Karamandan.com

Karamandan.com

21 Ocak 2020 Salı
Bisküviye atılan imza; Yılmaz Babaoğlu
         Yılmaz Babaoğlu bolluğun bereketin timsali Anadolu'da yurdumun neşeli ve sakin şehri olan Karaman'da 1936 yılında dünyaya geldi.
Kategori : Köşe Yazıları
14 Ocak 2020 15:32
 
Bisküviye atılan imza; Yılmaz Babaoğlu

         Yılmaz Babaoğlu bolluğun bereketin timsali Anadolu'da yurdumun neşeli ve sakin şehri olan Karaman'da 1936 yılında dünyaya geldi. Önemli bir tarihe beşiklik etmiş Türk Dilinin Başkenti Karaman'da. Bu şehirde pek çok kahramanlık hikâyeleri de yazılmış ünlü fıkıh ve bilim adamları gönül erenleri yaşamış. Gelmiş geçmiş. 

        Şu gökyüzü altında ne insanlar gelmiş ne fikirler birbirleriyle çarpışmıştır. Sonra biri birine galip gelmiş iş güç olmuş güçsüz ve yorgun insanlar arasında o fikir bir yıldız gibi parlamıştır. O fikirlerine sadık kalanlar bir avuç insanla bir araya toplanmış Karaman’da gelecek olarak gördüğü milli irade ile milli bir şuurla bisküvinin geleceğini de başlatmıştır.

          Bisküvinin adı o yıllarda Eti, Ülker ile anılıyordu. Kısmen zafer kazanmış halde kısmen bir reklam solanıyla dillerdeydi.

          Karaman da bisküvinin başlangıç yılı 1960 yılı olmuştur. Bir serüven olarak başlasa da geleceğin bisküvi imparatorunu Karamandan doğan güneşi, bu koca şehir bu koca ülke yakında tanıyacaktır. Steplerin köşesinde bilinmezliğin gölgesinde süren bir mücadele, bisküvinin apalama yıllarıdır. Onu ayağa kaldırmak için hırslanan o hırsla yanıp tutuşan idealist genç bir girişimci vardır. Yılmaz Babaoğlu, hamuru avucunun içine alacak onu yoğuracak şekiller verecek bisküvi üretecek o öyle bir emel öyle bir arzu ki bitmeyen bisküvi olacak. Karaman bisküvi kenti olacak ve tüm şehri doyuracak tüm şehrin üzerine tıpkı bir ana gibi kol kanat gerecek.

          Kimsenin tanımadığı bir adam yine kimsenin tanımadığı bir ilçeden Karamandan kalkıp İstanbul’a gidiyor. Kimseyi tanımıyor piyasayı bilmiyor mesleğini tanıtacak. Onun hayali ki bisküvi piyasasını tanımak ve pazar kapmak daha sonraları ise egemen olmak hüküm sürmek. Elindeki güç ürettiği bisküviyi elinde tutuyor. Hiç bir dayanağı yok yapayalnız bir adam bir yabancı gibi, tek dayandığı o güçte elindeki bisküvi ile tek başına, önce Karamanı sonra tüm ülkeyi ve dünyayı fethedecek.

         Mahalli bir bisküvici olarak Anadolu’ya gitti orada bisküvisini pazarlayacak. ‘’ Önce doğuya doğudan güçlenip batıya. İstanbul Unkapanı’na Bifa’nın adını duyurmak için geldi. Türkiye’nin ortasından bir ilçeden çık büyük bir şehre git ve satış yap bu mümkün mü? Unkapanı’nda adamın biri Yılmaz Babaoğlu’na ‘’Dikkat et! Bak burası İstanbul Allah’ın cebinden peygamberi çalarlar.’’ Dedi. Onu ürküttü.  Fakat o yılmadı adı gibi yılmazdı da 1970 yılında toptan kanallarla İstanbul’a geldi 1980’lerde ise temsilciliğini açtı.’’ 

