Doğru Oturup Doğru Konuşalım  | Karamandan.com - Karaman Haber

Doğru Oturup Doğru Konuşalım  | Karamandan.com - Karaman Haber

01 Nisan 2020 Çarşamba
Doğru Oturup Doğru Konuşalım 

Aileleri önce çepeçevre kuşattılar. Önce babaları siyaset, futbol, iyi olmayan alışkanlıklarla, anneleri tv dizileri, magazin proğramlarıyla, gençleri sosyal medya, mafya dizileri ile, çocukları youtube, sanal oyunlarla asli değerlerden uzaklaştırdılar.

Biliyorlardı aile çökünce toplumun da çökeceğini.

"Psikolojinin temel bir ilkesi vardır," der Ali Şeriati; "bedevi toplum ve zihniyetler, dış görünüşe ve gösterişe daha düşkün olurlar."

Tespit, ne kadar da çok Türkiye halkını hatırlatıyor değil mi? İşte böylece çevresinde olup biten vicdanı, merhameti çağrıştıran olumsuz ne kadar olay varsa görmezden gelen bir toplum oluşturuldu.

Buradan itibaren tabirlerimi hoş görün lütfen. Çünkü doğrudan sizleri eleştireceğim.

Yıllardır bir sosyal sorumluluk projesi içinde gönüllü olarak görev yapıyorum. Yıllardır o kadar çok 'ihtiyaç sahibi' insanla karşılaştım ki, sayısını unuttum.

İhtiyaçlı olduğu bildirilen aileleri ziyarete gittiğimde dikkatimi çeken ilk şey, bu ailelerin çocuklarının ellerinde bulunan marka ve model telefonların bulunuyor olmasıydı ve gerçekten bu aileler arasında aylarca pazara çıkamayan, market ihtiyaçlarını karşılayamayan, faturalarını ödeyemeyen kimseler vardı.

Bu ailelerin birçoğu  'imtihan' gereği "Mallarından ve saglıklarından" eksiltilmediği zamanlarda oldukça rahat bir hayat sürdüren insanlardı.

Ve yine bu ailelerin birçoğu Sosyal Medya'da en çok vakit harcayan, sosyal yaşama dair içinde en fazla isyan/anarşi söylemi olan yorum ve eleştiriler paylaşan kitle idi.

Yoksulluk içinde kıvranan bir topluluğun ellerinde en iyi telefonlarla sosyal medyada vakit öldürüp yoksulluk edebiyatı yapması gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken bir durum.

Bir tarafta bu tuhaf durum devam ederken diğer yanda envai çeşit yiyeceklerin fotoğraflarını çekip  Sosyal Medyada paylaşan güruh da ayrı bir tuhaflık örneği. Ve bu güruhun siyasi ve ekonomik tartışmaların yapıldığı ortamlarda, yaşanan ekonomik kriz konusunda birer ekonomi uzmanı gibi yorumlar yaparak halkı kin ve nefrete tahrik etmesi ayrı bir garabet. Sanırım bu ikinci güruhu bu kadar asi olmaya teşvik eden şey, karınlarının tok olması. Çünkü saray gibi döşedikleri evlerde her gün canlarının istediğini yiyen, içen, gezek tozan bu insanların  korkusu, endişesi  yoksullaşan vatandaşlar falan değil, yaşadıkları israf ve lüks dolu sonradan görme  hayatlarının son bulması ve birgün kendilerinin de yoksullaşacagı korkusu. Çünkü ne imtihandan, ne de şükretmekden haberleri yok bu azgın azınlığın. İşleri güçleri, akılları ersin ya da ermesin her konuda ahkam kesmek.

Yani, benim yazdıklarıma katılmıyorsanız çöp konteynırlarına atılan ekmeklere, olduğu gibi çöpe atılan artan yemeklere bakın. Marketlerde, alışveriş merkezlerinde insanların ne kadar gereksiz şeylere para harcadıklarına bir bakın. Ben eminim şu yazıyı okuyan siz okuyucular arasında da bu ikinci güruha dahil olan kimseler mutlaka vardır.

İşte, onların israf ederek çöpe attıkları yiyeceklerde onca yoksulun, kimsesizin hakkı var. Bakın üstüne basa basa söylüyorum; bu şehirde hala çöpten ekmek toplayan kimsesizler, hala tedavi olabilmek için çevre hastanelere gidebilecek yol parası ya da ilaç parası bulamayan hastalar, herhangi bir gelirleri olmadığı için kuru ekmekle gün geçiren aileler var ki, tüm bunların hesabı Huzur-u İlahide nasıl verilir bilemem.

