Dağıldıkça uzaklaşıyoruz, uzaklaştıkça dağılıyoruz | Karamandan.com - | Karaman Haber

Dağıldıkça uzaklaşıyoruz, uzaklaştıkça dağılıyoruz | Karamandan.com - | Karaman Haber

19 Aralık 2018 Çarşamba
Dağıldıkça uzaklaşıyoruz, uzaklaştıkça dağılıyoruz

Her geçen konuşmada halimizden şikayet ediyoruz. Toplumda sürekli ahlaki değerlerin yok olduğunu, gençlerin büyüklerine saygısız davrandığını, büyüklerin çocukları ve gençleri sevme veya affetme konusunda sabırsız davrandıklarını gözlüyoruz.

Herkes kendi halinden memnun görünürken karşıdakinin ya da ötekinin sürekli yanlış içerisinde olduğunu söylüyor veya gündeme getiriyor. Oysaki dönüp bir kere kendisine baksa ve karşıdakinin yerine kendini koyarak bir değerlendirmede bulunsa eminim ki kendisi ile onun hiç de farklı olmadığını görecektir.

Toplumsal muhayyilemiz her geçen gün daralıyor ve bir o kadar da sığlaşıyor. Anne-baba veya veliler okulu, okul da öğretmeni beğenmiyor, ğretmen öğrenciyi ve evde verilen eğitimi beğenmiyor. Konu uzmanları bu konuda herkesi eleştiriyor ve böyle olunca da saygısız sebatsız amaçsız anlamsız ve itaatsiz bir gençlik ortaya çıkıyor. Sonra başlıyoruz şikayete. Gençlerin uyuşturucu bataklığına düştüğünden, en ufak bir söz söylendiğinde toplum içerisinde şiddetle karşılık verildiğinden, hiç kimseyi bir yanlışı ile ilgili uyarmaya gelmediğinden, herkesin patlayacak pimi çekilmiş vaziyette bulunan bir bomba gibi olduğundan bahsediyoruz.

Pekala bunun sorumlusu kim? Devlet mi, hükümet mi, eğitim sistemi mi, okul mu, öğretmen mi, aile mi? Hangisi? 

Bu sorunun cevabının tek bir unsura bağlanması sanırım bizi büyük bir yanılgıya düşürür. Yukarıda belirtilen unsurların az veya çok hepsinin konu üzerinde bir etkisinin olduğu kesin. Ama hangisinin daha çok etkisi olduğu belki tartışılabilir. Bunun için belki sistem öncelikli olarak eleştirilebilir ya da kanun koyucular bu konuda daha çok suçlanabilir fakat küresel gelişmeler ve teknoloji ile dijital çağın bu kadar yaygınlaşması eğitimi ve çocukların yetiştirilmesini ciddi anlamda etkiliyor. 

Bu konuda ilk görev aslında aileye düşüyor. Aile; önce aile reisi olmak üzere kendisini ve çocuklarını ahlaki bir eğitime tabii tutarsa ve bu işi baştan itibaren yani çocuk küçük yaşta iken sıkı tutar ise birçok yanlış ve hatalı olan şeyler eminim ki düzelecektir.

Çocuk ilk önce kendisine rol model olarak anne ve babayı seçmektedir. Diğer rol modeller bunlar eğer rol model sırasını değerlendiremezler veya başkalarına kaptırırlarsa ortaya çıkmakta veya devreye girmektedir. Ondan sonraki sırada öğretmen arkadaş veya karşı cins etkili olmaktadır. Elbette ki bunda çocuğun yaşı da etkili olmaktadır.