         İstanbul Unkapanı’nın da Sivaslı bir bakkalda gördü ki Bifa’nın malları hep arkaya atılmış. Bakkala ‘’Bifa’nın sahibiyim,’’ dedi. Bakkal ilgilenmedi. Üstelik sert bir şekilde ‘’Bak bunlar kırık yanık sert ambalajı yırtılıyor’’ Diye de azarladı hakir gördü. Bu durum genç Babaoğlu’nun çok zoruna gitti. Aynı zamanda bu azar Babaoğlu’nun da iş hayatında dönüm noktası oldu. Bu sebeple de ‘’Sizi tenkit eden eleştiren insanları sevin.’’ Dedi. Hemen o yıl içinde döner fırınlarla fabrikasını yeniledi.  Üretimi on kat arttırdı kaliteyi yükseltti.

        Bu noktada işi de, yıllar içinde yıllara meydan okuyan onun hayat hikâyesiyle başlayacak. Bisküvi de onunla birlikte rol alacaktı onun örnek hayatında nitelikli bir yer edinecekti. Belki de genç Babaoğlu çalışmayı başarıyı, zaferi, gururlu sert mizacıyla, o ince parmaklarıyla harita üzerindeki güzergâhlarını belirlerken ve tüm Türkiye de bir ağ gibi yükselişini sürdürürken. Türkiye’de Karaman’da onun yükselişini ve okyanus ötesi ülkeleri de geçerek tüm Dünyaya yayılışını izleyecek ve onu parmakla gösterecekti,

            O da çocukken bizler gibi gündüzleri sokakta beş taş, bilye oynamıştı. 1980 darbesinde yüzlerce askerin ayak izlerini takip ederek sesini duyurmaya çalışmıştı. O ayaklarındaki prangaları söküp atmak belki de darbenin nedenleri için ayaklarını daha sert vurmuştu yere. Gençliğinin bütün arzuları istek ve temennileri işte o karanlık günler de, büyük ideal büyük tek bir aydınlık hayal gibi toplanacaktı beyninde.  Bunun içinde içten içe kaynayan bir istek kaynama içinde o da yanıp tutuşuyordu.

            O şehrin üzerindeki uyuşukluk hırkasını söküp atmak, herkesin gıpta ile baktığı bir zafer anıtı gibi de yükselttiği Karaman’ı bisküvinin başkenti yapmak. Karamanın adını bisküvi ile birlikte yazdırmak.

              Gençliğin karamsar müziğinin etrafında döndüğü yıllarda ve onunda gözlerinin ticarette açıldığı yıllarda gözleri tüm dünyaya karşı açılmış onun gözlerinin önünde bisküvi batmayan bir güneş gibi parlıyordu.

            Şehrin girişinde küçük bir depo içerisinde işçi kızlar ellerinde o bitmeyen bisküviyi önlerinde Yılmaz Babaoğlu bir çatı altında toplandıklarında koca bir şehri doyuracaklarını kim bilebilirdi? Babaoğlu’nun o müthiş hayalinin başlangıcı ileride bisküvi piyasasına hakim olacaklarının başlangıcı olacağını kim bilebilirdi?

            Dışardaki insanlar birbirleriyle kavgalı gizli kapalı bir dünya. Onun içinde olup bitenden habersiz. Genç Babaoğlu’nun hayallerinden habersiz. Maddi anlamda olduğu kadar manevi alanda da onun için altın değerinde olan hayallerinin gerçekleşmesine, onlar gibi kendisi de genç yaşta tanık olmuştur. Atatürk resmini taşıyan o büyük paraların avuçlarının içini doldurduğunu görmüştür. Onun kolundaki altın bilezik bazen başı sıkışmış bazen ağrımış bazen de yüzünü ekşitmiş.

            Yılmaz Babaoğlu’nun ahlakı, parası ideali hızla yükselişi her şeyin çöktüğü o darbe yıllarında belirli kısıtlamalar içinde o korkunç ihtilal döneminde, onun değişimi işitilmemiş, onun değer verdikleri ister istemez bir süreliğine rafa kaldırılmıştır.

           Etrafındaki insanlar bir kasırgaya tutulmuşlar gibi başları dönük bakışları da sönük sağlam bir nokta sağlam tutunacak bir el arıyorlardı. Şaha kalkmış olanın elinden tutmak,  onun bir işi vardı. Onun serüveni içinde rol almak, tıpkı çamurun içinde parlayan bir yıldız gibi onunla birlikte onlar da kendilerini de parlatıp yükseltebilirdi. Onlarca ekonomik kriz çalkantılı dönem kargaşa ve olaylar içinde onlara yol gösteren, harekete geçiren, gelir getirici kuvvet, her şey de onun ve Karaman halkının gözlerinin önünde oluşmaktaydı.

