Cizreyi Doğru Okumak | Karamandan.com - Karaman Haber

Cizreyi Doğru Okumak | Karamandan.com - Karaman Haber

09 Ağustos 2020 Pazar
Cizreyi Doğru Okumak

Gündemin ilk sırasında şu günlerde, hep terör olayları, PKK ve KCK taraftarlarının yaptığı taşkınlıklar ile alınan önlemler konuşulmakta. Gazeteler, haber siteleri, sosyal medya genellikle bu tür yazı ve paylaşımlarla dolu.

7 Haziran seçimleri sonrasında ortaya çıkan durumlar ve Suruç katliamının ardından ateşkesin bozularak eylemlere başlanması ile bu gün Cizre, Yüksekova, Silvan olaylarını iyi değerlendirmek gerekir.

Her ne kadar sokağa çıkma yasağı döneminde basına fazla şey yansımasa da Kobani de İŞİD(DEAŞ) ile YPG arasında süren savaş benzeri bir savaş yaşandı Cizre’de. Sınırda bulunan diğer ilçelerde yapılmak istenen Cizre’dekinden pek farklı değil.

Bu köşede 12 Şubat 2014 tarihinde kaleme aldığım yazıda dikkat çekmek istediğim bazı hususları dile getirmiştim. Bugün gerek Suriye kuzeyinde, gerekse Türkiye’nin Güneydoğusunda olan olayları o hususlardan ayrı düşünmek biraz safdillik olur kanaatindeyim.

O yazıda Başbakanlığı döneminde Sayın ERDOĞAN’DAN bazı şeyler istendiğini ve bu istenilenler yapılmaz ise birçok şeyin kendisinden alınacağı ve bunun çok yakınlarına kadar da gidebileceğinden falan bahsetmiştim.

Daha sonraları farklı gazete ve köşelerde “diz çöktürmezsen, diz çöktürürler”, “PKK eski bilindik PKK değil”, “KCK Sözleşmesi” vb başlıklarda dikkat çekilen bazı konular, hususlar vardı.

Yaşanan olayların hiç birisini 17-25 Aralık operasyonları ve MİT tırlarına yapılan operasyonlardan ayrı düşünmek mümkün değil. Hatta daha küresel düşünüldüğü zaman, Mavi Marmara olayı, Arap Baharı, One Minute, Dünya 5’ten Büyük, gibi sözler ve olaylarla bu gün yaşananların direk bağlantılı olduğu görülür.

18. yy. da İngilizler ve Fransızların başı çektiği ve “Sanayi Devrimi”nin etkisi ile dünyaya yeni bir şekil verme çalışmaları fiili olarak başlamıştır. Bu çalışmalardan kuşkusuz en çok etkilenen çok uluslu bir devlet olan Osmanlı İmparatorluğu olmuştur. Önce Balkanları kaybeden Osmanlı daha sonraları Kuzey Afrika, Filistin, Arap Yarımadası derken Anadoluya kadar küçülmüştür. Balkanlardan gelen soydaş göç dalgası içeride Ermenileri ve bazı diğer Hristiyan etnik grupları harekete geçirmiştir. Bu insanlarda isyan bayrağını çekerek çok kanlı katliamlara ve savaş ortamlarına sebebiyet verilmiştir.

Devlet eliyle (aslında devlet içerisinde bu günde olduğu gibi birilerinin kötü emellerine hizmet eden çok ucuz insanlar tarafından bu yangının fitili ateşlenmiş) terör estiriliyor havası verilerek ve yapılan inkılaplarla da bu yangına su taşıma yerine körükle destek verilerek isyanlar ve katliamların ivme kazanması sağlanmıştır.

Şeyh Said olayları bunun neticesindedir, Dersim olayları bu anlayışın neticesindedir, Delibaş Mehmet olayları vs. vs.
Gelinen noktada suni sınırlar çizilerek bir coğrafya içerisine hapsedilmeye çalışılan uluslar ve bu ulusların başına dikilen diktatör rejimler ve kuklalara karşı halk artık yeter diyerek isyan bayrağını kaldırmış ve yeni bir mücadele dönemi başlamıştır. Tunusta başlayan bu ateş tüm bölgeyi etkisi altına almıştır.

