Dinciliğin Pornografisi | Karamandan.com - | Karaman Haber

Dinciliğin Pornografisi | Karamandan.com - | Karaman Haber

15 Kasım 2019 Cuma
Dinciliğin Pornografisi

Farkındayım, başlığı okuyunca şöyle bir irkildiniz. Din ve Porno kelimelerini biraraya getirince; "tövvbe estağfirullaah!" çekeninden; "lan oolum yine ne saçmalamış bu?" diyenine kadar bir grup insanın dikkatini ve tepkisini çektiğimi biliyorum.

Yazıyı hazırladıktan sonra okuması için gönderdiğim emekli bir öğretmen dostumun da ilk tepkisi; "la gardaşım bu yazı yayınlanırsa seni daşlarlar, bak demedi deme, kâfir ilan ederler, ortalık zır yobaz dolu" demişti.

Doğru söylüyordu, zira bu ülke, kendi kıt bilgileriyle yetinen ama her ne hikmetse her şey hakkında net bir fikri olan ve her şeyin en iyisini bilen ve bu bildikleriyle inandıkları haricinde herhangi bir fikre kesinlikle eleştirel açıdan bakmayan, bakamayan ve bununla beraber saldırgan tavırlar sergileyen insanlarla doluydu. 

Bu haftaki yazımız, kendisini dindar gibi gösteren ve dine hizmet ettiğini savunan, fakat ne hikmetse isimleri hep çocuklara yönelik taciz ve tecavüzlerle gündeme gelen 'bir kısım' din kisvesi altına saklanmış kimseleri bünyesinde barındıran vakıf, dernek ve kişilerle ilgili olacak.

Hatırladığım kadarıyla duyduğum en son tecavüz olayı İstanbul Ümraniye'de Fıkıh-Der'e ait yatılı kursunda oldu ve 6 öğrenci cinsel istismara maruz kaldıklarını belirterek şikayetçi oldular. Akabinde olayla ilgili olan üç kurs görevlisi tutuklandı.

İsterseniz şöyle bir hatırlayalım kurs ve yurtlarda meydana gelen ve basına yansıyan taciz ve tecavüz olaylarını.

▪İzmir/Dikili, bir tarikat yurdunda bir din eğitmeni dokuz çocuğa tecavüz etmiş, tutuklanmış.

▪Ağrı'da bir yatılı erkek Kur'an Kursu'nda dokuz yaşında yetim bir öğrenci hocası tarafından tecavüze uğramış.

▪Giresun/Alucra, erkek yatılı Kur'an Kursu'nda yaşları dokuz ile on üç arasında değişen dokuz öğrenciye tecavüz edilmiş ve tecavüz eden pislik 203 yıl ceza almış.

▪İstanbul/Pendik, bir dernekte on bir yaşındaki çocuğa gönüllü Kur'an öğretmeni tarafından cinsel istismarda bulunulmuş. Kişi tutuklanmış.

▪ Karaman Ensar Vakfı...

▪Artvin/Yusufeli, AİHL Kur'an dersi öğretmeni on dört yıl boyunca birçok erkek çocuğa tecavüz etmiş ve tutuklanmış.

▪Sinop/Gerze, GİH Derneği başkanı dört erkek çocuğa tecavüzden tutuklanmış.

▪Çorum, Din Kültürü Ahlak Dersi Öğretmeni vakfa gelen iki kardeşten birine tecavüz, diğerine cinsel tacizden tutuklanmış ve mahkûm edilmiş.

Bu vakıalar dışında belki yüzlerce 'gizlilik kararı' çıkartılan ve günümüze kadar süregelen davalar var.

Son olarak Konya'da bir tarikat evinde, bizzat kendini şeyh olarak tanıtan birinin yediği haltlar var.

Şimdi belki diyeceksiniz ki; "Yahu kardeşim biz o vakıftaki, dernekteki, kurstaki adamları tanıyoruz, hepsi pırıl pırıl, tertemiz insanlar, insanoğlu kavun değil ki koklayıp anlayasın, adamlar güvenip görev vermişler."

Elbette öyledir, ben o bahsedilen pırıl pırıl kişileri zan altında bırakmak istemiyorum zaten, ama bir garibana yardım eli uzatırken bile, sosyal hayatını, gelirini, başka bir kurumdan yardım edilip edilmediğini, yedi ceddini soruşturan bu yetkili yetkililer görev verdikleri kimseleri neden araştırıp soruşturmaz ve takip etmez, insan yanına alıp çalıştırdığı işçiyi bile günlerce takip eder onun çalışmasından ve güvenilirliğinden emin olabilmek için. Değil mi?

