Karamandan.com

Karamandan.com

23 Mayıs 2019 Perşembe
Fabrika Ayarları ve Bize Müsaade
“Toplum bozuldu!” dedi, gördüğü olumsuzlukların aslında kendinde de olduğunun farkında olmayan.
Kategori : Köşe Yazıları
01 Mayıs 2019 12:06
 
Fabrika Ayarları ve Bize Müsaade

“Toplum bozuldu!” dedi, gördüğü olumsuzlukların aslında kendinde de olduğunun farkında olmayan. “Senin gibi düşünmüyorum” dedi, onun gibi yaşayan.

Halkımız ne kadar cahil olsa da, ne kadar bilgisiz olsa da, ne kadar günahkâr olsa da olumlu bir yanı vardır! O olumlu yanı ise dini ve manevi değerlere saygısıdır, mayasının hâlâ tutacak kıvamda olmasıdır, toz tabakası ile kaplanan cevherinin ufacık bir azimle meydana çıkmasıdır… 

Elindeki sigara ile yolda öğretmeniyle karşılaşan öğrencinin mahcubiyeti, sarhoş haldeki adamın mahalle imamını gördüğünde duyduğu utanç, içki şişesini gazete kâğıdına saran müptela, faiz almasa da faiz verdiği için utanç duyan sömürülen, komşularının kendilerine güven duyduğu mukim, yerde bulduğu cüzdanın kime ait olduğunu öğrenmek için utanarak içine bakan emanet ehli, başkalarının başına gelen musibete üzülüp sevincine ortak olan bu gibi insanlar toplumumuzda olduğu sürece günahın içine batsak da; özümüzdeki ahlak cevherinin hâlâ yerinde durduğu ortadadır. 

Son zamanlarda sanal âlemde bazı allâmeler türedi. Tek vasıfları; Arap alfabesini bilmek olup, tek özellikleri de Kuran-ı Kerim’deki kıssaları hikâyelendirmek olan bu orta oyuncuları düşünme yeteneğinden, anlayıştan, nezaketten, bağ kurmaktan, siyaset üretmekten aciz; ham kafalı ezbercilerdir, biyolojik kasetçalarlardır. Arap alfabesi veya Arap alfabesine ilave harfler eklenerek ortaya çıkan Osmanlıca alfabesi ile yazılan abuk subuk yazıyı “dua sanıyor, ayet sanıyor” halkımız diyorlar. Aslında cahil halkımız demek istiyorlar ama diyemiyorlar. Gösterdikleri örnek ise “En iyi çikolata şu marka çikolata”, “bir nane yedik” gibi yazıların Osmanlıca harfler ile hat sanatıyla yazılmış numunelerdir. 

“Dini bozmaktan yana ikisi de bir safta; / Taş kafalı kâfirle, duygusuz kaba softa…” dedi, Üstad Necip Fazıl KISAKÜREK ve şöyle devam etti: “Yobaz ısındırmayan, sevdirmeyen, ürküten; / Kendi çirkin yüzünde güzelliği çürüten…”

Geçmiş zamanda yapılan toplumsal değişiklikler ile geçmişle bağı kopan insanlarımızın Arap alfabesine veya Osmanlı alfabesine saygı göstermesi hoş bir harekettir. Lakin cahil bırakılmaktan dolayı iyi niyetler zararsız şekilde bu örneklerdeki gibi hatalı olarak icra ediliyor olabilir. Geçmiş zamanın geçmeyen etkisidir bunlar da…

Geçmeyen bu etki yüzünden ortak bir yol, ortak bir fikir ve ortak bir amaca yönelemedik hâlâ. Herkes kendi penceresinden bakarken olaya pencerelerin cephelerini, bulunduğu yüksekliği ve pencerenin büyüklüğünü hiç düşünmedik. Yağan yağmurda pencerelerimiz kirlendiğinde ise yağmur damlalarının pis olduğunu düşündük, penceremizin kirli olduğunu hesaba katmadan. Camdaki kirliliği yağan rahmet ile ortaya çıkaran; canlardaki kirliliği de ortaya çıkaracaktır elbet. 