Kuran-ı Kerim de sureler iki grup altında değerlendirilir. Buna ayetlerde denilebilir. Risaletin hicrete kadar olan döneminde indirilen ayetler ve sureler ki bunlara mekki sureler veya ayetler denir. Hicret'ten sonraki sureler ve ayetlere ise Medeni sureler yada Medeni ayetler denir. Genel olarak mekki sureler veya ayetler incelendiğinde tamamına yakınının eğer insanla ilgili bir hitap var ise “ya eyyuhennas” yani “ey insanlar!” diye başladığı görülür. Oysaki Medeni sureler de bu ifade yerini “ya eyyühellezine amenu” yani “ey iman edenler! şekline bırakır. Burada bir ince nüans farkı vardır. Bu da nedir? Mekke'de inen ayetler daha çok henüz kalbi imanla mutmain olmamış insanlara hitap ettiğinden ey insanlar diye başlar Medine'deki ayetler ise daha çok müslümanlara hitap ederek onların toplum içerisinde ve kendi hayatlarında ailevi ilişkilerinde ya da işlerinde nasıl bir yaşantı biçimi ortaya koyacaklarını nasıl bir anlayış içerisinde olmaları gerektiğini anlattığından direk iman edenlere hitap ile başlar.Bundan dolayı biz önce şu iman iddiamızın bir arkasında durmalıyız.

Bu toplumun kahir ekseriyeti Müslüman. Öyle ise şu müslümanlığımıza bir göz atıp iddiada bulunduğumuz imanın ne kadar arkasındayız ya da farklı bir okuyuşla iman bizim hayatımızda ne kadar etkili. Bir başka ifadeyle biz imanın neresindeyiz. Bu soruların bizim zihnimizde bulduğu karşılığa göre hem aile yaşantımız hem toplumsal ilişkilerimiz hem de çocuklarımız üzerindeki eğitimimizin ciddi anlamda etkileneceği inancındayım. İnancındayım diyorum çünkü tarih birçok kez buna şahitlik etmiştir. Ve Allah nice az toplulukların nice çok topluluklara galip geldiğini bizlere anlatmaktadır.(Bakara Suresi 249. Ayet) Niceliğin değil niteliğin ön plana çıkması gerektiğini, kalitenin her zaman insanlar için bir öncelik olduğunu, kaliteden verilen tavizin kısa vadede faydalı gibi olsa da aslında büyük bir zarar olduğunu ve sonunun hüsran olduğunu bize anlatmaktadır.

Kur'an'da şöyle bir ayeti kerime vardır. Ey iman edenler… iman ediniz.(Nisa Suresi 136.ayet) Bu bizim kendimizi çek etmemiz gerektiğini ifade eden ayetler den bir tanesidir. Daha Türkçe bir okuyuşla; eğer bazı konularda muvaffak olamıyorsanız ve bunun sonucunda da birilerini sorumlu tutuyorsanız önce dönüp kendi kalitenize bir bakın demektir. Nice az topluluğun nice çok topluluklara galip gelmesi o toplulukların kaliteleri ile alakalıdır. Yani sözünün eri ve verdiği sözün yerine getirilmesi hususunda azami gayret gösteren insanların oluşturduğu bir topluluktur. Kur'an'da helak edilen birçok kavimden bahsedilir ve netice itibarı ile helak sebeplerine bakıldığında bu kavimlerin genellikle ahlaki değerlerini kaybettikleri ve ahlakla dinin arasını açtıklarından dolayı kalitesiz bir yapıya büründükleri ve bundan dolayı da cezayı hak ettikleri görülür.

Ey müslümanlar siz de biraz olsun kendinize gelin ve bir dönüp bakın bugün içinde yaşadığımız durum nedir? Biz mi bu hale kendi kendimizi düşünüyoruz yoksa birilerini suçlayarak başkaları bizi bu hale getirdi mi diyeceğiz? Bugün gerek toplumumuzun gerekse bireysel olarak bizlerin düştüğü hal, hep kendi yapıp ettiklerimizden dolayıdır ve dikkatli bir inceleme yaptığımızda bunu çok rahatlıkla göreceğiz. O nedenle ey iman edenler imanımızın gereği gibi arkasında durun diyorum. İnsanların üzerinden yani insanlar hakkında ileri geri konuşarak gıybet dedikodu yaparak ve onun küçüldüğü küçümsendiğini durumlarda puan kazanacağımızı düşünerek hareket etmemizi hiçbir faydası ve gereği yok. Bu sadece bizi zavallı bir insan konumuna düşürüyor. Allah bizden, çok fazla bir şey istemiyor. Sadece ona iman ettiğimiz iddiamızın ve bu sözümüzün arkasında durmamızı istiyor. Bu çok zor bir şey değil aslında. İlah olarak yani ibadet edilecek yardım dilenecek ve kullukyapılacak yegane gücün Allah olduğunu kabul ettiğimiz için bunu hayatımızda Allah'ın emir ve yasaklarını yerine getirerek göstermemizi istiyor çok zor bir şey değil aslında değil mi?