Artık hayatı ve gelişmeleri sosyal medyadan takip ediyoruz. Her birey kendi ideolojik 'saplantısı' çerçevesinde birer 'insan hakları savunucusu' olmuş durumda. Beylik sözler, ayetler, hadisler, menkıbeler havada uçuşuyor. Herkes bir şeyleri tenkit ediyor, eleştiriyor, bağırıp çağırıyor. Fakat kimse ortadaki sorunun halli için elini taşın altına koymuyor.

Adamın birisi bir köpeğin üzerine bir battaniye örttüğü zaman, kadının birisi bir kediye yemek verdiği zaman, sosyal medyada esip gürleyenler o kişileri beğenileriyle trend yapıyor, hatta bizler içinde aktif olarak görev aldığımız sosyal sorumluluk projesi veya kanser hastaları için kurduğumuz derneğin faaliyetleri için bir yardım çalışması gerçekleştirip bunu duyurduğumuzda yüzlerce beğeni ve takdir alıyor/alıyoruz. Ammaa; "Şurada bir garibanın şuna şuna ihtiyaçları var, adres ve telefon bilgilerini verelim size ve siz ilk elden ulaştırın yardımlarınızı." dediğimizde o yüzlerce kişi sus pus oluyor, sadece birkaçı geri dönüş yapıyor ve o birkaç kişi de yine her zamanki yardımları yapan hayırsever birkaç insan.

Adama diyoruz; "yahu hacı abi sen görmüş geçirmiş adamsın, halden anlarsın. Gel şuradaki garibanı ziyaret edelim, biraz yardım et Allah rızası için."

"Ben Kur'an Kursuna yardım ediyorum." diyor.

Hani var ya, en yeni eğitmeninin altında bile son model araba olan sözde bir tarikat. Türkiye bütçesine denk bütçeleri olan tarikatlara, cemaatlere yardım etmekle cenneti garantilediklerini sanan ve bu nedenle fakiri fukarayı görmezden gelen zavallı insanlarla dolu bu toplum.

Sonra da geçiyorlar klavye basına ve başlıyorlar saydırmaya. Peki ey mübarekler; Allah, sizlere eleştirme, şikayet edip sızlanma görevini verip, sadece gece gündüz, yaz kış demeden her düşene koşan o birkaç yüce gönüllü insana mı verdi  'iyilik yapma' görevini!

-Ha! Şunu da belirteyim. "Biz bir sosyal sorumluluk projesine destek veriyoruz, bir dernekle irtibatımız var ve iyilik yapıyoruz." iddiasında kesinlikle değiliz. Biz iyilik yapmıyoruz, sadece 'iyi bir niyetle' insanlık görevimizi yapıyoruz. Takdir o rızkı taksim edip bu işe bizleri vesile kılanındır-

Geçtiğimiz günlerde bir çocuk kanser hastasını Konya'da bir üniversite hastanesine kemoterapi alması için götürmemiz gerekiyordu. Sabah saat 5 gibi yola çıktık. Çocuğu köyünden aldık ve tedavi olacağı hastaneye ulaştırdık.

Karaman'a geri döndüğümde karşılaştığım manzara aynen şöyleydi; kafeler, lokantalar ağzına kadar dolu, kahvehanelerde boş beleş insanlar şakır şakır taş oynuyor, caddeler halinden memnun şakalaşıp gülüşen insanlarla dolu, araçlarında yüksek müzik sesleriyle kız peşinde koşan yeni yetmeler...

Ve bu hengâme içinde bizlerin hala ulaşmamız gereken hastalar, yetimler, kimsesizler. Kafamızda neyi nasıl yaparız üzerine hesaplar planlar.

Sahi, şu koca şehirde bu işleri 8-10 insana bırakmak ve mızraklarınızın ucuna ayet ve hadis geçirip 'insanlık ve iyiliğe dair' edebiyat parçalamak size ne kazandırıyor anlatabilir misiniz bana?!

Birbirimizi yanıltmayalım.

Ne demiş Mevlana: (k.s)  

"Ya olduğun gibi görün/Ya göründüğün gibi ol."

Hayra doğru İnşaallah...

Okunma : 1094