Curkçu | Karamandan.com - | Karaman Haber

Curkçu | Karamandan.com - | Karaman Haber

21 Ekim 2019 Pazartesi
Curkçu

Mesleksizlik zor zanaat.
Her yerde zor.
Bir işi bilmeli, kişi...
Türkiye’nin sancılarından biri mesleksizlik.

“Ne iş olursa yaparım abi” yıllarından “Üniversite diplomalı işsizler” dönemine evrildik.

İş bulmak çok zorlaştı.

“Bir yere kapağı atma” umudunu kaybedenlerin sayısı giderek artıyor.

Ekonomi eğitimi aldım. Ama yazılarım ekonomi içerikli değil. Bu yazı da öyle.

Ekonominin temeli emektir.

Emeği kıymetli kılan meslektir, bilgidir, yeniliktir, beceridir.

Emek, üretimin ilk unsurudur.

Üretim, her türlü ihtiyacın karşılanması amacıyla gerçekleştirilen çabaların tümüdür.

Emek, özetle mal ve hizmet üretmek için gerekli fiziksel ve zihinsel çalışmalardır.

Karl Marx’a göre, “Emek olarak adlandırdığımız şey, emekçinin, emekçi insanın bir yeteneğidir.

Emek, insan emeğidir, insanı insan yapan bir etkinliğidir.

Oysa iktisadi mantık, insan emeğini, emek adı altında nesneleştirerek, üretim sürecinin pasif bir aracı haline dönüştürmektedir.”

Emek pazarı, insanlığın en kanlı, en acımasız, en rekabetçi, en renkli ve en sorunlu alanı olmuştur.

Tüketim çılgınlığı emekçiyi de içine dâhil ederek doludizgin gidiyor.

Bu durum, emekçinin aleyhine bir tablo ortaya koyuyor.

Emek gölgede kalıyor, emekçinin varlığı görünür olmaktan çıkıyor.

Tüketici, talebini karşılamakta zorlandıkça, sistemi ve sisteme hakim olan iktidarı zorluyor.

Tüketicinin iktidar üzerindeki baskısı ve onu dönüştürme, değiştirme gücü, emeğin ve emekçinin önüne geçiyor.

‘Emekçi de bir tüketici, elbette böyle olacak’ gerçekliği, tüketicinin iktidarı belirleyici gücünü azaltmayacaktır.

Tüketicinin ihtiyaçları sınırlı bile olsa istekleri sınırsızdır.

Bu gerçekten hareketle diyebiliriz ki, hiçbir iktidar tüketicinin isteklerini karşılama potansiyeline sahip değildir. Ve bir süre sonra tüketici tarafından kullanım süresi dolmuş ürün muamelesine maruz kalacaktır.

Emek değerdir, kıymettir ve meslek sahibi olmak emekçiyi daha değerli, daha kıymetli yapacaktır.

Türkiye’nin önündeki engel, vasıfsız emekten kaliteli emeğe geçememektir.

Diploma sahibi olmak, mesleksizlikle eş anlamlı hale geldi.

Diploma çokluğu, mesleksizliğin sebepleri arasına girdi.

Diplomalı işsizlerin ve diplomalı mesleksizlerin katlanarak büyümesinin bir çaresi bulunmalıdır.

Kadim dostum Ahmet Çelik’ten dinlediğim ‘curkçu’ fıkrasını sizlerle paylaşmak isterim.

İlkokuldan sonra okumamış, bir iş yapmamış, tarla, bağ ve bahçede ter dökmemiş bir genç, yaşı gelince askere gitmiş.

İlk gün herkes hizaya dizilmiş. Çavuş, her askere mesleğini soruyor. “Şoförüm, boyacıyım, tamirciyim, çiftçiyim, terziyim, berberim, bahçıvanım” vb. her asker mesleğini  söylüyor.

Hiç çalışmamış asker, sıra kendisine gelince, “curkçuyum” diyor.