Yapılacak şey; Allah'ın bize gönderdiği kitaba biraz bağlı kalarak onun içerisinde nelerin olduğunu fark edip bunun üzerinden hayatımıza yeni bir anlam ve düzen kazandırmak hepsi bu. Özgürlük ve hak hukuk hepsi ahlaki birer terim olarak karşımıza çıkacak ve biz Kur'an'daki istenen hayat nizami ile ilgili kurallara uyuduğumuzda bizim bugün dile getirdiğimiz bir çok sorunun kendiliğinden ve hiç de zorluk ve sıkıntı çekmeden hayatımızdan çıkıp gittiğini göreceğiz. Yine kuranı Kerim'de Allahu Teala bir ayeti kerimede şöyle diyor: “Bir topluluk kendi özünde olanı değiştirmedikçe Allah onların halini değiştirmez.”  Bütün mesele bu. Biz değişirsek, değişmeye niyet edersek, değişmek için bir adım atarsak Allah bizi eğer bu niyetimiz doğru ve dürüst yönelmek ise o yönde bize yardım eder. Yok  eğer yanlış yol ve kötüye yönelmek ise amacımız Allah bizim bu yönde yolumuzu açar ve bunu bize kolaylaştırır.

Bizim için sadece kendi yapıp ettiğimiz, çabalarımız, gayretlerimiz sonucunda elde ettiklerimiz vardır. Başkalarının gayret ve çabalarından elde edilenlerin ne bize ne de bizim nesillerimize bir faydası olmayacaktır. Dost ve düşman kavramının Allahü Teâlâ indinde ki anlamlarını ve nasıl kullanıldığını iyi anlamak iyi kavramak gerektiği kanaatindeyim. Allah Yahudi ve Hristiyanların dost edinmememizi emreder. Yani sırdaş edinmeyin, sırrınızı o insanlara açmayın, onlar sırlarınızı açık eder ve sonra da sizin aleyhinize kullanırlar ve böylece siz hüsrana uğrayan yenilgiye uğrayanlar olursunuz.

Şeytanı bize apaçık bir düşman olarak tanımlıyor bizim de bugün başımıza tebelleş olan insi ve cinni bütün şeytanlardan uzaklaşmamız arınmamız ve kurtulmamız gerekmektedir ki Allah yolunda onun dini için samimiyetle yaşayalım ve mücadele edelim.

Bugün gelinen noktada birçok insanın yüzünün sahte olduğunu görüyoruz ama maalesef üzülerek ifade etmeliyim ki toplum içerisinde bu insanların bir çoğu ciddi anlamda yer buluyor ve bu insanlara değer veriliyor. Sonra da yanlışa düştüğümüzü ve toplumun sürekli dejenere olduğunu söylüyoruz veya düşünüyoruz. Kendi dünyalık çıkarlarımız ve menfaatlerimiz için bu insanların bir yerlerde yönetici olması bir yerlerde söz sahibi olmasına ses çıkarmıyor, onların yanlışlarını söylemiyor, eleştirilerimizi ortaya koymuyoruz. Adaletin olmadığı yerde her zaman zulümat vardır. Aydınlığın olmadığı yeri her zaman karanlık kaplamaktadır ve karanlıkta Elmas ile kömür maalesef birbirinden ayrılamamaktadır. Bundan dolayı her geçen gün İslam dünyası ve özelde biz Türkiyeli Müslümanlar olarak dağılıyoruz dağıldıkça uzaklaşıyoruz ve uzaklaştıkça maalesef daha çok dağılıyoruz.

Okunma : 1412