           Kendi işi üzerinde kendi iradesiyle yarattığı etki yanındaki kişilerle birlikte resmi bir işe gidiyor gibi ortaklarının kendisine vermiş olduğu Bifa ismi ve unvanı ile. Kendilerine bisküviden taç yaptığı kendi kendilerine armağan ettikleri, kendilerinin yarattığı, kendilerinin bulduğu bir unvanla. O bisküviyi ki o hiçlikten çıkarıp onu kral yapacak. Kendisini de fetheden, kendi zamanının yokluğu içinde kendi ihtişamını da görüyordu.  Bir an için o içindeki çocuğun gözünde çocuk bakışıyla çok açık ve canlı bir şekilde bisküvi canlandı. Canlı bir şekilde bütün örnekleriyle çeşitleriyle büyük bir hayal gözlerinin önünde parladı. Bisküviyi fetheden adam bisküvinin bütün çeşitlerini de görmüştü. Bir çocuk önce ne ister? Bir çocuk, kahraman olmak ister öyle ya onu yedikçe de büyümek büyük adam olmak ister.

         Bunun yanında tüm ülkeyi fethetmiş iki büyük bisküvi ismi de sakin sakin yol almaktadır. Eti ve Ülker onlar da kendi kendilerinin kahramanı olmuşlar şehirler ve ülkelerle iş bağlamaya çalışıyorlar.

          Genç girişimciye tehditvari sözler de gelirdi. ‘’Bisküvi tatlı bir iştir fakat rekabeti acıdır.’’ Bunu söyleyenler ne yazık ki genç Babaoğlu’nu o büyük insanı tanımıyordu. Onun hayallerini de bilmiyordu ve onu tanımadığına bu sözleri söylediğine de yıllar sonra pişman olacaktı. Her zaman bir şeyleri özlemek bir şeylerle yarışmak, amacı belli bir özlemi var. Nimeti var zenginliği de var ve bütün istediklerini elde edebilmek için de o bitmek bilmeyen susuzluğu arzu istek ve dileği de var. Sonunda o tutkusunu ateşleyen piyasayı ele geçirebilmek için babasından öğrendiği ticaretle kendi yolundan gidecek ve piyasaya da hakim olacaktır.

          O güçlü irade ve kendini babasına şehrine ülkesine ispat etme düşüncesi gücünü bütün bisküvi alemine göstermek istemesi, henüz bisküvi tam yolunu da bulmuş değildir. Yılmaz Babaoğlu da bisküviyi hangi pazara ve nasıl sokacağına karar verememiştir. İki yıl erken piyasaya girmiş olsaydı diğerleriyle birlikte onlarla birlikte piyasayı silip süpürür o pazarlara kendisi hükmederdi. Ama tarih o zaman değildir. O ticari bir hayat, darbeler yaşamışken kendini gevşetemez uyuşuk hale getiremezdi. Onu iten içindeki ateş ve parlayan gözleri vardı. Kendisini bisküvinin simgesi haline getirmek istiyordu. Ve öyleydi şehirde bisküvinin baş lideri bisküvi denilince dillerde onun ismi yankılanıyordu. Artık ona durmak yoktu ona bir görev verilmişti hareket ve faaliyetleri ateşten bir gömlek dahi olsa giyecekti.

         Sonra birden bire o esrarlı dönem karabasan dönem kaybolmuş piyasa cömert ellerini genç girişimciye uzatıyordu. Bir lütuf ve iyilik gibi gelen bu eller toptancı ve perakentecilerin yumuşak elleriydi. Yılmaz Babaoğlu’nun gözlerinde ışık neredeyse suyu çekilmiş sönmek üzere iken o parlaklığı, birden bire geri getiren siparişler onun gözlerindeki yorgun ışığı alıp silip götürmüştü. Onun elindeki tek güç bisküvi, tek bisküvi ile koca piyasaya hakim olmanın da imkanı yoktu. Örnek olarak bir iki çeşit yanında götürdüyse yine elinde fazla bir çeşit de yoktu.