Böyle kriz ortamlarını kendi lehlerine yönetmeyi önemseyen Haçlı Zihniyet devreye girmiş ve henüz ayakta durmaya çalışan özgürlük hareketlerinin dizlerinin bağını çözerek uyanışı biraz daha ötelemeyi kısmen başarmıştır. Türkiye’de yaşananlarda bu ötelemenin etkisini daha ne kadar UZATABİLİRİZİN savaşından başka bir şey değildir.

İŞİD; bu topraklarda geçmişte Muhammed Abdulvahhab üzerinden yapılan çalışmanın tıpkısının aynısıdır. Şiddet yanlısı Müslümanların ajanlar vasıtasıyla kendi halklarına ve Müslüman kardeşlerine zulüm makinesi haline getirilmesinden başka bir şey değildir.
PKK; ASALA’nın çökertilmesi sonrasında Türkiye’nin başına musallat edilen ve dini ritüel ve düşünceden tamamen uzak Marksist bir inanışta, din düşmanı bir örgüt olarak karşımıza çıkarılan sözde emperyalizme karşı ama ağzına kadar emperyalizme hizmet etme çukurunun içerisine batmış bir yapıdır.

En büyük desteğini 1980 darbesi sonrası oluşturulan “Darbe Anayasası”ndan almaktadır. Bu Anayasa birlik-beraberlik ilkesini “Türk” etnik kimliği ile özdeşleştirmiştir. Bu özdeşleşme ise en çok nüfusa sahip ve başından beri TC Devleti ile anlaşamayan Kürtlerin isyana teşviki ve 1980 öncesinde bilinçli yada bilinçsizce bölgede yapılan uygulamalar ve politikaların da etkisi ile PKK’nın doğumunu hızlandırmış ve halk nezdinde kabul görmesine yardımcı olmuştur.

Bu günlerde batı illerinde yapılan, bazı araçların taşlanması, işçilere saldırı, parti binalarına saldırı vs.leri yapmayın, ortamı germeyin, kardeş kavgasını körüklemeyin çağrısının sebebi işte geçmişte aynı oyunlarla ortaya çıkarılan ve büyütülen PKK’nin ekmeğine ikinci defa yağ sürmeyin diye yapılmaktadır.

2005 yılında hazırlanan KCK Sözleşmesi özerk yönetim, öz yönetim -adına her ne denirse- şeklinin “ANAYASASI” niteliğindedir. Koma Civaken Kürdistan (KCK) -Kürdistan Demokratik Toplum Konfederalizmi- Kürt halklarını özerk olarak yönetecek olan düsturları içeren bir kurallar bütünü. Marksizm temelli, farklı yönetim biçimlerinden derlenmiş ve sözde kürtlerin öz yaşamına uydurulmuş bir sözleşme. Bazı kurallar, Stalin’in felsefesinden, bazı kurallar Kaddafi’nin yönetiminden vb. alınarak derlenmiş bir sözleşme.

Kobani meseleside, Cizre ve çevresindeki sınır ilçelerde olanlarda aynı eksende dönen ve bu sözleşme hükümlerinin gerçekleşmesi için girişilen bir çaba.

Başlangıçta Kobani’de İŞİD karşısında kan kaybeden PYD, ölüyoruz bitiyoruz naraları atarak, dünyaya katlediliyoruz diye yaygara yaptı. Hemen Türkiye’deki kardeşleri harekete geçti ve 6-7 Ekim olayları ile taşkınlık için bekleyen ve hedefe Müslümanları koyan bir çatışma ortamı hazırlandı. Bu olaylar sonrasında Peşmergenin Türkiye üzerinden Kobani’ye geçişine izin verildi. Özgür Suriye Ordusu da oraya yardımcı kuvvet gönderdi.