Çavuş ilk kez duyduğu bu sözcüğe bir anlam veremiyor ve tekrar soruyor:
“Ne dedin?”

Askerin yanıtı değişmiyor: “Curkçuyum komutanım.”

Çavuş, bilmediği bu sözcüğü, sormayı da düşüklük gördüğü için, elindeki listeye ‘curkçu’ olarak yazıyor.

Listeyi teslim alan teğmen, mesleklere hızlıca göz atıp, “O, o bir de curkçumuz varmış” diyerek, çavuşu gönderiyor. Ama “curkçuluk da ne ola?” sorusu kafasının içinde dönüp duruyor.

Liste bu kez bir üst komutana ulaşıyor. Komutan da hızlıca taradığı listedeki ‘curkçu’yu görüyor ve “İlk defa bir curkçu askerimiz oldu” diyerek, bu mesleğin ne olduğunu teğmene sormaya çekiniyor. Öyle ya, “Curkçuyu bilmemek olacak şey mi?”

Nihayet liste bölük komutanına sunuluyor. Bölük komutanı, mesleklere bakınca ‘curkçu’ dikkatini çekiyor. Dosyayı sunan komutana soruyor, “Curkçu nedir, ne iş yapar?”

Komutan mahçup şekilde “Bilmiyorum komutanım. Hemen öğrenir, size iletirim” yanıtını veriyor.

“Curkçu nedir?” sorusuna teğmen de cevap veremez, çavuş da.

Çavuş, askeri bulur ve sorar, “Curkçu nedir, ne iş yapar?”

Asker, “Komutanım anlatamam, göstermem lazım” diye karşılık verir.

Askerin yanıtı, rütbe sırasıyla bölük komutanına iletilir.

Komutan, askerin yanına getirilmesi emrini verir. Askeri getirirler. Komutan, “Mesleğini ilk kez duyuyorum. Hadi bakalım, görelim seni” der.

Asker, dışarıya çıkmak gerektiğini, büyükçe bir leğen ve bir avuç çakıl taşına ihtiyaç olduğunu belirtir.

Binanın önündeki bahçeye çıkılır. Leğen ve çakıl taşları gelir.

Asker leğeni suyla doldurur, çakıl taşlarını avuçlayıp leğenden birkaç metre uzaklaşır. Yere bağdaş kurup, çakıl taşlarını leğene tek tek atmaya başlar. Çakıl taşları leğendeki suya düştükçe ‘curk’, ‘curk’ sesi çıkar.

Asker, ağzı kulaklarında, “Komutanım, köyümüzde derenin kenarına oturur, taşları daha iyi curklatırdım. Leğendeki su yeterli olmadığı için curk sesi zor duyuluyor” der.

Komutanın tepkisi ne olmuştur dersiniz?

Sormaya çekindiğimiz ve öğrenmekten kaçındığımız şeyler yüzünden zor durumda kalabiliriz, mahcup olabiliriz.

Bilmediğimiz şeyi öğrenmenin ilk adımı,  “biliyorum” görüntüsünden çıkmak ve sormaktır.

Soru, yanıt almanın koşuludur. Sormaktan değil, biliyormuş gibi davranmaktan kaçınmak gerekir.

Daha vahimi, curklattığımız boş zamanı bir meslek sanmaktır.

İş kapısı açmasını beklediğimiz diplomalarımız birer ‘curk’ bizler de birer ‘curkçu’ olmayalım?

Çocukluğu ve ilk gençliği, eğitim adlı çarkın dişlileri arasında en az 16 yıl öğütülmüş, şimdi birer curkçu olan bu gençliğin günahını kime yükleyeceğiz?

Diploma meslek belgesi değildir.

Eğitim dedikleri şey de eğitim değildir.

Ahmet Tek
ahmetalitek@gmail.com

Düzenleme : 02 Ekim 2019 12:58 Okunma : 1377
Foto galeri