Bunları kim uyduruyor? | Karamandan.com - Karaman Haber

Bunları kim uyduruyor? | Karamandan.com - Karaman Haber

18 Şubat 2020 Salı
Bunları kim uyduruyor?

1970'lerin sonu, 1980'li senelerin başı idi... 

Dördüncü Mehmed zamanında, yani 17. asırda kaleme alınan ve şimdi Londra'da muhafaza edilen musiki konulu elyazmasının bendeki fotoğraflarından o yüzyılda bestelenmiş birkaç ilâhiyi bugünün notasına nakletmiş ve o günlerde arkadaşım olan bir müzisyene vermiştim...

İlâhiler o zaman bir üniversite korosunun konserinde icra edildi, sonra kaset halinde çıktı ve hayli meşhur oldu... Hâlâ da çalınırlar... 

Bu eserlerden birini, güftesi Üçüncü Murad'a, bestesi aslen Polonyalı saray tercümanı Ali Ufkî'ye ait olan "Uyan ey gözlerim gafletten uyan / Uyan uykusu çok gözlerim uyan" sözleri ile başlayanını büyük ihtimalle işitmişsinizdir...

"Uyan ey gözlerim" öylesine tanındı ki, sonraki senelerde internette bu isimle bir site bile açıldı, hattâ hakkında bir hikâye de uyduruldu:

BEN BİLE İNANIRDIM!

Üçüncü Murad bir sabah namaz saatinde uyanamamış, namazı kaçırmış, rüyasında hazreti peygamberi görmüş, peygamber "Kalk evlâdım, namazın gidiyor" demiş, padişah sıçrayarak gözlerini açmış ve öylesine pişman olmuş ki, gözyaşları içerisinde "Uyan ey gözlerim gafletten uyan" mısraı ile başlayan bu güfteyi kaleme almış! Ardarda birkaç dörtlükten meydana gelen sözleri daha sonra bestelemiş ve bugün sık sık icra edilen Irak makamındaki ilâhi işte böyle ortaya çıkmış!

Esere yakıştırılan hikâye öylesine ikna edici şekilde uydurulmuş idi ki, ilâhinin 17. asırdan kalma elyazması kitaptaki notasını günümüzün notasına bizzat nakletmemiş olsam, uydurulan bu rüya hadisesine belki ben de inanırdım.

Ama ilâhinin sözlerinin bu şekilde yazılmış olduğuna dair notanın yeraldığı "Mecmua-i Sâz ü Söz" isimli elyazmasında da, başka kaynaklarda da tek bir ifade yoktu! Melodi son derece basit ama akıcı, gayet güzel ve hatırda kalıcı olduğu için birileri esere bu hikâyeyi yakıştırmış, orada-burada yazmışlar, sonra internete koymuşlardı ve söylenti yayılıp gitmişti. Üstelik, ilâhinin bestesi değil, sadece sözleri Üçüncü Murad'a aitti, bestelenmesi güftenin yazılmasından 60-70 sene sonra idi, beste Ali Ufkî'ye aitti ve müziğin padişah ile hiçbir alâkası yoktu!

Ortaya atılan bu hayalî uyku hikâyesi artık öylesine dallanıp budaklanmıştır ki, bugün bu eseri bilen hangi müzisyene soracak olsanız, ilâhinin macerasını size böyle nakledecektir!

12 EYLÜL MUSİKİSİ

"Uyan en gözlerim"in başına gelen bu zoraki yakıştırma, Türk Müziği'ne 12 Eylül sonrasında ârız olan "mistik okuma" merakının neticelerindendir. Son 30 seneden buyana alaturka musikiye dinî bir icra havası verilmesi moda olmuştur, en neşeli ve oynak eserlerde bile bu mistik edâ merakı yüzünden ritm düştükçe düşmüş, bir zamanlar gümbür gümbür icra edilen besteler artık kalın perdelerden ve yerlerde sürünen bir lâçkalık ile, bir mıymıntı tavır içerisinde okunur olmuşlardır. Eserlere hayâlî senaryolar yakıştırılması da, işin cabası...

Üçüncü Murad'a ait olan güfteye yakıştırılan macerayı bana geçenlerde okuduğum bir konser haberi hatırlattı...

İstanbul'da "Peygamber efendimize ithaf edilen şarkılar" konulu bir konser verilmiş, ilhamı Hazreti Muhammed'e dayanan şarkılar pek bir beğenilmiş ve dinleyenler mestolmuşlar!
Neresini düzelteceksiniz? Peygambere "şarkı" değil "dinî eser", meselâ "ilâhi" ithaf edileceğini mi, böyle konserlerde çalınan eserlerin güfteleri ile bu şekilde bir ilhamın yahut ithafın alâkasının bulunmadığını mı, bütün bu bağlantı çabalarının son senelerin "mistikleşme" çabasından ibaret olduğunu mu, hangisini?

Şimdilik böyle konserlerde icra edilen ve mısraları "kadar" redifi ile biten bir şarkıyı hatırlatmakla yetineyim: Şarkı, 1960'ların sonunda yaşanmış bir aşk hikâyesinin mahsulüdür, gayet güzel ve hoş bir eserdir ama bir gönül macerasının bestesini dindarlaşma hevesi ile alıp böyle başka taraflara götürmek, ayıptan da öte bir iştir!

Okunma : 2730