“Bizler İslam medeniyetinin en şanssız halkasını oluşturuyoruz. Kökümüzden, asaletimizden ve birikimimizden (gelenek kategorisine girmek istemediğim için) koparıldığımızdan dolayı İslam’a bir bütün olarak bakamıyoruz. Sanki her birimiz parçalanmış bir bedenin bir parçasına tutunup, İslam olarak onu korumaya çalışıyoruz. Sonra bir parçanın daha ondan olduğuna ikna olursak onu da elimizdekine ekliyor ve bu yolla bütünü tamamlamaya çalışıyoruz. Herkesin elindeki parça ya da parçalar farklı olduğu için kimse de öbürünün İslam’ını beğenmiyor. Hatta İslam’a kendimiz olarak da bakamıyoruz. Başkalarının nefretleri, aşağılamaları, eleştirileri bizim konumuzu değiştiriyor. Onlara göre konuşmaya başlıyoruz” dedi, Faruk BEŞER.

 “Kim bir iyilik yaptığında seviniyor, bir kötülük yaptığında üzülüyorsa o mümindir” dedi, Son Nebi, Ahmed b. Hanbel Müsnedinde.

Şöyle anlatıyor başından geçen bir hikâyeyi Bekir DEVELİ: “Abi, ben elimden geldiği kadar dinimi yaşamaya çalışan bir gencim. Namazlarıma, ibadetlerime dikkat etmeye çalışıyorum. Gel gör ki bir yıldır birine sevdalandım. O da beni çok seviyor. Bazen gözlerden uzak yerlerde buluşuyor, sohbet ediyoruz. Son birkaç buluşmamızda biraz ileriye gittim ve onun elini tuttum abi. O da itiraz etmedi… Bunun dinen sıkıntılı olduğunu biliyorum abi, çünkü nikâhlı değiliz. Bu günahım için tövbe etmem gerektiğini de biliyorum, çünkü haram bir şey yapıyoruz. Denedim de birkaç kere ama abi, bilmiyorum ki tövbe etmek için kişinin yaptığından pişmanlık duyması gerekiyor. Abi ben kalbimi yokluyorum da, yaptığımdan hiç pişmanlık duymuyorum. Onu çok seviyorum. Şimdi, şu an yanımda olsa yine elini tutmak isterim. Sence abi, tövbe etsem tövbem kabul olur mu?” Bunun üzerine şöyle cevap verdi yazar: “Kardeşim, bu yaşıma geldim, hayatımda senin kadar ihlaslı günah işleyen başka birini görmedim”.

Amellerimiz ne kadar eksik olsa da, ilmihal bilgimiz ne kadar yetersiz olsa da, nefsimize ne kadar uysak da, günahın içine ne kadar batsak da; Hakkı Hak, batılı ise batıl bilmemiz… Amel yönünden sorunlu olsak da, itikadi yönden tavizimizin olmaması ve insani yönden üstün vasıflarımızı yaşatmamız bir umuttur: yarınların daha güzel olacağına…

“Sorunumuz bir ahlak sorunudur. Hilm, tevazu ve sadakat gibi duygu ve tutumlar modern ahlakın ortasında tuzla buz oluyor. Bize, sihirli sözcükler fısıldayan insanlar değil, fazilet sahibi önderler gerek” dedi, Kemal SAYAR.

Bu âlemde; arabası ile giderken yolun ortasından yürüyen önündeki çocukların korkmaması için kornaya basmayıp sabırla bekleyen insanlar da var. Camiden çıkan tanıdığının içinde gösteriş hissi oluşmasın diye görmezlikten gelen insanlar da var. Aldığı hoş kokulu yiyeceğin kokusu başka insanların canını çektirmemesi için sımsıkı paketlenmesini isteyen insanlar da var. Âleme merhamet duygusunu yayan masum bakışlı insanlar da var. Yolda yürürken karşı cinsten gelen parfüm kokusunu aldığında solunumu bırakıp belli mesafeden sonra nefes almaya başlayan insanlar da var. Yüce bir ideal uğruna acımasız dalgaların önünde direnen insanlar da var. İfadesi aleyhine delil olsa bile haktan ayrılmayan insanlar da var. Zaman kavramını yok edip bir solukta hedefe varan insanlar da var. Gözyaşları deryalara ulaşan insanlar da var. Duaları arşa yükselen insanlar da var. Gözleri uyurken kalpleri hep uyanık kalan insanlar da var. 

“Kendini düşündüğü kadar başka insanları da düşünenler varsa” dedi meczup: “Vallahi o toplum iflah olur”. 

“Din ise salt çeşitli ibadetler değil, tüm insan hayatının nizamı, düzeni demektir” dedi, Üstad İhsan Süreyya SIRMA.

Direneceğiz… 

Zayıf yönlerimize, zaaflarımıza, nefsimize, cahilliğimize ve tüm karanlıklara… 

Sabırlı olacağız ama sabırsız tahammüllü olmayacağız!

