama günümüz Diyanet İşleri sorumluları bu metnin inceliklerine vâkıf olamayacak kadar edebiyatımıza uzaklar. Osmanlının en büyük Şeyhül-İslâmlarından Yahya Efendi Divânı’nı inceleseler bu bakış açılarını değiştirirler.”

Şu bir gerçek ki, Mevlevîlik san’at ve kültürümüzü etkilemeye devam ediyor. Önyargılarımızı yıkabilirsek.

________________________________________________________________________

[1] Ayten Lermioğlu’nun kaleme aldığı “Hz. Mevlâna ve Yakınları” isimli eseri, 1969 yılında İstanbul’da Redhouse Yayınevi tarafından yayımlanmıştır.

[2] Söz konusu levha Konyalı’ya göre türbenin sol duvarında yer alıyordu (İbrahim Hakkı Konyalı, Âbide ve Kitâbeleriyle Karaman Tarihi, Ermenek ve Mut Âbideleri, İstanbul, 1967, s. 244) Gülcan’a göre ise levha şebekenin yan taraf duvarında idi (Durmuş Ali Gülcan, Karaman Mevlevîhânesi, Mevlevîlik ve Karamanlı Mevlevî Velîleri, Ankara, 1975, Karaman, s. 4, 61; Geçmiş Yüzyılların Karaman Büyükleri ve Şairleri, Ankara, s. 21).

[3] Mithat Baharî Beytur (1875-1971) İdâdiden mezun olmasına rağmen İslâmî ilimlerdeki çok derin ve çok sağlam kültürünü ile Şark edebiyâtı kültürünü çok münevver bir aile muhitinden, bu ailenin yine çok kültürlü çevresinden aldı. Mevlevî terbiyesini Bahariye Mevlevîhânesi Postnişini Hüseyin Fahreddin Dede Efendi’den kazanmış, Mesnevîhân icâzetini ise Hatûniye Şeyhi Hüsam Efendi’den almıştır. 1916’da Konya’da Mevlâna Dergâhında Mevlevî Tarikatı’nın en büyük şeyhi Mehmed Veled Efendi (İzbudak) tarafından Kasımpaşa Mevlevîhânesi Mesnevîhânlığına tayin edildi. 1924’de son Konya postnişini Abdulhalim Çelebi’den destar alıp, “Mevlevî Şeyhi” rütbesini kazandı.

[4] Hattat Mustafâ Hâlim Özyazıcı (1897-1964) İlk olarak Hattat Hâmid Aytaç’tan sülüs ve nesih, Ferîd Bey’den de dîvânî ve rik’a dersleri aldı. Medresetü’l-hattatîn’e kaydoldu. Burada Hasan Rızâ Efendi ve Kâmil Akdik’ten yeniden sülüs ve nesih, Tuğrakeş İsmâ’il Hakkî Altunbezer’den celî sülüs ve Hulûsî Yazgan’dan da ta’lîk meşketti.

[5] Hattat Hâfız Mehmed Hulûsî Yazgan (1869-1940) İlkyazı dersini Sultan Selîm Mektebi’nin hüsn-i hat muallimi Osmân Nûrî Efendi’den aldı. Muhsinzâde Abdullâh Bey'den aklâm-ı sitte ve Çarşambalı Ârif Bey’den de celî sülüs meşketti. Karinâbâdî Hasan Hüsnî Efendi’den ve daha sonra Sâmî Efendi’den ta’lîk meşkederek icazet aldı.

[6] İbrahim Hakkı Konyalı, Âbide ve Kitâbeleriyle Karaman Tarihi, Ermenek ve Mut Âbideleri, İstanbul, 1967, s. 244-245.

[7] Seniha Bedri Göknil (1901-1973) Türk edebiyatının liyakat sahibi en yetkin çevirmenlerinden biri idi. “Faust” mütercimi olarak bilinmektedir. Bu eseri çevirmekte gösterdiği ustalık ve başarıdan dolayı, 1933 yılında Goethe Nişanı almıştır. Mevlevîlik yolunda Mithat Bahari Efendiye intisaplı idi.

[8] Hattat Hamit Aytaç (1891-1982) hususî surette istifade ettiği hocalardan icâzet alamamasına rağmen kudretli kalemi sayesinde kısa zamanda gelişim gösterdi ve zirveye çıktı.

[9] Durmuş Ali Gülcan, Geçmiş Yüzyılların Karaman Büyükleri ve Şairleri, Ankara, s. 21.

[10] Mahmut Şahin (1973-…) Almanya Duisburg doğumlu. Hüsn-i Hatta 1991 yılında Caferağa Medresesi’nde Aydın Ergün Hoca’dan rik’a yazısı eğitimiyle başladı. 1993 yılında Hekimoğlu Ali Paşa Camii’nde Hüseyin Kutlu Hoca’dan sülüs yazı eğitimi aldı ve askerlik dönüşü nesih yazı eğitimimi bitirip, 2001 yılında icâzetini tamamladı. Ta’lîk yazı eğitimi de Süleymaniye Kütüphanesi’nde Ali Alparslan Hoca’dan meşk ederek 2005 yılında icazetini aldı. Hâlen birçok ilde dersler vermektedir.

Düzenleme : 05 Mart 2019 20:41 Okunma : 2161
Foto galeri