          O bisküvi krallığı için o da yeni çeşitler bol bol farklı gramajlarda üretmeye başladı. Demek ki bisküvi de piyasayı elinde tutmak için çeşit bol çeşit gerekiyordu. Oyalanmadan para kazanmak da istiyorsa bol çeşit kamyonlar dolusu çeşit. Konuşmalar daha renkli canlı olsun çeşitler ağızları da doldursun diye onun aşmak istediği tat onun ulaşmak istediği makam bisküvi imparatorluğu  bisküvinin Karaman’a yüklediği misyon bisküvinin tacı olmak.

            Bir çatı altında büyük bir alanda işe başladı. Başarısını taçlandırmak istermiş gibi deneme üretimi yeni çeşitler, yeni pazarlar, ulaştığı sonuçtan hiç de memnun değilmiş gibi elde ettiği sonuçlar üç dört yıl içinde bu çeşitleri de çoğalttı.  Finger petibör kremalı bisküvi ve gofret, çevresindeki çeşitleri de dikkatle inceledi, gitti gördü. Gördüklerinden oradakilerin fikirlerinden yararlandı sonra tekrar üretime devam etti. Ama o iradesinin verdiği korkunç istekler o çeşitlerin hepsini üretmek istiyordu. Aşırı bir istekle hırsla daha büyük kitlelere hitap etmek bu hesapları sadece gezdiği gördüğü pazarlarla değil içgüdüleriyle de hesap ediyor içgüdüleriyle de o bisküviyi eviriyor çeviriyor fırını ateşliyor o çarkı döndürüyordu.

             Üretimin düzensizliği içinde katkı maddesi az saf mamuller çıkarmak ve o istediği rakam ve hedeflere ulaşmak düzensizlikten melodili ahenkli güzel tatlar çıkarmak. Sistemini kurmak. Özü aynı dış görünüşüyle dikkat çeken farklı mamuller üretmek. Yeni şekil ve çeşitler kendi kimliğiyle kendi adıyla çeşitler, hem öyle mamuller olmalı ki kendi adına yaraşır yakışır. Onun soluğu onun nefesi onun adı onun hikayesi bisküviye kendi elleriyle can vermek. Ona kendi elleriyle yön vermek canlandırmak. İşte bütün amaç ve gayesi

            Bisküvi çeşitliliği o çeşitlerin hepsini üretmeli ve yenileri de olmalıydı. Her çeşidini de bu küçük alana sığdırabilmek ve üretebilmek o büyüklüğü koca ülkeyi doyuran o büyüklüğü, bu küçük bir alana sığdırabilmek. Unu eleme yoğurma ve onu özlü hale getirmek için hamurhane, olanca kuvvetiyle unu yoğuruyor özlü hale getiriyor fırına veriyor. İşe yaramaz olanları kırıkları şekilsizleri az veya çok pişmişleri ıskartaları tekrar öğütüyor elekten geçiriyor hamura kendi elleriyle saf ve anlamlı şekiller veriyor. El işli kalıplardan geçiriyor. Kendi ateşine denk gelen fırının ateşine veriyor orada kabarıyor o çeşitlilik hamurun içindekiler orada fırın çıkışında tat alıyor. Çeşitlerin tatlarının görüntü ve damakta anlaşılması kolay bir yemeyle. Genç Babaoğlu milyonlarca buğday tanesinden bitki çeşitlerinden özleri toplamış olan bisküviyi ve tabiatın bize sunduğu nimetlerinin bir kaç bileşenlerini hammadde içine sıkıştıran bir kimyager gibi formüle ediyor. Çeşitler üretiyor. Tüm özverili çalışmasını işine veriyor. Çünkü işi onda tutkuya dönüşmüştür. Bisküvinin dilediği gibi şekil verebilmek ve dilediği çeşitleri üretmek ve üretimi daha da basitleştirmek için ürettikleri şekillerle bisküvi piyasasını ele geçirecek ve kendi adıyla birlikte o çeşitlerin isimlerini de teşhir levhasına sığdırabilecektir.