ABD’ninde yardımı ile İŞİD Kobani’den çıkarıldı ama yetmedi Kuzey koridorunda bir Kürt şeridi oluşturulması için PYD çatışmalara devam etti. Hatta bölgedeki Arap ve Türkmenleri de sürekli göçe zorladı. Etnik bir temizliğe tabi tuttu.

HDP Türkiye’yi İŞİD’e yardım etmekle suçladı. Oysa ki, Peşmerge’nin geçişine Türkiye izin vermişti. PKKCK, Kobani başarısını kendinden bildi ve PYD’yi kendi saflarına çekmeyi başardı. Bu arada Kuzey Irak ve Peşmerge ile ayrı düştü. Daha doğrusu Kuzey Irak yönetimini, kendi şartlarını kabul etmeye ve PKK’nın etkinliğine razı olmaya çağırdılar ve buna yanaşmadı Barzani. Aynı zamanda Türkiye ile yapılan anlaşmalarında bozulması istendi. Bu konuda ayrıştılar ve eylemsizliğe son verdiği zaman PKK’nın yanlış yaptığı yönünde sürekli açıklamalarda bulundu Kuzey Irak Yönetimi ve barışa dönmesi yönünde çağrılar yaptı.

PJAK’la net olarak anlaşıp anlaşamadıkları hususu belli olmamakla birlikte böyle bir birlikteliğe İran’ın nasıl bir tepki vereceği ise henüz bilinmiyor. KCK Sözleşmesi Dört bölgeyi de (Kuzey Irak, Kuzey Suriye, Güney İran ve Güneydoğu Türkiye) içine alan bir özerk yapıdan bahsediyor. Her ülkenin içerisinde bir özerk yönetimden değil, hepsinin tek elden yönetildiği bir konfedaral toplumdan bahsediyor. Bu ise; her ne kadar devlet istemiyoruz sadece özerk yönetim istiyoruz denilse de emperyal güçlerin çok işine gelecek ve kucaklarına oturacak tam bir taşeron devlet oluşturma isteği olarak görünüyor.

Bu nedenle bu gün Almanların en çok PKK’ye destek verdiğini ve bunu açıktan yaptığını görüyoruz. İngiltere ve ABD’nin PKK’yı tamamen gözden çıkardığını söylemek zor ama eskisi kadar desteklemiyor görünüyor. İŞİD belki daha çok işlerine geliyor.

PKK Kobani’de özerklik ilan ettiği için şimdi aynı şekilde şehir savaşı taktiği ile Cizre, Yüksekova, Şemdinli, Silopi gibi ilçelerde aynı işi yapmaya çalışıyor ve en büyük desteğini de HDP ve HDP’li belediyelerden alıyor. Bu savaşta Kılıçdaroğlu’nun bahsettiği %60’lık blok (maalesef, bunu üzülerek belirtiyorum) gerek icraatları, gerek konuşmaları ve gerekse sadece ve sadece ERDOĞAN DÜŞMANLIĞI için PKK amacına hizmet etti ve ediyor. PKK’nin bu gün en büyük destekçisi adına Paralel Yapı Denilen oluşum. Paralel yapıdan kastım sadece cemaat değil, ERDOĞAN karşıtlığı olan herkes güç birliği yaparak şu an Paralel Yapı adı altında birleşmiş durumda.

Hükumetin Kürt Meselesine çözüm için uzattığı zeytin dalı, KCK Sözleşmesi ekseninde akıl hocaları tarafından PKKCK tarafından son anda geri çevrildi. Kendilerine vaad edilenlerin neler olduğunu şu an bilemiyorum ama PKK sorunu çözülmüş bir Türkiye Bölgenin en güçlü argümanı olacaktı. Bu hem İran ve hem de küresel güçlerin yani HAÇLI ZİHNİYETİN hoşuna gitmedi. Türkiye’de tabirimi mazur görün bir deli çıkmıştı ve ne yapacağı belli değildi o nedenle bu deli bir şekilde başlarına bela olmadan bertaraf edilmeliydi. Bu mücadele onun mücadelesi, Müslüman halkların uyumaya devam ettirilmesinin mücadelesi…

Okunma : 2920