Peki, toplum olarak ne zamana kadar sessiz kalabileceğiz bu tür çirkinliklere? 

Hani buraya dinci sömürüyü, her cemaatin, tarikatın ve bağlılarının kendilerini kurtuluşa erenler topluluğundan sayıp, diğer cemaat ve tarikatları küçük gördüğünü ve hatta 'kâfir' saydıklarını, tüyü bitmedik yetimler, hastalar, işsizler yoksulluk içinde yaşarlarken, bu grupların; "Allah rızası için!" topladıkları yardımlarla fakiri, yoksulu, ihtiyaç sahibini düşünmeden Karun gibi bir hayat sürdürdüklerini, siyasetten ekonomiye kadar birçok alanda söz sahibi olduklarını, tüm bu olumsuz ve adaletsiz olaylara rağmen Diyanet İşleri Başkanlığının bu cemaat ve tarikatları neden bir türlü kontrol altına alamadığını, global bunak, fetö işgal ve darbe saldırısının etkileri sımsıcak ortada dururken yazmıyorum bile.

Bu tür olaylar olup biterken vatandaşın başını önüne eğip sessiz kalmayı tercih etmesini ise hiç anlamıyorum. Çünkü sessiz kalmak bazen onaylamak yerine geçer, bu yüzden anlamıyorum.

Ben artık, 'Anadolu insanı' yahut 'Anadolu insanının samimiyeti' diye bir erdemin kaldığına da inanmıyorum.

Çünkü ben de herkes gibi bu toplumun içinde büyümüş ve bu toplumun değerleriyle yetişmiş birisi olarak, ortak paydada buluşabildiğim insanları anlamaya çalışarak ama her seferinde saydığım sebeplerden ötürü bıkmış, tükenmiş olarak tüm hoş görümü tükettim. 

Müslüman sıfatında bir insanın sahip olması gereken çeşitli temel niteliklerin zıttını yapmaya yemin etmiş gibi davranan etrafımdaki Müslümanların, o kıt bilgi ve keskin inançlarıyla kendi davranışlarını 'dine uygun' biçimde meşrulaştırmalarından tutun da, günah sayılabilecek herhangi bir şeyi dahi günlük ritüele dönüştürmeleri, ama yine de ağızlarından dini nutukların eksik olmamasını kabullenemiyorum. Kötü yanıysa bu örnekleri çoğaltmanın hiç de zor olmaması. 

Bir Batılının, Müslümanlara ya da bu ülke insanına önyargılı yaklaşmasına artık kızamıyorum, çünkü onların İslamofobi olarak saydıkları sebeplerin içinde olan birçok çarpıklığı, o çarpıklığın sahipleriyle aynı toplum içinde birebir, burun buruna yaşayarak görüyorum. 

Bu ahlaki çarpıklıkların yansımasını yolda evladımla yürürken etrafıma bakınıp da gördüğüm, sadece başı açık diye evladıma nefretle bakan, adeta zorla tesettüre girmiş ya da sırtına çarşaf geçirilmiş kadınlarda ve erkek dincilerde, -bu dinci tanımına da karşıyım ben, ne o öyle simitçi kahveci, gazozcu gibi- Cuma günleri namaza giderken her cemaatin ve tarikatın müridinin kendi grubuna ait ibadethaneye gitmesinde, sağda solda sürekli diğer Müslümanları ve Ümmeti suçlayan medyatik hocalarda, neyin kaba, neyin hadsizlik, neyin densizlik olduğunu akledemeyen, akletse bile insanların alanını çiğnemeyi bir güç simgesi olarak düşünen kimselerde, kendi nefsini terbiye etmesi gerekirken başka insanı neredeyse nefs terbiyesine sürükleyen zorbalarda, işte, otobüste, hastanede,  avm'de hülasa her yerde görmek, bunun idrâkine varmak ve bunun gerçekliğine gark olmak, beni umutsuz, yılgın ve günden güne içine dönük bir insan kalıbına doğru itiyor. 

Bu yüzden artık bu insanlar için değil, kendim için yapabileceğim en uygun şeyin, insanların bu keskin ve kalın duvarlarla ördükleri yargı duvarlarını aşmaya çalışıp nazikçe, ince düşüncelerle laf anlatmak ya da çivi çiviyi söker misali o duvarları yıkmaya çalışmak yerine, toplumdan izole olarak, algılarıma kilit vurmuş bir biçimde kendi dünyama kapanmak olduğunu düşünüyorum.

Hayra doğru İnşaallah.

Salih Cengiz

Okunma : 790