            Onun ürettiği çeşitler yiyenlerin ayırt edebildiği tatta her biri ayrı bir kategoriye giren değişik şekil ve gramajlar da, bir tat ve lezzetin sunuluş ifadesi gereksiz resim ve sözlerden de ayıklanmış. Tek bir yol üzerinde ilerleyen gelişen bir hayalden gerçeğe dönüşen tutkular, rol oynayan gizli kuvvetler o ki otoriter patron tipini de bisküvinin içine sokarak ilerlemek. Onu Eti gibi Ülker gibi büyük bir firma bisküvi piyasasına hakim olan bir firma haline getirmiştir. Bisküvinin içinde çalışan işçi vasfında bir takım ruhu içinde işçiler, memurlar, amirler, çavuşlar, işletme şefi, teknik ekip, kalite kontrol laboratuvar, üretim müdürleri, satın alma, pazarlamacı, üst yöneticileri. Her biri kendi dünyasını yaratmış bunların her birinin gündelik hayatı olduğu gibi bisküvi ile daha çok içli dışlı olmuş onların ikinci evi gibi daha sıkı temas birbirlerinde daha çok iz bırakmışlardır. Hayat mücadelesi hayatın yarattığı bin bir çeşitlilik yalnızca bisküvi üzerine işlenen işleme de değildir. İşçilerin yaşadığı ve yaşattığı renkli hayat çoğu kez kendilerinin bile haberleri yoktur. Bisküvinin haberi bile yoktur.  Yaratmış oldukları renklerden ve tiplerden çünkü yansımaları gerçek dünya daha renkli ve yoğundur. Bisküvi işçileri de daha çok hayatın feleğin çemberinden geçmiş çaresiz yorgun ve tutkuları hayalleri özlemleri olan trajik hayatları özlü yaşamları olan insanlardır.

             Onlarda bisküviden önce kendilerini fethetmekle işe başlamışlardır. Kendilerini tanıyan insanlar paranın verdiği özgürlükle özgüvenlerini konuşturmuş çarşı pazar yerlerinde birbiri ardına gelen zincirlerle koca şehri bisküvi işçileri oluşturmuştur. Öyle ki her evde bir bisküvi temsilcisi bulunmaktadır. Bir sorumlu gibi her evde bir tane bozkırın çorağında açan gül gibi. Fabrikatör iş adamı da mavi gök kubbe altında yorgun ve yoksul insanlara bu ırmaktan akar gelir gibi bisküvisini göndermiştir.

              En derin yokluğun hüküm sürdüğü evlerde köy evlerinde bile bisküvinin adı geçmekte fakirin işi aşı ekmeği katığı olmaktadır. Herkes oraya o özel işyerlerine girebilmek için o yokluk duvarını yıkıp o yolları aşıp gelmek, kapalı sarı sırlı odalarından çıkıp gelmektedir. Bisküvide çalışanların gözlerindeki ışık büyüleyici alev aydınlanmayan ev yok gibidir. Her evde bir işçi ve yan komşunun kızıyla birlikte bir iş arkadaşı, bir dost, komşu gibi hep birlikte birleşecek çoğalacak bisküvi işçisi ordusu kuracaklar. Bu ordu ki düşmanla savaşmayacak. Ekonomik bir güç ki ellerinde kendilerini eşeleyip çıkardıkları kendilerinden meydana gelmiş bir güç gibi. Aynı zamanda bir hiçlik ve yokluktan ne hale geldikleri de görecekler. Tıpkı Yılmaz Babaoğlu büyük liderleri gibi onun giyindiği bisküvi elbisesini onlar da giyecek onlar da o unvan ile dolaşacak ve o gelirden onlarda pay alacak. Bisküvi ki onları birbiriyle buluşturmuş sayılamayacak kadar çok çeşitte insan kalabalığında sayılamayacak kadar vaka olay ve bunların arkasında yine sayılamayacak kadar insan manzarası ve hayat hikâyeleri uzayıp gidecektir.

               Bisküvinin ilk örneği kendi tarihinde eşsiz ve tek lider iken bu gün pek çok girişimci kişi onu örnek almış ve çoğalmışlardır. Çünkü onlarında rüyasıdır bisküvi piyasasına girmek. Her küçük yaşta kurulan bir hayal gibi hayalini gerçekleştirmek çünkü genç Babaoğlu’nun böyle bir hayalin peşinden gitmesi bisküvinin altına ismini yazdırması onun boş bir hayal olmadığını gösterir. Onun yetişemediği piyasaya yetişmek onun uzanamadığı dala uzanmak onunla yarışmak, rekabet etmek.