“Geceye yenilmeyen her kişiye ödül olarak bir sabah, bir gündüz, bir güneş vardır” dedi, Üstad Sezai Karakoç.

Fabrika ayarlarına döndüğünde toplum; sonradan yüklenen korsan programlar temizlenir…

Bize Müsaade

Haziran ayında, yani o yılın Ramazan ayının 19’unda gelmişim dünyaya. Bundan dolayı mıdır ne Ramazan ayları bana hep özeldir, hep yeni başlangıçlar getirir. 

Uzun zamandan beri düşünmeye, okumaya ve yazmaya çalışan birisi olarak geçen sene Ramazan ayında yazdıklarımın bir kısmını bizlere emeği geçen üstadların da tavsiyeleriyle sizlerle paylaşmaya başladım; nesirler, şiirler, hatıratlar, hikâyeler bazen de mizahi yazılar… Yazılarımı haftalık yayımlamaya çalışsam da bazen bu düzeni bozup buluşmalarımızı sıklaştırdığımız da oldu. 

“Güzel adetlerimiz var bizim” diye başlangıç yaparken yayıma; unutulan bir âdetimiz olan “çat kapı” misafirliği dile getirerek gönüllerinize misafir olmak istedik yazılar vesilesiyle. Yazılarımız ise yeni söz söylemek için değil unutulan güzellikleri hatırlamak içindi. Zaten dünyada bugüne kadar söylenmemiş bir söz kalmış mıdır ki! 

İrfan sahibi atalarımızın dediği gibi: “Misafir balığa benzer; her ikisi de üç günde kokar” sözünü hatırlayarak bir yıldır süren misafirliğimizin durumunu hatırladım bu arada. 

Yaklaşık beş senedir bu memlekette bulunmam sebebiyle yaşadığım şehrin insanlarına güzel bir şeyler bırakabildiysek, gönüllerine dokunabildiysek ne mutlu bizlere. Aslında bu şehirde yaşayacağımı hiç düşünmemiştim. Büyüklerimin uyarısı olmuştu evleneceğimde: “Karaman’dan kız alma! Seni Karaman’a alır götürür!” diye. Neyse konumuz bu değil…

Başta da dediğim gibi, Ramazan ayı bana hep yenilikler getirir. Bu sene de bu âdetini bozmayarak yine bir yenilik getiriyor Ramazan ayı. Kısmet olursa Ramazan ayı içinde ikinci evladım Enes’i kucağıma alacağım. Allah’ım her ikisini de layıkıyla büyütmeyi ve bizlere doğru birer örnek olmayı nasip etsin. 

Hanımım tarafından son okuması yapılıp yayıma hazır hale gelecek yazılarımız ve belirlediğimiz konular ışığında notlarımız mevcutken biraz ara vermek bizim için iyi olacak. Hem de ihmal ettiğimiz bazı kaynak eserlerle buluşma imkânı olur bu süreç bize. Yazmayı bırakmasam da yazıları yayımlatmaya biraz ara vereceğiz. En azından Ramazan Ayı boyunca… 

Bir sene sizlerle birlikte olduk, sizler de bizi misafir olarak ağırladınız. Haftalık olmasa da ara sıra yine misafir oluruz sizlere, çat kapı gelebiliriz kapınıza. Belki de kaynak eserlere tekrar dönünce cuşa gelir, yazdıklarımızı bu mübarek ay içinde de paylaşırız. Nasip diyelim… 

Sizlerden isteğim ise şudur: Unutmayın hiçbir iyiliği, hiçbir güzelliği. En azından insanoğlu olarak unutkan bir varlık olduğumuzdan dolayı unutkan olduğumuzu unutmayalım. 

Başlarken de söylediğimiz gibi umarım gönlünüzde bir muhabbet, gözünüzde bir gülümseme, yüzünüzde bir tebessüm ve kulaklarınızda hoş bir sada bırakabilmişizdir. 

Bize şimdilik müsaade… 

Ramazan Ayımızı şimdiden tebrik ederim…

Allah’a emanet olun…

Şadan Sezgin

Okunma : 2271
EKSPERTİZ
maboto
KORKMAZLAR
guney sigorta
Gündem haberleri
TOKİ Karaman Kırbağı 2019 kura çekilişi ne zaman?
20 Mayıs 2019 Okunma: 10839 Gündem
Özel Selçuklu Hastanesi kapanıyor mu?
20 Mayıs 2019 Okunma: 10543 Ekonomi
Römork altında can verdi
21 Mayıs 2019 Okunma: 9671 Asayiş
Son dört günün en çok okunan haberlerini gösterir
Ayın en çok okunan haberleri için tıklayın