             Bütün piyasaya hükmetme gücü, Yılmaz Babaoğlu’nu örnek alan diğer iş adamları da onlarda alabildiğince bisküvinin peşi sıra koşmuş şehir şehir ülke ülke dolaşmıştır. Aşk ile arzu ile o yola baş koymak dinlenmek durmak yok yola devam. Eğer ki bir yemek hazır edilmişse o yemekten yemek, o pastadan pay sahibi olmak gerekir. Bütün dünyaya Karaman bisküvisini göndermek gerekir.

            Yılmaz Babaoğlu’nun rakipleri de tıpkı kendisine benzer hepsinde de bisküvi piyasasını elinde tutma hırsı Türk sanayisinin ilkleri arasına girme hevesi vardır. Onları ilk beş yüze doğru çeken bir kuvvet onları Anadolu kaplanlarını oturdukları sedirlerden yer minderlerinden kaldıran onları bulundukları şehirden dar boğazdan kurtaran bisküvi Yılmaz Babaoğlu’nu da İstanbul’a fırlatır. 

                Bisküvi rekabet alanı artık orasıdır. Çünkü Karamanda on beş girişimci bu sektöre doğru koşar. El değmemiş işlenmemiş genç yatırımcılar gizli kuvvetleri, gizli kaynakları, enerji ve birikimleri harcamak için yanıp tutuşan müteşebbisler. Burada Karaman da bu daracık alanda havada uçuşan etiketler isimler. Birbirleriyle rekabet, birbirleri üzerine işçi alır işçi verirler. Birbirlerini yok ederler ve sonunda başarıya doğru yükselirler. Hiç bir müteşebbisin ve fabrikalarının ismi tam yerine oturmamıştır. O yıllarda 1996 yılları hiç biri de piyasaya tam olarak hazır değildir. Piyasaya hakim olmak her biri de seslenebilmek için oradan dünyaya var gayretleriyle çalışırlar. Gençlik iş heyecanı büyük hayale ulaşmak büyük hedefe koşmak o henüz eğilip bükülme çağınızda o kan henüz damarlarınızda iken siz de kendinize bazı zırhlar hazırlamalı kazançlar elde etmelisiniz ki her biriniz o güçlü arenada çarpışasınız.

İktidar savaşı gibi kendi bağırlarından çıkan bir mücadele kendi savaş alanlarını yaratmak çarpışmalarında şiddetli olmadığını tatlı tatlı olduğunu gösteren bir tatlılıkla romantikçe ‘’Buyrun buyrun bir de siz buyrun bizim mamullerimizi tadın.’’ Çünkü her bir üretici müteşebbisin birbirlerinden öğrenecekleri çok şey var. Bisküvi rekabeti acı kendisi ise tatlıdır. Acımasız ve tatlı görüneceksin olay budur. Çok kalabalık olduk üstelik bir kavanozun içine de sıkışmış gibi. Öyleyse o kavanozdan çıkmak için birbirleriyle rekabet etmek zorundalar her biri kendi şehirlerinden çıkan kaynaktan bisküviden kendilerine yaptıkları silah, tecrübe, deney ve eski bildik girişimcilik yöntemleriyle birleştirerek daha çok rekabeti sertleştirmek ve kendilerine yeni pazarlar bulmak zorundalar. Sadece hayat mücadelesi için bisküvinin yaşaması için bir yol vermek hayatta tutunabilmek için şehir halkının da sağ kalanlar bizimdir demesi için. Rüzgâr ne taraftan esiyorsa o tarafa arkasından atlı kovalıyor gibi her biri de koşarlar. Yollar uzun hava koşulları sert çetin bir mücadele üstelik o korkunç bir zevk ki onlar her şeye dayanabilir. Kendileri için yeni bir dünya zenginlik refah gelecek güçlü kollar birbirlerinden oluşmuş upuzun bir zincir. Uzaktan bakınca da o koca organizeye büyüleyici seyrettiğin zaman fethedebilmek için o koca fabrikaları başka şekle sokmak daha çok işçi toplamak daha çok çeşit üretmek daha çok yol kat etmek gerektiğini hissederler.

            Çünkü ticaret demek rekabettir. Ticaretin onda dokuzu da cesarettir. Ki cesareti olan insan her şeye de sahip olmak ister. Aynı serüveni yaşamak aynı yollardan geçmek. Tırlar nasıl onların  işyerlerine giriyorsa aynen kendi fabrikalarına da girmesini isterler. Ereğli yolunda organizeye giderken servisleri, arabaları birbirine sürtünerek geçer birbirlerine tekerleklerinden çamur sıçratırlar birbirlerine kaş göz ederler kafa sallar selam ederler. Her birinin başları üzerine taç yaptıkları bisküvileri vardır her kafalarını kaldırdıklarında onun ışığıyla kendilerini aydınlatırlar. Patron olmak güzeldir. Çekicidir ilgi odağıdır. Bisküvi de marka, tadın sembolüdür. Hepsinde de aynı taç vardır ve hepsinde de aynı arzu Karaman bisküvinin başkenti olacak

         Hayalini gerçeğe dönüştürebilme yetenek ve kabiliyeti olan insanlar kendi deyimiyle kendi hikâyesini kendi adını veren insanlar. ‘’Senin adın senin hikâyen’’

        Yılmaz Babaoğlu’nun görkemli gösterişli bir havası vardır. Kendisi uzaktan soğuk görünür ondan iş isteyenlere de karşı da dostça yaklaşır neşeli ve güler yüzlü olur.

        O ticaretin içinde işinin peşinde koşar. Hayatının uzun yılları mutlu göçebeler gibi İstanbul Karaman arasında geçer. O zengin bir işveren patron olduğu halde kendisini işçiler içinde rahat hissetmektedir. Çünkü onların gönüllerini de fethetmiş gönüllerinde yerleşmiştir. Fabrikası her zaman mutlu ve barış havası içinde o hiçbir zaman işçi işveren arasındaki ahlaki sınırı da aşmamıştır. O kendini beğenmiş bir insan değildir. İşçileriyle çok iyi anlaşmış kendisi de bazı günler işçiler arasına karışarak onlarla birlikte iş başı etmiştir. Sağlam temeller üzerine kurulmuş olan Bifa bisküvi fabrikası hiçbir zaman iyilikçi hayırsever yapısından ve geleneğinden de şaşmamış her yıl işçilerinde düzenli olarak harçlık ramazan yardımı, burs ve ihtiyaç sahibi işçilerine de yardım elini uzatmıştır. Ayrıca okul, çalışanlarına anahtar teslim ev, cami,  çam ormanı, yaparak sosyal alanda da hizmet vermiştir. İşte bu yüzden Bifa kurulduğu günden bu güne bu yükselişe başarıya ve görkemli bir iş başarısına erişebilmiştir. Bu bir Yılmaz Babaoğlu eseridir. Onun kurduğu fabrika kendi gücü ve çalışanın emeği ile bir sanata dönüşmüş fırınlarda pişmiş ve bisküvi olmuştur. Bir sanayicini tutkusu ve gerçekleştirme imkanı hepsi de Karaman halkının gözleri önünde olmuştur.

       İşte Karaman sıradan insanların üzerinde yükselen büyük ve görkemli bir sanayi şehrine dönüşmesine en güzel örnek. Ayrıca yine sıradan bir manavın ticaretin en basit ve en kolay kısmından gelen bir insanın bile yükselebileceğine en üstün güce ulaşabileceğine de bir örnek .

         KISA NOT: Sayın Yılmaz Babaoğlu için kaleme aldıklarım sadece duygularımın gönül tellerine dokunuşu ile kalemimin ucuna gelenlerdir. Bu ses sadece benim değil tüm Karamanlıların sesidir. Üç yıldır internet ortamında bisküvi fabrikaları, üretim ve işçi kızlar ile ilgili yazılar yazıyorum.  

Nurten Kılıç

Okunma : 6689
Foto galeri
guney sigorta
seç
EKSPERTİZ
maboto
İSABET
MEVLANA YEMEK
YARIŞMA
Gündem haberleri
Tüfekle vurulmuş olarak hastaneye bırakılan şahıs öldü
18 Ocak 2020 Okunma: 25863 Asayiş
Karaman’da işçi servisi devrildi: 9 yaralı
17 Ocak 2020 Okunma: 8440 Asayiş
Düşüp ayağı kırılan gence ilk müdahale vekilden
17 Ocak 2020 Okunma: 7525 Asayiş
Son dört günün en çok okunan haberlerini gösterir
Ayın en çok okunan haberleri için tıklayın